• avatar

    Dil Sorunumuz
    Daha béğeni yapılmamış.

    tarafından 26 Nisan 2015 gününde yazıldı, 1331 kéz okundu.
    Bu yazıdaki görüş ve tümceleriñ sorumluluğu, yazarıñ kendisinde olup, burada yér almasıyla Türkçesi Varken Topluluğu'nuñ Türkçecilik açısından çoksesli bir yérlik olması amaçlanmıştır.

    İlk ağızda dil sorunumuzun var olduğunu görmek gerek. Oysa çoğu kişiye göre, bu sorun – düzce, kesinlikle – yok. Dahası, özdeş çoğu kişi nece, nite konuştuğunun, yazdığının ayrımında değil. Çok çok değme kişinin yanlış konuşup yazdığı, dilin hiçbir önem taşımadığı düşünülüyor. Böylece doğru dili doğru kullanmaya yeltenenler (!?) düzgüsüz sayılmaktalar. He, at izi it izine karışmış. Kim kime, dum duma. Gerçekte dilde kuralsızlık bulunmuyor; “kural-tanımazlık” buyruğunu yürütüyor. Çözümsüz kaladuran kazançsal-toplumsal sorunlar, son çözümlemede ekinsel bir oluşum olan dile bozukluk ile kirlilik biçimlerinde yansımakta. Demek bunlar doğru dilin gürültüye gittiği, şaşırtıcı, yaman sürevler. Ancak, dil sorunumuzu – kötümserlik tuzağına düşmeksizin − irdelemek olanaklı. Okuyor olduğunuz denemede buna çalışacağım. Vargılarımın bilimsel, ussal bir kıyılıkta1 kalacağını umarım.

    Doğallıkla dil sorunumuz bugüne özgü bir olgu değil: Ökdilimiz Türkçe yüzyıllarca savsaklanmış. Söz konusu savsaklanma Dil Devrimine değin sürmüş. Dilimiz bu devrimle gelişip özleşerek varsıllaşma yoluna sokulmuşsa da Atatürk’ten sonra gerçek dilsever bir önder gelmediğinden, Türkçe gene geri düzleme itiliverdi. Bundan ötürü, şimdi Türklerin2 çoğunluğu dilce “yürekler acısı” durumda bulunuyor. (Hiçbir dil bütün kullanıcılarınca yetkin biçimde konuşulup yazılmaz. Dili doğru düzgün kullanıyor olmak için bilgi, bilinç, duyarlık, saygı, sevgi ib. gereklidir. Şu var ki, bizim dil sorunumuz ürkünç boyutlarda.). Buna karşılık olarak, Türkçenin şimdi en gelişkin durumunda bulunuyor olduğu yadsın(a)maz bir gerçek. Ayrıca Türkçe, anlatım ile türetim olanakları bakımından üstün bir dil. Öyleyse, sorun Türkçede değil, Türkçeyi kullanagelenlerdedir.

    Öbür yandan eğitim-öğretim dizgemiz yapyanlış olduğundan, Türkçenin doğru öğretilip kullanılmasına hiç mi hiç elvermiyor: Öğretim izlencelerindeki Türkçe öğrenceleri son-kerte yetersiz. Üstelik özellikle sözcük seçimi açısından yanlışlarla dolu. Ana babalar – yazık ki! − oralarda değiller. Sözcüğün tüm anlamıyla önemsenen yalnızca bir dil var: İngilizce.3 Bundan ötürü, İngilizceye yatırım yapılmakta. Yığın iletişim araçları yanlış dil örnekleriyle dopdolu. Türkçe, Türklerin yurdunda, demek kendi yurdunda sayılmıyor, sevilmiyor anlayacağınız. Giderek “Türkçe yağılığı” ile “öz Türkçe karşıtçılığı” söz konusu edilebilir. Bu görünüme bakınca, umut beslemek güç. Ancak, değme nen o ölçüde olumsuz sayıl(a)maz. Şöyle..:

