Etiket arşivi: yeni türkçe

Kişisel Türentiler (neolojizm) Sözlükçüğü

Aşağıda yad karşılıklarıyla dizelgelenmiş öz Türkçe iki yüz elli söz(cük), benim on dört-yıllık öz-Türkçeciliğimin ürünlerinin bir bölümüdür ya da seçkisidir. Dile bireyin katkısı da “yaşamsal” önem taşıdığından, bıkıp usanmaksızın, yılmayarak – daha çok – kimsenin şu ya da bu nedenle özleştirmediği – türlü alanlara değgin − yad söz(cük)leri özleştirdim. Gösterişsiz sözlükçüğüm incelenirse, söz konusu el söz(cük)lerinin hepsinin – doğallıkla Türkler için − gereksiz olduğu görülecektir. (Kişisel türentilerimden birinin dahi tutunması, demek genel dile girmesi, beni gönendirir.)

Kuşkusuz – “yad” diller arasında ayrım gözetmeksizin, erey tanımayarak[1] − özleştirmecilik gütmeyi sürdüreceğim. Demek türetip yayımladığım yeni sözcük(ler), bunlarla ereyli kalmayacak. Gene de, şimdilik benden bu denli çok… (Bunun ardı gelir; gerisi kolay.)

Başkaları aşağıdakilerle özdeş karşılıklar önermişlerse, öneriyorlarsa, “Usun yolu birdir.” demek gerek. (Kişisel Türentiler Sözlükçüğü’ne ilişkin eleştirilerinizi, önerilerinizi, sorularınızı yedigir@hotmail.com bulunağına iletebilirsiniz.)

