• avatar

    Dil Yanlışları ile Yanlış Diller
    Daha béğeni yapılmamış.

    tarafından 4 Ocak 2017 gününde yazıldı, 586 kéz okundu.
    Bu yazıdaki görüş ve tümceleriñ sorumluluğu, yazarıñ kendisinde olup, burada yér almasıyla Türkçesi Varken Topluluğu'nuñ Türkçecilik açısından çoksesli bir yérlik olması amaçlanmıştır.

    Biliyorum: Bu yazı düzeltmecilik güderek yazılan ilk yazı değil, son yazıysa olmayacak. Doğrusunu isterseniz, ülkemizde Düzenlemelerle başlayan dilsel uyanış bu-tür yazıları yazdırır oldu. Kamuerkiyle sağlanan göreli dil bilinçlenmesiyse bu konularda yazıların yanında – özellikle son onyıllarda – birçok betiğin yazılmasının nedenidir. Doğallıkla bütün bunlar en büyük “sıkar”larımızdan1 biri olan dil sorunumuzdan kaynaklandı. Söz konusu sorun varlığını sürdürdüğüne, dahası – bence – gitgide ağırlaştığına göre, dil yanlışları ile yanlış diller üzerine daha nice yazı, betik yazılacaktır. Ne olursa olsun; benim bu konular üzerinde alçakgönüllüce söyleyeceklerim şunlar:

    Dilsel yazıları, betikleri dilseverler yazmakta, okumaktalar. Demek dili – doğal olarak – kullansa da yazındışı sayılması gereken yığınlar bu yazılardan, betiklerden bütünüyle savasız2 bulunuyor. Böylece dilseverler – kim bilir, Türkçeyi kurtardıklarını ya da kurtaracaklarını sanırlarken – kendileri dışında kimseyi etkilememiş oluyorlar. Dil sorunumuzun çözül(e)memesi bundan ötürü olsa gerek. Peki, yığınları “yazınsever” kılmak için neler yapılmalı? Daha doğrusu, değmehangi bir nen yapılabilir mi?

    Aydın kesimimiz çok ufak, etkisiz. Oysa dilsever, yazınsever olmak için aydınlaşmak gerekir. (Bunun tersi de doğrudur.). Durum böyle olunca, dilimizi düzeltip özleştirmenin – toplumsal düzlemde – ne denli güç bulunduğunu söylemek aşırı kaçar. Aydın kesimin daha büyük, etkili olması eğitim-öğretim dizgesinden kamusal ekin yönetimcesine3 türlü etmenlerin bu doğrultuda kullanılmasını gerektirir. Ancak, ülkemizde – yazık ki! − bunun tüm tersi yapılmaktadır. Demek bireyler toplumu oluşturacaklarına sürücül kişiler yığınları ortaya getirmekteler. Yığınlarınsa dili önem taşımaz. Günlük yaşamın sürdürülegitmesi yeter. (Günlük yaşam nite olsa süregider.). Bu biçimde uslamladığımızda, değil Türkçeyi kurtarmanın, kendi dilini arı duru, doğru düzgün kılmanın son-kerte “çetin” bir iş olduğu anlaşılır. Aydın – adı üstünde – aydınlık saçsa da kurtarıcılığa soyunmamalıdır. Bunun yerine kendisine – başta dil bakımından − çekidüzen vermelidir.

    Örneğin “betik ayırıcısı” ya da “yer imi” demek varken, yaygın biçimde kullanılan *kitap ayracı sözünü ele alayım. Şimdi, “ayraç” sözcüğü Osmanlıcadaki mutarıza ile parantez sözcüklerinin öz Türkçe karşılığıdır. Demek betik ayırıcısı ya da yer imi anlamında *kitap ayracı dememek gerek. Ancak, bunu kime, nite anlatacaksınız!? Bir biçimde anlatsanız bile, ne değişecek! Genelde yeryüzünde, özelde Türkey’de yığınların dili yanlışlarla doludur. Aydın yerine tüketici yetiştireduran bir düzende doğru ile yanlış arasındaki – gerçekte yaşamsal önem taşıyan – ayrım yitip gider. Buysa doğru dil ülküsünü toplumsal düzlemde gerçekleştirmenin – durumlar ile koşullar enikonu iyileşmedikçe4 – olanaksız bulunduğu anlamına gelir. Birey kendi dilini düzeltip özleştirmeyi başarıyorsa, ona ne ongun! Yoksa başta bu deneme bulunmak üzere bütün yazılanlar – etkilese etkilese – aydın kesimi etkiler. Aydın kesimse doğrusu iyi örnek olmayla, öyle kalmayla yükümlüdür.

