<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Türkçesi Varken &#187; Tahsin Yücel</title>
	<atom:link href="http://turkcesivarken.com/damga/tahsin-yucel/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://turkcesivarken.com</link>
	<description>Başka sese benzemez ananın sesi, ararsan vardır her sözün Türkçesi.</description>
	<lastBuildDate>Tue, 24 Jan 2012 22:14:47 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Tahsin Yücel&#8217;in Dili ile Yazıncılığı</title>
		<link>http://turkcesivarken.com/tahsin-yucelin-dili-ile-yazinciligi/</link>
		<comments>http://turkcesivarken.com/tahsin-yucelin-dili-ile-yazinciligi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 07 Jan 2012 16:14:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Gökhan Çağlayan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[Tahsin Yücel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://turkcesivarken.com/?p=1888</guid>
		<description><![CDATA[Türkçeyle, Türk yazınıyla ilgilenip Tahsin Yücel’in yapıtlarını tanımamış kimse, yoktur. Bu denemede söz konusu yazarımızın dilsel anlayışını, yazınsal tutumunu ele almak istiyorum. (Yücel’in – çevirilerle – 130 dolayında yayımlanmış betiği, var. Ben, bunların şimdilik yirmisini okumuş olmakla birlikte; uzcunun bellibaşlı yapıtlarını devirip bunların iletilerini kavradığım düşüncesiyle kendimde eleştirmenlik “yetki”sini, buldum. Doğallıkla bu yazıdaki görüşler, büyük [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p align="JUSTIFY"><span style="font-size: medium;">Türkçeyle, Türk yazınıyla ilgilenip Tahsin Yücel’in yapıtlarını tanımamış kimse, yoktur. Bu denemede söz konusu yazarımızın dilsel anlayışını, yazınsal tutumunu ele almak istiyorum. (Yücel’in – çevirilerle – 130 dolayında </span><span style="font-size: medium;"><em>yayımlanmış</em></span><span style="font-size: medium;"> betiği, var. Ben, bunların şimdilik yirmisini okumuş olmakla birlikte; uzcunun bellibaşlı yapıtlarını devirip bunların iletilerini kavradığım düşüncesiyle kendimde eleştirmenlik “yetki”sini, buldum. Doğallıkla bu yazıdaki görüşler, büyük ölçüde kişisel/özneldir. Doğrusu deneme[cilik] bu anlama gelir.)</span></p>
<p align="JUSTIFY"><span style="font-size: medium;">Tahsin Yücel’in dil bakımından en çok üstünde durulan yönü, kullandığı yeni sözcükler olagelmiştir. Demek Yücel, öz-Türkçeci olarak ün salmış. Peki, bu yargı, doğru mudur? Pek sayılmaz. Şundan ötürü: O, enikonu tutunmuş öz Türkçe sözcükler dışında </span><span style="font-size: medium;"><em>azrak</em></span><span style="font-size: medium;"> yeni sözcük kullanmıştır. Yazarın kişisel türetileriyse, yok gibidir. Nitekim Yücel, son genöyküsü olan Sonuncu’da – kendimin yaptığı sayıma göre − yaklaşık olarak % 80 oranında öz Türkçe öğeye yer vermiş. Ayrıca bütün yapıtlarında “ve” bağlacını, bol bol kullanmış. Bunlarsa, onu öz-Türkçeci değil; öz Türkçeye eğilimli ya da sıcak bakan bir yazıncı saymamız gerektiğini, gösterir. (Yücel’in Dil Devrimi ve Sonuçları-adlı yapıtında; dahası, kimi savyazılarında Türk özleştirmeciliğini savunmuş olması, bu gerçeği değiştirmez: Dilde önem taşıyan; kuramdan çok, “uygulama”dır. Günümüzde öz-Türkçeci sayılmak için yazı dilinde en azından % 95 öz Türkçe sözcük oranını, yakalayıp korumak gerekiyor.)</span></p>
<p align="JUSTIFY"><span style="font-size: medium;">Tahsin Yücel, başka bir dil özelliği olarak yöresel atasözlerinden, deyimlerden, sözcüklerden… çok az yararlanmıştır. Bu yararlanmaysa, onun gençlik anlatılarından öteye geçmemiş. (Yücel, doğup büyüdüğü Elbistan’a </span><span style="font-size: medium;"><em>özgü</em></span><span style="font-size: medium;"> sayılabilecek birtakım dilsel kullanımları, örneğin ilk öykülerinde yansıtmakla yetinmiştir anlayacağınız.). Onun olgunluk ile yaşlılık ürünleri, “genel dil” üzerinde kuruludur. Bunuysa, erken yaşta İstanbul’da yerleşip Elbistan’dan kopmuş bulunmasıyla açıklamak, olanaklı. Ne olursa olsun; ben, bu denli çok yapıt kotarıp yayımlamış bir yazıncının yöresel dile – bir Yaşar Kemal ölçüsünde olmasa bile − daha çok yer vermesini, beklerdim.</span></p>