   A

Acısız ölüm: Ötanazi

Ad-satan: Franchiser

Ad-satılan: Franchisee

Ad satımı: Franchise

Ad satma: Franchising

Ağ güncesi: Blog

Ağ güncecisi: Blogger

Ağırlık-kaldırıcı: Halterci

Ağırlık kaldırma: Halter

Ağıtsı: Eleji

Akımla sarsma: Elektroşok

Alışka: Routine

Ara-bölge: No man’s land

Araçlı alıştırma: Pilates

Aşırı etkin: Hiperaktif

Ayağa-uygun: Ortopedik

Aydınlatıcı: Far

Ayrılga: Lop

   B

Bağırtaç: Hoparlör

Bağyoğrum: Trabükoplasti

Başkamsama: Takıye

Başkeser: Giyotin

Bekleyici: Garson

Belgecik: Fiş

Bırakılga: Vakıf

Bilgisayar uzayı: Cyberspace

Bilimlik: Fakülte

Birlikçe: Kartel

   Ç

Çalgıbirim: Nota

Çalgıbirimlik: Partisyon

Çekilge: Piyango

Çevredizge: Ekosistem

Çevregörür: Periskop

Çıkmalık: Mimber

Çıldırıgiderici: Antipsikotik

Çılgın-çökkün: Manik-depresif ya da manyak-depresif

Çoksatan: Best-selling

Çökkünlükgiderici: Antidepresan

Çubuk gizim: Barkod

Çukuroyunu: Golf

   D

Davranca: Rol

Değnekoyunu: Bilardo

Deliyel: Fırtına

Denetim alıcısı: MOBESE kamerası

Devinmece: Spor

Devinmececi: Sporcu

Devinmecel: Sportif

Dikelme: Ereksiyon

Dinçlik: Fitness

Doku koruma: Plastinasyon

Doyum doruğu: Orgazm

Durağan teker: Hard disc

Düzeneklik: Makine

Düzge: Ayar

   E

Eklemyoğrum: Artroplasti

Eşduygu:[2] Empati

Etyer: Meat-eater

E-ulakça (eksiciksel ulakça):[3] E-mail

E-ulaklık (eksiciksel ulaklık):[4] E-mail

Ezergeçer: Tank

Ezgilik: Beste

Ezgilikçi: Besteci

Ezgiliklemek: Bestelemek

   F

Fışkırıklık: Şadırvan

Fışkırtaç: Sifon

   G

Geçer sözcük: Parola

Geçmişçe: Tarih

Geçmişçe özeti: Tarihçe

Genöykü: Roman

Gerigidiş: Flashback

Gireç: Fiş

Giyici: Manken

Gizbilim: Simya

Gizbilimci: Simyacı

Görevci: Acente

Görevcilik: Acentelik

Görevlik: Servis

Görevyeri: Ajans

Görülge: Hesap

Gövde düzeltme: Ortopedi

Gövde-geliştirici: Body-builder

Gövde geliştirme: Body-building

Gözatıcı: Browser

Gözkuşağı: İris

H

Hızlı yemek: Fast food

   I

Isıtutar: Termos

Işıkça: Lazer

Işıkçizi: Fotoğraf

Işıkbireşim: Fotosentez

Işıklandırma: Sinyalizasyon

   İ

İmcik: Sinyal

İşlemevi: Borsa

   K

Kalıkdüzen: İklim

Kalıkdüzenleme: İklimleme

Kalıkdüzenleyici: Klima

Kalıtımbirim: Gen

Kapataç: Kafes

Karışık: Salata

Karıştırmaca: Spoonerism

Karşılıkça: Ücret

Kılyolar: Epilatör

Kılyolum: Epilasyon

Kırındüzen: Koreografi

Kırındüzenci: Koreograf

Kıyıdışı: Offshore

Kipçe: Moda

Konuluk:[5] Nokta

Konuşmaca: Hip-hop ile rep

Koruma çevresi: Sit

Koşukluk: Divan

Koşukluk ölçüsü: Aruz

Koyaç: Cep

Koyultma: Jel

Kurmacasız: Nonfiction ile nonfictional

Kutça: Din

Kutçal: Dini ya da dinsel

Kutsöz: Hadis

Kuttopluluk: Ümmet

Kuttümce: Ayet

Kutvergi: Zekât

Kutyolcu: Hacı

Kutyolculuk: Hac

Kümeci: Faşist

Kümecice: Faşizan

Kümecilik: Faşizm

   N

Niteleyici: Article[6]

