Etiket arşivi: turkce turkcheleshmesin

Söylenenlerin tersine, Türkçe gelişiyor! Daha béğeni yapılmamış.

Toplumumuza bir karamsarlıktır çökmüş. Bu yazıda dil üzerine yapılan karamsarlıktan söz edeceğim.

Geñelağıñ yaygınlaşmasıyla, dile duyarlı, eñ azından neler yaşandığından çavı (haberi) olan gençler sürekli yeñi akımlar düzenlemekte, “Türkçe, Turkcheleshmesing” gibisinden sözlerle birileriñi uyarmaya çalışmaktadır.

Durum böyle olunca, bu gençleri birer av olarak gören yazar takımı, tümüyle tecimsel (ticârî) erekli betikler (kitaplar) yazmaktan geri kalmıyor. Bu betiklerde, Türkçe’niñ bitişe doğru ilerlediğiñi, yok olma süreciñe girdiğiñi, böyle giderse de ulusumuzu yitireceğimizi söyleyenler olmuştur. İçeriğiñde bomboş karaçalmalar, kişileri umutsuzluğa sürükleyen añlatılar, gereksiz dilbilgisi dersleri yer alır, ki bunlar genelde yad (yabancı) sözcükleriñ doğru yazılışıyla ilgilidir.

Oysa tüm bunlar kandırmacadır. Türkçe’niñ altın çağı‘nı yaşadığı bu yıllarda böyle söylemlere inanmamak gerekir.

Altın Çağ’dır diyorum çünkü, sıradan bir yazarın betiklerinde, makalesinde kullandığı dilin Türkçe oranı %90’lardadır. Dile önem verenlerde ise %97’lere dek çıktığını görüyoruz. Öyle ki, dilbilim, göstergebilim, geometri gibi alanlarda ise neredeyse %100 oranıñda Türkçe kullanılmaktadır. Geometride, Atatürk’üñ yazdığı kılavuzuñ önemi büyüktür. Oysa, 1930’lu yıllardaki yazılarda geçen Türkçe oranı %35’lerdeydi.

Bugün için Türkçe, yertinçde (dünyada) eñ çok konuşulan 5. dil konumunda. Demeli, bir evrensel dil. Bunun yanıñda, 110 ayrı ülkedeki Türk okullarında, yad (yabancı) öğrenciler Türkçe öğrenmektedir. Öğretenlerin ereklerinin (amaçlarının) ayrı olduğunu biliyoruz ançıp (ama) burada Türkçe’niñ yayıldığıña, evrenselleştiğiñe ilgi çekmek istiyorum.

Evet, söylenenleriñ tersine Türkçe gelişiyor. Kimse karamsarlığa kapılmasın. Selçuklular döneminde, Osmanlılar döneminde bu dil yok olmamışsa, bir daha da yok olamaz. Osmanlı döneminde, anaların, çerilikteki (askerlikdeki) oğulları için yazdırdığı betiklerden (mektuplar) başka yazılı biçimi bulunmayan Türkçe, kendisine yapılan tüm baskılara, hor görmelere karşın gelişimiñi sürdürmüşse, günümüze ulaşıp, evrensel dil olmuşsa, özgürlüğü bulduğu bugünlerde yok olacak öyle mi?

Türkçe’niñ güncel sorunlarıñı da yadsıyacak değilim. Örñeğin, bilimteylerde (üniversitelerde) öğretim dili olarak Türkçe’niñ bırakılıp, İngilizceye geçilmesi vâr. Sokaklarda, caddelerde neredeyse Türkçe ad vermiş sataklara (dükkânlara) deñk gelemiyoruz. Genç kuşağın, “ewt, by, sLm, geliyo dimi?” gibi yazışları vâr. Çok şükür ki, çözümleri de vâr. Demeli, bunlar aşılabilecek sorunlardır.

Sataklara Türkçe ad verme konusuna değinmek istiyorum. Ben satak açacak olsam, adını Türkçe verirdim ançıp tabelasını Göktürk âbecesi ile yazdırır, iç kısımları da yiñe bu yazıyla donatırdım. Ereğim, yadcılık (yabancılık) havası versin. Kişiler satağıma, yad biriniñ yeriymiş gibi gelsinler. Ne yapayım, toplum yapımız bu. Başka türlü kazanamam ki, hiç kazanamam demiyorum, karnımı doyuracak düzeyde kazanırım ançıp bir yerlere gelmek için böyle yapardım. Elindeki üç, beş kuruş sermaye ile iş kurmak isteyenler de böyle düşünmektedir.

Yüzyıllardır bir eziklik yaşıyor toplumuz. O yüzden yerli ürünlere hiç güveni yok. Üzerinde yad damga gördü mü, “aha kesin kalitelidir” diyor. Oysa 200-300 TL verdiği giysisi, Zeytinburnundaki, Halkalıdaki bodrum katlarda bulunan atölyelerde üretilmiş, son ütüsü yiñe burada yaplmış, kaplanırken (paketlenirken) üzerine Alman, İngiliz damgası vurulmuştur.

Bu yüzden yerli üreticiler Türkçe ad vermeye çekiniyor. Kişisel çabalarla da olacak değil bu. Çözümü, kamutaydan (meclisten) çıkacak bir yasaya bağlı. “Türkçe ad vermeyen işletmelere çalışma izni yok” diye. Yad ad verebilmek için, işletme merkeziniñ yad bir ülkede önceden açılması koşulu istenmeli.

Bilimteylerdeki İngilizceleşme sorunu da aynı. Bu da yasayla çözülür. Gerçi anayasada “kamusal dil Türkçe”dir yazsa da, yetersiz kalıyor. Kâğıt üzerinde yazmıyor ançıp İngilizce ikinci kamusal dil gibiymiş gibi davranılıyor. “E daha dün yağıñ (düşmanıñ) olan İngilizlerin dilini öğretim dili sayarsın da, benimkini saymazsın” diye kargaşa çıkaranlar da bir bakıma haklı sayılır.

Genç kuşağıñ “ewt, by, sLm, geliyo dimi?” gibi yazıları ise, onlarıñ kendi arasındaki bir tür oyundur. Ciddiye alınacak bir yanları yok. Ha ciddiye alalım isterseniz, kime ne yaptırabiliriz? Duygusal ergenlere (emolara), gidip Türkçe’yi añlatarak mı?

Ergenlikten çıktıklarında, bu yazıyı hangi alanda kullanabilirler ki? İş başvurusu mu, dilekçe mi ne yazılabilir ki? Doğa koşulları, büyüdüklerinde düzgün yazmayı öğretecektir.

Özetle; içiñiz rahat olsun, kimse de karamsarlığa kapılmasın. Türkçe bir biçimde gelişiyor dahası evrenselleşiyor. “Bu gelişmede benim de katkım olsun” derseniz, umutsuzluğu bir kıyıya koyup, kolları sıvayıñ ulayı çalışmaya başlayıñ.

Gökbey ULUÇ

<b>Değerleme:</b>