<p align="JUSTIFY"><span style="font-size: medium;">Öbür yandan Tahsin Yücel, genelde dil yanlışlarından, özelde anlatım bozukluklarından </span><span style="font-size: medium;"><em>büsbütün</em></span><span style="font-size: medium;"> arınmış değildir. Demek onun örülerinde örneğin yazım yanlışlarından geçilmez. (Yazar, aşağı yukarı bütün Türk aydınları gibi kişisel yazımı, onamıştır. Üstelik onun yazımsal olarak Fransızcadan esinlendiği ya da etkilendiği, açıktır.). Ayrıca betiklerinde deyim yanlışları, gereksiz sözcükler (sözcük savurganlığı), tümleç eksikliği ib. gibi dilsel bozarlarla sık sık karşılaşılabiliyor. Bundan ötürü, anlatımının savrukça olduğu, söylenebilir. Oysa özdeş yazar, başka genöykücülerin, örneğin Orhan Pamuk’un dilini, kıyasıya yermiştir. Buysa, “karşıtlamlı”</span><sup><span style="font-size: medium;"><a name="sdfootnote1anc" href="#sdfootnote1sym"></a><sup>1</sup></span></sup><span style="font-size: medium;"> bir durum, yaratmış. Kısacası Yücel, kendi deyişiyle yandan-çarklı bir dil kullanmaktan kurtulamamıştır.</span></p>
<p align="JUSTIFY"><span style="font-size: medium;">Tahsin Yücel’in yazıncılığına gelince; biçemini – yerinde kullandığı öz Türkçe sözcükler, ayrık tutulursa – beğenmediğim, okurca anlaşılmış olsa gerek. (Onda doğa betimlerine düşgelmenin çok güç olması, bendeki bu beğenmezliği pekiştirmiştir.). Ancak, yazın biçimden oluşma değildir. Demek bir de, içerik bileşenini, göz önüne almak gerekir. Bundan dolayı, Yücel’in onca çok betikte ne anlattığı ya da anlatmak istediği, sorulabilir. Ben, kendi payıma bu soruyu, şöyle yanıtlayabilirim: Yazarın izdemlerinden</span><sup><span style="font-size: medium;"><a name="sdfootnote2anc" href="#sdfootnote2sym"></a><sup>2</sup></span></sup><span style="font-size: medium;"> biri, belki en önemlisi, Türk aydınının ağlatısal yalnızlığıdır. Başka bir izdem olarak tüketim toplumu bireyinin açmazı; daha doğrusu çıkmazı, söz konusu edilebilir. Bunlar, kurmaca yapıtlarda, demek genöykülerde, öykülerde göze çarpar. Araştırma-inceleme ile/ya da deneme ulamına sokulabilecek betiklerdeyse Dil Devriminden yapısalcılığa, göstergebilimden yazınsal çözümlemeye varasıya türlü başlıklar altında bir yazıncının ekinsel birikimi, ortaya konmuştur. Doğallıkla Yücel, Fransız dili ile yazını bilmeni/uzmanı bir göstergebilimci olması nedeniyle çoğun Fransız yazarlarının yapıtlarına eğilmiş; yaşamı, bir “göstergeler dizgesi” olarak algılamıştır. Başkaca gerek budunbilimde, gerek dilbilimde, gerekse göstergebilimde </span><span style="font-size: medium;"><em>yapısalcı </em></span><span style="font-size: medium;">yöntemi, benimsemiştir. Bu arada gündemdeki sorunlara hep uzmanlık alanı olan dil ile yazın açılarından yaklaşmış. Örneğin Sonuncu’da yaptığı gibi aşırmacılık olgusunu, yazınsallaştırmış.</span></p>
<p align="JUSTIFY"><span style="font-size: medium;">Tahsin Yücel, gerçekten bir “alay” ile “yergi” ustasıdır. Bu konulardaki uzluğu, onun kurmaca yapıtlarına </span><span style="font-size: medium;"><em>gerçekdışı</em></span><span style="font-size: medium;"> bir kalık vermiş olsa da onların okur üzerindeki etkisini artırmıştır. Yazarın istediğiyse, tüm budur. Bundan ötürü, Yücel beni, değme betiğiyle dilsel olarak umut kırıklığına uğratırken; yazınsal olarak sarsalamakta. Kuşkusuz kendisi, ülkemizin yetiştirdiği sayılı gerçek aydından biridir. Üstelik onun Türk yazınına sağladığı katkı, yadsınamaz. Gelgelelim gönül, Türkçeye daha çok kulluk etmesini isterdi. Gene de, dili – uğraşıdaşlarınınkiyle</span><sup><span style="font-size: medium;"><a name="sdfootnote3anc" href="#sdfootnote3sym"></a><sup>3</sup></span></sup><span style="font-size: medium;"> karşılaştırıldığında – arı duru, doğru düzgün görünüyor. En azından dilkıyar/yozlaştırmacı olmadığı, söylenebilir. Evet, söz