   O

Olağanüstüleme: Destan

Oluk sağaltımı: Kanal tedavisi

Ongunel: Cennet

Ortagün: Çarşamba

Ortaüstokul:[7] Lise

Otluk: Eczane

Otlukçu: Eczacı

Otyazı: Reçete

   Ö

Ödemelik: Vezne

Ödemelikçi: Veznedar

Önyaz: Mayıs

Öteevrensel: Uhrevi

Öykülük: Senaryo

Öykülükçü: Senarist

Özcük: Selfie

Özdekbilim: Kimya

Özdekçe sağaltımı: Kemoterapi

Özdekçe: Kimya

Özsunarlık: Selfservis

Öztat: Keyif

   P

Patlaç: Bomba

Patlar: Mayın

   S

Saçıntı: Diaspora

Saçkeser: Berber

Saçyapar: Kuaför

Sağdişçi: Ortodontist

Sağdişçilik: Ortodonti

Sağdişsel: Ortodontik

Sallan: Rok

Sarınaç: Pelerin

Satımlık: Pazar ya da piyasa

Satış toplantısı: Kermes

Seçilge: Mönü

Seçmelik: Katalog

Sekizkol: Ahtapot

Sestaşır: Telefon

Sınavbirim: Not

Sidikyolu sağaltmanlığı: Üroloji

Siniriletir: Nörotransmiter

Sokaç: Priz

Söylemece: Karaoke

Söylenlik:[8] Mitoloji

Sözlükçük: Lügatçe

Sudöker: Duş

Sudökerlik: Duş kabini

Sunarlık: Hizmet ya da servis

Suyapan: Hidrojen

Sürülge: Krem

Süzülen: Planör

   T

Tartışmaca: Polemik

Terletici: Süveter

Terletmez: Antiperspiran

T gömleği: Tişört

Ter gömleği: Sweatshirt

Tinçözümleyim: Psikanaliz

Tinçözümleyimci: Psikanalist

Tinçözümleyimsel: Psikanalitik

Tin sağaltımı: Psikoterapi

Tin sağaltımcısı: Psikoterapist

Tin sağaltmanı: Psikiyatr

Tin sağaltmanlığı: Psikiyatri

Toplulukça: Parti

Toplum korkusu: Sosyal fobi

Toplumbirim: Sınıf

Törenlik: Protokol

Tutkay: Scooter

   U

   Uçanteker: Frizbi

   Ufakgörür: Mikroskop

   Ulambirim: Sınıf

Uludurak: Otogar

Usuyarık: Şizofren

Usuyarıkça: Şizofrenik

Usyarılımsal: Şizofrenik ya da şizoit

Uymacılık: Konformizm

Uymazcılık: Nonkonformizm

Uzakgörmez: Miyop

Uzakgörmezlik: Miyop ya da miyopi

Uzaklaştırıcı: Akson

   Ü

   Üretimevi satımevi: Outlet

Üretimevi satışlığı: Outlet

Ürünlük:[9] Katalog

Üstözek: Epicenter

Üyeevi: Kulüp

   V

Varlıkça: Cisim

Vuruşkan: Gladyatör

   Y

Yağmurcak:[10] Şemsiye

Yakıngörmez: Hipermetrop

Yakıngörmezlik: Hipermetrop ya da hipermetropi

Yanaç: Meşale

Yapıbağlayıcı: Beton

Yapıtlık: Repertuvar

Yapı tozu: Çimento

Yarışı: Ralli

Yarışmaca: Turnuva

Yaşam korkusu:[11] Şizofreni

Yaşamtezgen: Biyokatalizör

Yaşataç: Vitamin

Yaşlanmaya-karşı: Anti-aging

Yayımlık: Kanal

Yazılga: Defter

Yazılık: Klavye

Yel gezintisi: Rüzgâr sörfü

Yerbilgisi: Coğrafya

Yerbulur: Radar

Yergerçeği: Coğrafya

Yerine-geçen: Ersatz

Yersaptar: Sonar

Yertaslağı: Harita

Yığıncık: Molekül

Yılgı tutulgası: Panik atağı

Yılkıtüketmez: Vegan

Yılkıtüketmezlik: Veganizm

Yokdeğer: Sıfır

Yolaç: Cımbız

Yolca: Rota

Yoldışı: Offroad

Yönetimce:[12] Politika

Yönetke: Hükümet

Yurtyönetimcisi: Politikacı ya da siyasetçi

Yurtyönetsel: Politik ya da siyasi

Yükleç: Pil

Yükleyici: Şarj aleti ya da cihazı

Yüksek toplum: Sosyete

Yürümelik: Podyum

                                                         

                                                         2010 Önyazı-2014 Bozaranı

                                                         Seyhan-Atayurt

 

dipçe:                                          

1. Özleştirmecilik konusunda “erey” tanımamak, öpöz Türkçe istemek anlamına gelmez. (Katışıksız bir [sözcüğün en geniş anlamında] dil – olanaksız bulunsa bile − hiç de kötü değildir; o ayrı.). Ne denli çok özleştirmecilik güdülürse güdülsün; genel dilde yad kimi öğeler bulunacaktır. Ayrıca kazançsal-toplumsal yaşamın devingenliği dolayısıyla da, ekinsel etkilenme sonucu da yeni birtakım yad söz(cük)ler dile girecektir. Bunlardan ötürü, “Bu denli çok dilsel özlük yeter.” hiç denemez, denmemeli: Dili özleştirmek yaşam sürdükçe gerekecektir. Yaşamsa sonsuza değin sürecek. Hepsi bunlar.

2. “Duygudaşlık”, “eşduyu” ile “eşduyum” karşılıkları empati için uygun değildir: Bunlardan duygudaşlık sözcüğü, sempatiyi karşılar. Eşduyu ile eşduyumsa – empatide duyu ya da duyum değil, duygu söz konusu olduğundan – ancak başka anlamlarda kullanılır.

3. Bir ileti biçimi ya da türü olarak…

4. Bir iletme yolu ya da yöntemi olarak…

5. “Önemli konu” anlamındadır.

6. Os. harf-i tarif ile harf-i tenkir.

7. Buna göre okul adları – sırayla – şöyle olur: ilkokul, ortaokul, ortaüstokul, üstokul. (“Üstokul”, üniversite sözcüğünün öz Türkçe karşılığıdır.)

8. Söylenbilim sözcüğünün mitolojiyi karşılamadığı bağlamlar/durumlar için… Demek “söylenler bütünü” anlamında… Örneğin eski Yunan söylenliği, denebilir.

9. Böylece katalog sözcüğünü – yerine göre – “dizit”, “seçmelik” ile “ürünlük” karşılar oldu. (Dizit, kişisel türentilerimden biri değildir.)

10. Şemsiye sözcüğünü − gerçekte − “güncek” karşılar. Yağmurcak, “yağmurdan koruyan araç” anlamındadır.