    Doğru dili doğru kullanmak isteyen kimsenin önünde – toplumsal baskı dışında – bir engel yoktur. Toplumsal baskıyaysa – toplumla çatışmaksızın − karşı konabilir, konmalıdır. (Dilin yanlış kullanılmasında, yanlış dilin kullanılmasında sakınca bulunmadığı düşüncesi büyük bir yanılgıdır.). Başkaca Türkçenin günümüzdeki gelişmişliğinden yararlanarak öz Türkçe konuşma, yazma olanaklı bulunduğu gibi, gerekli mi gerekli. Bunlardan dolayı, umutsuzluğa kapılıp eylemsiz kalmak yerine yararlı kimi işler yapmalı. Bunun kolay olmadığını ben de biliyorum. Gelgelelim güçlüğü yenmek gerek. Unutmayalım: Türkçenin ölmesi Türk ulusunun yok olmasına yol açacaktır. Ağzı iyiye açmak gerekse de önlemlice davranmalı. Aşırı geç kalmış sayılmayız. Demek bu “kötü gidiş”e son vermek – daha – olanaksız değil.

    Gerçekte dilin bir “sorun” durumuna gelmemesi gerek. Ancak, bu koşullar içinde dili sorunsamamak ya da sorunsuz saymak yadsımacılık gütmekle olur. İster bir göstergeler dizgesi olarak görülsün, ister bir iletişim aracı olarak varlansın; dil kendiliğinden kimi sorunları barındırır. Ne ki, yanlış dil kullanımları doğru dil kullanımlarından çoksa, ortada bir dil sorunu vardır. Bu nedenle, dil sorunumuzun var olduğunu söyledim, söylüyorum. Bunu söylemek dilsel kötümserlikten kaynaklanmaz. (Kötümserlik bütün konularda bir çekincedir; o ayrı.). Dil sorunumuzun çözülmesi için, önce çoğunluğun içinde bulunduğu aymazlıktan kurtulması gerekir. Bunu sağlamaksa dil-dışı4 etmenlerin denetim altına alınıp en iyi yoldamda kullanılmasını gerektirir. Tezce eyiteyim: Bu, bireylerin, toplumsal kuruluşların, kurumların eşgüdümlü işbirliği yapmasıyla olanaklıdır. Demek alabildiğine güçtür. Öyleyse, bir kişi neler yapabilir, yapmalıdır?

    Değme kişi kendisine düşeni yapsaydı, bu denli çok sorunumuz bulunmazdı. Dil alanında da çoğu kişi ödevlerini yapmamakta. Demek örneğin dile gösterilmesi gereken en çok özen çoğun gösterilmiyor. Böylece ortaya güzelsiz, kötü, yanlış bir dil çıkmakta. Oysa yeğ bir yaşam için kendi ödevlerimizi yapma baskısındayız. Yapmıyorsak, olumsuzluklardan yakınmaya ülevimiz yoktur, bulunamaz. Dilin bozuk ya da yanlış olması değme nenin bozuk ya da yanlış bulunduğu anlamına gelir. Kendi dili yanlışlarla dolup taşan kimsenin sağlıklı bir yaşam sürmesi olanak-dışıdır. Bireyin önemsiz olduğu düşünülüyorsa, yaşamın önem taşımadığı düşünülüyordur. Buysa bizi bir-tür yokçuluğa götürür. Dili önemsemek bireysel “değerler dizgesi”ni oluşturmakla olanak kazanır. Dilin yaşamsal önem taşıdığı gerçeğini kavramadıkça dile özen göster(e)mezsiniz. Bütün nenler birbiriyle bağıntılıdır. Dilse yaşamın tüm alanlarıyla ilintili. Güzel güzel yaşıyor olmak isteyen ilkin kendi dilini doğrultmalıdır anlayacağınız.

    Yurttaşlarımız – “ongun” bir azınlık dışında – geçim sorununa düşmüşlerken, dile gereken özeni gösterebilirler mi? Bu soruya olumlu yanıt vermek kuşkusuz pek güçtür. Ancak, ökdilimiz Türkçenin elden gitmesine göz yumamayız. Bu yönden değme Türkün yapabilecekleri, yapması gerekenler vardır. Örneğin çocuğunuza ya da işyerinize ad koyarken, öz Türkçe seçenekleri yeğleyebilirsiniz, yeğlemelisiniz. Gene örneğin yazarsanız, Türkçeyi işlemeniz gerekir. Bunlar ile benzerleri belirli bir ölçüde aydınlanmış olmayı gerektirir. (Aydınlanmak salt kuramsal ile/ya da kılgısal bilgiler edinmekle olmaz. Gönül yordamıyla erişilebilecek gerçekler dahi vardır.). Yaşam koşullarının kötülüğü dilekıyar olmaklığın bağışlatıcı nedeni sayıl(a)maz. Bundan ötürü, dilimize çekidüzen vermemiz, giderek duyuşumuzda, düşünüşümüzde, yaşayışımızda – bu gerekiyorsa – birer devrim yapmamız büyük yarar sağlayacaktır. Bunları dile getirmeninse bilgiçlik taslamayla da, boşsözcülük gütmeyle de uzaktan yakından ilgisi yoktur.