    Peki, ne(ler) yapmak gerek? Bir-tür seçkincilik güderek doğru düzgün dili aydın kesime özgülemek yakışık almaz: Değme kişi dilini doğru düzgün kullanmalıdır. Gelgelelim yukarıda belirttiğim üzere ancak aydınlar dile özen gösterirler. Öyleyse, aydınların çoğalmaları gerek, diyeceksiniz. Doğru. Aydınların çoğalmaları yalnızca dile yarar sağlamaz, başka birçok sorunun çözülmesine katkıda bulunur. Bununla birlikte, aydın olmaklık tözlülüğü gerekli kılar. “Töz”se beribenzer kişide yoktur. Bundan ötürü, usa aydınların daha etkili, etkin olmaları gerektiği düşüncesi gelebilir. Örneğin aydınlar örgütlenip seslerini daha çok işittirebilirler. Nitekim bu erekle dil alanında etkinlik gösteren dernekler dahi kurulmuştur. Ne ki, bu derneklerin adlarını bile çoğu yurttaşımızın bilmemesi gerçeği örgütlenmenin de yetmediğini ortaya koymaktadır. Böylece gene bireyin kendi yaşamında yapabildikleri, yaptıkları söz konusu edilmeli. Şöyle..:

    Kişinin iyi örnek olması, öyle kalması yeter. Başkalarını denetleyemeyiz, düzeltemeyiz. Ancak, kötülükten sakınmak da bir nendir. Kötü, örnek alınmazsa da bizim toplumumuzda olumsuzluklar alabildiğine hızlı bir biçimde yaygınlaşmaktadır. Dilse bu kötüye eğilimin etkisiyle gitgide yozlaştırılıyor. Birey olarak ne yaparsak yapalım; kötüye gidişi önleyemeyiz. Şu var ki, kişi gerçekten tözlüyse5, kendisini eytişimsel bir sürecin içinde buluverir: Bireysel iyilik ile toplumsal kötülük karşıtlaşır. Sonunda ne olacağıysa kestirilemez. He, bireye düşen kendi kendisini olumlu kılma, tutmadır. Böyle sürevlerde olumlu etkilemekten çok, olumsuz etkilenmemek önemli. Bir “kötülük toplumu”nda yaşadığımızı söylemek yanlış değildir. Kötülük toplumundaysa bireysel iyilik yadırganıp kötülenir. Birey toplumsallaşmak istese, toplumsallaşmaksızın edemese de toplumsallığın yarattığı çekincelerin ayrımında bulunarak davranma baskısındadır.

    En azından biz dilseverler dil yanlışları ile yanlış diller karşısında “uyanık” olmalıyız. Yoksa bir gün düzeltilemeyecek denli yanlış, özleştirilemeyecek denli yad bir dille karşılaşmamız işten değil. Son yıllarda güdülen yanlış mı yanlış yönetimceler yüzünden aydın kesim enikonu ufalıp etki gücünü büsbütün yitirdi. He, gidişimiz çok kötü. Ancak, birey buna bakıp dayanmayı, direnmeyi, karşı koymayı bırakırsa, kendisi silinip gideceği gibi, toplumsal yozlaşmaya katkıda bulunur. Türk ulusu şimdi artamlı6, erdemli Türkleri değme sürevkinden çok gereksiniyor. (Artamsız, erdemsiz olmak pek kolaydır. Gelgelelim kişiye yaraşmaz.). Ne ki, bu denemeyi öğütçülüğe kaymadan bağlamam gerek. Son olarak şunları söyleyi-söyleyivereyim: Yaşamın doğru, güzel, iyi olması birazsa dilin doğru, güzel, iyi bulunmasına bağlıdır. Bundan ötürü, dilimize özen göstermeliyiz. Baştankara konuşmak, yazmak olumsuzluklarla dolup taşan bir yaşamı, demek bu yaşamı düpedüz onamak demektir. Böyle bir yaşamsa istenesi olmasa gerek.

    2016 İlkgüzü

    Seyhan

    (İletişim: yedigir@hotmail.com)

    1 1. Sıkar: Os. bela.

    2 2. Os. habersiz.

    3 3. Yönetimce: Os. politika.

    4 4. Türk Devrimi söz konusu durumları, koşulları enikonu iyileştirmek için yapılmıştı. Ne ki, bu devrimin ardı getiril(e)mediği gibi, kazandırdıkları yeterince çok korun(a)madı. Gene de, hiç yapılmamış olsaydı, şimdi çok daha kötü bir durumda bulunuyor olurduk sanıyorum.

    5 5. Tözün gerçekte ne olduğu, kişide niçin, nite bulunduğu ya da bulunmadığı sorularını yanıtlayabilmek için salt töz üzerine bir deneme yazmak gerekir. Bununla birlikte, öyle bir deneme bile töz konusunda doyumsatıcı açıklamalar içermeyebilir.

    6 6. Os. meziyetli.

    Değerleme:

yukarı çık