11. Şizofreni sözcüğünün biçimsel öz Türkçe karşılığı “usyarılım”dır. Gelgelelim anlamca, yanıltıcı olmamak için, “yaşam korkusu” sözüyle karşılanması gerektiği kanısındayım.

12. Örneğin “dil politikası” sözündeki politika sözcüğü yerine kullanılabilir.

Yeŋi Türkçe Dedikleri

Çoğunlukla görülebildiği gibi, Türkçeniŋ bugünkü durumu çok iç açıcı değil. Geŋelde sözü edilen ve eŋ çok rahatsızlık veren şey, Türkçeye giren ve girmekte olan yabancı (özellikle Batı kökenli) sözcükler oluyor. Bunuŋ istenmemesiniŋ yanında, koyu bir biçimde tüm yabancı sözcükleriŋ (Arapça ve Farsça kökenliler de dâhil olmak üzere) dilden atılmasını isteyenler var. Bunuŋ soŋucunda aŋlaşılmaz bir “öz” Türkçe oluştu diyoruz. Ancak bunuŋ karşı duruşu olarak, yabancı sözcükleriŋ girmesini isteyen ve bu sözcükleri övünçle kullananlar da var. Bu da aynı biçimde aŋlaşılmaz bir “Türkçe” oluşturuyor.

Aslında bu tür akımlar ve görüşler, Türkçeniŋ her döneminde ortaya çıkmış. Türkçeyi geliştirme amacında olan ve başarılı olanlardan en soŋuncusu da Atatürk’üŋ “dil devrimi” idi. Tırŋak içine aldım, çünkü bilerek dil ve devrim sözcüklerini kullandım. Bu süreciŋ yavaş ve özünde tamamlanmamış olması nedeniyle bu devrimden çok, bir evrim sayılabilir. Ancak devrimsi yanları da göze çarpıyor. Örŋeğin, bir şeyleri devirmiş, yerine başka bir şey getirmiş. İşte olay da tam burada kopuyor: devrilen ve yerine gelen şeyler ne?!

Bugün, çoğu insanıŋ bunu umursamaması dışında, bunu ya yaŋlış aŋlayanlarıŋ ya da bilerek başka yöne çekenleriŋ olduğunu gözlemledim. Gördüğüm kadarıyla, ya neyiŋ devrilip neyiŋ yerine geldiğini bilmiyoruz, ya da bu durum, bazılarının işine gelmiyor. İşine gelmeme olayını zâten hiç bir zaman aŋlayamadım! Ancak biraz daha saf düşünüp sâdece durumu aŋlamadığımızı varsayalım.


TIRNAK İÇİNDE DİL

Osmanlı’da bir ulus kaygısı olmadığından, ulusal dil aŋlayışı da yoktur. Bu yüzden, yazı dili olarak kullanılan Osmanlıcayı çoğu Türkolog, Türkçe saymaz. Ben bu tartışmaya girmeyeceğim, sadece Osmanlıcanıŋ “Osmanlı ulusçuluğu” kadar yapay bir dil olarak görmekle yetineceğim. Yalnızca sarayın yazışma dili olarak kullanılmış, zamanın aydıŋları tarafından hiçbir şekilde günlük yaşama tümleştirilemeyen bir dildir. Oysa halk hep kendi dilini konuşmuş.

Türkiye’nin resmî dili olan Türkiye Türkçesi, bir Oğuz Türkçesidir. Bunuŋ dışında Oğuz öbeğinde; Azerî Türkçesi, Türkmen Türkçesi ve Gagavuz Türkçesi bulunuyor. Yâni, bunlar 11. yüzyılda tek bir dildi, sonradan ayrılıklar gösterdi. Türkiye Türkçesi de özünde, Oğuzcanıŋ Anadolu Lehçesine dayanır. Buna bazıları Eski Osmanlıca der[1]. Bu lehçe, halk tarafından konuşulurdu. Bu, bizim sandığımız Arapça, Farsça, Türkçe karışımı üçlü dil (lisân’ül salâse) değildir, tersine şu anki konuştuğumuz Türkçeniŋ ta kendisidir! Osmanlı devletiniŋ soŋ zamanlarına doğru bilimde Arapça ve yazınıŋ büyük bir kısmında Farsça kullanılırken halk hâlâ bu Türkçeyi konuşuyordu. Ne var ki, dil devriminde “giden/devrilen” Türkçe bu değildi! Yazınıŋ ilerleyen bölümlerinde savunacağım üzere bu, geri gelen Türkçedir!