    Peki, bireyler – Türkçeyi savunup kurtarma ereğiyle – örgütlenseler, daha etkili, etkin olamazlar mı? Olabilirler. Ancak, yönetke5-dışı örgütlerin çabası yetmez. Generk “kamusal” dil olan Türkçeyi koruyup geliştirmek için bütün gerekenleri yapmalıdır. Bununla birlikte, generk yöneticilerinin ne denli sorumsuzca davrandıkları bilindiğinden, bu konuda büyük beklentilerimizin bulunmaması gerektir. Doğrusu, iş gelip bireye dayanmakta. Dilsever kişiler çoğalırlarsa, generk Türkçeyle ilgili toplumsal bir gereksinime yanıt vermek üzere kendiliğinden devinime geçecektir. Yoksa bir-avuç dilsever ne ölçüde etkili, etkin olabilir? Bu soruyu yanıtlamak için dil görünümümüze göz atmamız elverir.

    Genelde dil üzerinde, özelde Türkçe üzerinde düşünedururken, düzeltmecilik ile özleştirmecilik gütmenin çok gerekli olduğunu anladım, kavradım. Dil sorunumuz benim için, bencileyin dilseverler için tedirgin-edicidir. Ancak, sizi kimi nenler tedirgin etmiyorsa, edemiyorsa, en azından duyarsızsınızdır. Duyarlık – aşırı olmama koşuluyla – gereklidir, yararlıdır. Nitekim dil duyarlığınız yoksa, doğru dili yanlış dilden ayırt edemezsiniz bile. Dilin sorunlaşmış olması yaşamın sorunlaşmış bulunduğunu gösterir. Oysa ulaştığımız uygarlık düzeyinde ölüm dışında sorunumuzun bulunmaması gerekirdi. Öyleyse, kişi doğasında giderilmez bir “kötülük” mü var? Bütünüyle değil. Doğrusu, bu yazının konusu dil sorunumuz. Bu sorunu bireyin bir başına çözmesi olanaksız. Gene de, yukarıda bildirdiğim gibi, çözüm doğrultusunda birtakım nenler yapması olanaklı. Umutsuzluğa kapılmak yanlış: Doğru dili doğru kullanmak isteyen kullanır. Yanlışçı yanlışçılığından sorumludur. Türkçenin – dağlara, taşlara! – yitmemesi için, aymazlık anıtlarının ayarak uslarını başlarına devşirmeleri gerekir. Onlar da birer birey olduklarına göre, bu sorunun çözümünü bireyde arayıp bulmalı. Ben başka bir çözüm yolu görmüyor, göremiyorum.

    2015 Açarayı

    Seyhan

    Dipçe:                 

    1 1. Kıyılık: Os. çerçeve.

    2 2. Bir kişinin Türk sayılması için Türkey’de doğup büyümüş, yaşıyor olması, günlük yaşamında Türkçeyi kullanması yeterdir. Demek “budunsal köken” önemli değildir.

    3 3. Son yıllarda Arapçaya, Osmanlıcaya gene “saygınlık” kazandırma girişimlerinin yoğunluk kazandığına tanık olduk. Buysa varolan durumu daha kötü kıldı.

    4 4. Bu sözcük “dille ilgisi bulunmayan” demek olsa da kişi yaşamında dille ilgisi bulunmayan hiçbir nen var olmadığından, dille doğrudan ilgisi bulunmayan ya da dil üzerine olmayan biçiminde anlaşılmalıdır.

    5 5. Os. hükümet.

    Değerleme:

yukarı çık