TIRNAK İÇİNDE DEVRİM

Mustafa Kemâl Atatürk’üŋ hızlandırdığı dil akımınıŋ devrim tanımına pek uymaması ancak bir devrim edâsı taşıması nedeniyle, buna “devrim” demek gelenek olmuştur. Burada devrim sözcüğü, yapılan şeyiŋ etkisiniŋ büyüklüğünü ifâde eden mecâzî bir kullanımdır. Hattâ, Atatürk’üŋ “dil devrimini” çoğumuz, özellikle eski nesil (örneğin babam), “harf devrimi” ya da “harf inkılâbı” olarak bilir. Çünkü Arap âbecesiniŋ Türk-Latin âbecesine geçişinden ibâret olarak bilinir. Oysa bu iki kavram aslında farklıdır. Harf inkılâbı ya da yeŋiliği, 1928’de olmuştur ve gerçekten sâdece âbeceyi ilgilendirir. Ancak “dil devrimi” diye söz edilen şey, 1932’de başlayıp 1935’te yoğunlaşan süreçtir ve âbece değişimi bunuŋ tetikleyicisidir. Kavramları gerçek anlamlarıyla ifâde etmek istersek, bu olaya “dilde arılaşma, gelişme ve halk diliniŋ resmî yazı dili hâline gelmesi” denilebilir.

Bu akım ile, Anadolu ağızlarından derlemeler yapılmış (Derleme Sözlüğü), eski yapıtlar taranıp Türkçe kökler bulunmuş (Tarama Sözlüğü), Anadolu dışında konuşulan Türk dillerinden yararlanılmış ve Türkçenin sözcük yapımına işlerlik kazandırılmış. Bütün bu girişimlerle ve yazı diliniŋ de toparlanmasıyla, halkıŋ eskiden beri konuştuğu bu Türkçe gelişmeye başlamış. Bu dönemden geri Orta Türkçe dönemi kapanmış ve Oğuz Türkçesiniŋ lehçeleri ayrı birer dil olma durumuna gelmeye başlamış[4]. Bu yüzden bu Türkçeye çoğunlukla “Türkiye Türkçesi” denir. Orta Türkçe dönemindeki Eski Anadolu lehçesiniŋ bugünkü hâlidir.


TIRNAK İÇİNDE ÖZ

Dil devriminden hemen soŋra bu etkiden hareketle bazı çevreler bu işte aşırılığa kaçmıştır. Tarama Sözlüğünden bulunan onca sözcük bazen Türkçe sanılarak bazen yaŋlış aŋlamlarla Türkçeye katılmak istenmiştir. Olduğu gibi aktarılan bu sözcükler yiŋe dile zarar vermiş oldu. Örŋeğin bugün Türkçede hem otağ hem de oda sözcükleri bulunur. Oysa bunlar bir ve aynı sözcüklerdir. Sâdece, oda sözcüğü 13.yy ortalarında henüz ses dönüşümlerini geçirmediği sıralarda otag biçimindeydi. Çağataycanıŋ etkisiyle onu bir süre daha “çadır, oda” olarak kullanmayı sürdürmüşüz. Bu eŋ hafif örŋekti, yoksa dil devriminiŋ ilk ardıllarınıŋ yaptıkları çalışmalar ayrı bir yazı konusudur.

Bugünlerde ise, TDK’ye atfedilen yalancı türetimlerle insanların gözü çok başarılı olarak korkutulmuş görünüyor. “Çok oturgaçlı götürgeç”, “uçan avrat” gibi sözcükler güyâ türetildi. Ne ki bunlar, türetim gücüne zarar vermiş durumda. Örneğin -gaç/-geç yapım eki bu biçimde yitirilmiş. Daha birçok işlekliğini yitirmiş ek sayılabilir. Bunlar bazı görüşlerce Türkçeye yapılan komplolar olarak görülüyor. Biz hâlâ saf düşünmeye devâm edelim.

Eminim çoğu kişi, sözcükleriŋ içinin boşaltığını düşünüyordur. Bir sözcük kullanıldığında, tam olarak o sözcüğüŋ karşıladığı kavram söylemek istenmiş midir gerçekten? O zaman, bu sözcüğüŋ Türkçe ya da yabancı kökenli olması fark eder miydi? İşte bu tür bir durumuŋ olmasınıŋ gerçek nedeni, sözcüğüŋ biçimsel olarak iyi çağrışım yapamamasıdır. Bu durumda bir sözcük, rastgele bir harf diziminden öte değildir. Yabancı sözcükler ister istemez öyledir, Türkçe bir sözcüğüŋ ise çağrışım yapması için Türkçeniŋ yapısı gereği kökünüŋ de konuşulan Türkçeye ait olması bir gerekliliktir. Örŋeğin ardıç kuş dediğimizde ardıç sözcüğünüŋ aŋlamı hiç sorgulanmaz. Sorgulansa bile, bir araştırma yapılmadıkça çağrışım yapacak hiçbir şey bulunmayabilir. Bunuŋ nedeni, Eski Türkçe[2] ār- (dolaşmak, gezinmek) eyleminiŋ Türkiye Türkçesinde bulunmayıp bir iki türeviniŋ[3] kalmasıdır. Eğer bu köküŋ aŋlamını ilk kez duyduysaŋız, artık ardıç sözcüğünüŋ “dolaşan, gezinen” aŋlamını taşıdığı daha çok belirginleşmiş olsa gerek.


TIRNAK İÇİNDE TÜRKÇE

Osmanlı’nıŋ yazı dilindeki yozlaşması bugün halk diline inmiş görünüyor. Ancak bu kez, etki batıdan geliyor. Osmanlı’da da aydınlar doğuya özenip Arapça ve Farsça sözcük ve dil bilgisel yapıları Türkçeye zorla sokmaya çalışmışlardı (neyse ki bu, giden dille birlikte gömüldü). Ne var ki, bugün de aynı tür bir özentilikle Batı dilleri girişiyor. Ancak hâlâ saf davranıp bunun bilinçsizce yapıldığını varsayabiliriz. Ne de olsa benim için bunuŋ bilinçli ya da bilinçsiz olması değil, sonuçta olup olmaması önemli. Bugün, özellikle ’80 sonrası kuşak olarak, çok az sözcükle konuşuyor ve yazıyoruz. Zâten okuduğumuzu ya da yazdığımızı kimse savunamaz. Demek ki düşünce üretmiyoruz ki yazma gereksinimimiz olmuyor!

Türkleriŋ tarihine bakıldığında, özünde çok yazdığımız görülüyor. Durmadan yazmışız. Her gittiğimiz yerde her gördüğümüz şeyi yazmışız. Eŋ yakın örŋekle, şu ânda sadece Osmanlı Devlet arşivleri bile Avrupa’nıŋ o zamana kadar ulaşamadığı sayıda belge içeriyor[4]. Ancak 20. yüzyılın ortalarına gelindiğinde ne okur ne de yazar olduğumuzu görüyoruz. Şu ânda herhangi bir konudaki Türkçe kaynaklarıŋ azlığı herkesiŋ dikkatini çekmiştir. Çoğu dal için, bazı konularda Türkçe hiçbir kaynağa deŋ gelinmiyor. Bilgi üretmekten yoksun olsak bile, çeviri kültürümüzüŋ de gelişmediği çok açık. Diğer uluslar ise ellerine geçen her şeyi çevirir, bildikleri her şeyi yazar olmuşlar. Rolleri değiştirmişiz.

Eğer düşünce ya da bilgi üretseydik, tartışsaydık, konuşsaydık, yazsaydık, okusaydık; daha fazla sözcük bilme gereksinimi duyardık diye düşünüyorum. Böylece 500 sözcükle yetinmezdik (sayıyı salladım). Türkçeniŋ yetmediğini düşünmez ve bu yüzden, yabancı sözcükleriŋ girmesine izin vermezdik (onlar da girmeye can atmıyorlar ya!). İşte bu durum, “dil devrimi”yle “geri” gelen Türkçe sayılamaz; bu 500 sözcüklük dil, Türkiye Türkçesi sayılamaz. Asıl bu şey, tırnak içinde “Türkçe”dir.


Dipçe.

[1] Fuat Bozkurt, “Türklerin Dili”, Kapı 2005, sayfa 330.

[2] 5. yüzyıl ile 11. yüzyıl arası konuşulan Türkçe, Osmanlıca değil…

[3] “art”, ”yorgun argın olmak”, ”aramak”, …

[4] Jean Paul Roux, “Türklerin Tarihi”, Kabalcı 2005.