uçar; yazı kalır. Bir yazarı, yazdıklarıyla değerlendirmek gerektir; yoksa yaz(a)madıklarıyla değil. Yücel’inse bütün yapıtları, ortada. O, doğurgan bir yazar olarak yepyeni yapıtlar verecektir umarım. Ne ki, onun dilsel anlayışı ile yazınsal tutumu, bu yaştan sonra değişmeyeceğinden; olumlu ile olumsuz yanları, özdeş kalacaktır. Dahası – karşıdevrimciler, ne derlerse desinler – onun öz Türkçeye yakınlık duyması, bir artı sayılacak; gelecek kuşaklarca da okunmasını sağlayacaktır. Bence Tahsin Yücel, öz Türkçeye başvurduğu; bir de, yurdumuzun ekinsel sorunlarını, dile getirdiği ölçüde başarılıdır.</p>
<p>_____________________________<br />
</span></p>
<div id="sdfootnote1">
<p><a name="sdfootnote1sym" href="#sdfootnote1anc"></a>1<span style="font-size: medium;"> Os. </span><span style="font-size: medium;"><em>paradoksal</em></span><span style="font-size: medium;">. </span></p>
</div>
<div id="sdfootnote2">
<p><a name="sdfootnote2sym" href="#sdfootnote2anc"></a>2<span style="font-size: medium;"> İzdem: Os. </span><span style="font-size: medium;"><em>tema</em></span><span style="font-size: medium;">.</span></p>
</div>
<div id="sdfootnote3">
<p align="JUSTIFY"><a name="sdfootnote3sym" href="#sdfootnote3anc"></a>3<span style="font-size: medium;"> Onların yapıtlarındaki dilsel-yazınsal değer ile niteliği, saptamak üzere örneğin “çoksatarlar”a bakılabilir. Görünüm, hiç de </span><span style="font-size: medium;"><em>içaçıcı </em></span><span style="font-size: medium;">bulunmayacaktır.</span></p>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://turkcesivarken.com/tahsin-yucelin-dili-ile-yazinciligi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Uydurma söz yapmayız, yapma yola sapmayız</title>
		<link>http://turkcesivarken.com/uydurma-soz-yapmayiz-yapma-yola-sapmayiz/</link>
		<comments>http://turkcesivarken.com/uydurma-soz-yapmayiz-yapma-yola-sapmayiz/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 05 Jul 2009 19:28:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Gökbey ULUÇ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[dil devrimi]]></category>
		<category><![CDATA[dil devrimi ve sonuçları]]></category>
		<category><![CDATA[Gökbey Uluç]]></category>
		<category><![CDATA[özleştirme]]></category>
		<category><![CDATA[öztürkçeciler]]></category>
		<category><![CDATA[Tahsin Yücel]]></category>
		<category><![CDATA[uydurma söz yapmayız yapma yola sapmayız]]></category>
		<category><![CDATA[uydurma sözcükler]]></category>
		<category><![CDATA[Ziya Gökalp]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://turkcesivarken.com/?p=466</guid>
		<description><![CDATA[Türkçe&#8217;yi savunanları ikiye ayırabiliriz. Birisi &#8220;öz türkçeciler&#8221;, öbürü &#8220;yaşayan türkçeciler&#8221;. Öz türkçecilere  göre, tüm sözcükleriñ özü olmalıdır. Dil tümden arınmalı, yüzde yüz arı olmalıdır. Yaşayan türkçecilere göre ise, kökleşmiş, dile girmiş, karşılığı dilde olmayan sözcükler yad (yabancı) olabilir. Oysa biz topluluk olarak bunlarıñ ortasında bir yerdeyiz. Yüzde yüz arı bir diliñ olmayacağıñı bilir, böylesiñe boş [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Türkçe&#8217;yi savunanları ikiye ayırabiliriz. Birisi &#8220;öz türkçeciler&#8221;, öbürü &#8220;yaşayan türkçeciler&#8221;.</p>
<p>Öz türkçecilere  göre, tüm sözcükleriñ özü olmalıdır. Dil tümden arınmalı, yüzde yüz arı olmalıdır. Yaşayan türkçecilere göre ise, kökleşmiş, dile girmiş, karşılığı dilde olmayan sözcükler yad (yabancı) olabilir.</p>
<p>Oysa biz topluluk olarak bunlarıñ ortasında bir yerdeyiz. Yüzde yüz arı bir diliñ olmayacağıñı bilir, böylesiñe boş düşler görmeyiz. Buna karşın, dilimizi kısırmış gibi bir kıyıya atmaz, türetme gücünden yararlanır, yad kavramlara karşılık buluruz.</p>
<p>Kullandığımız sözcükler yüzünden katı eleştiriler alıyoruz. Oysa kullandıklarımızıñ neredeyse tümü Türkçe&#8217;niñ öz söz vârlığıdır. Bunları ya Asya&#8217;daki soydaşlarımızıñ dilinden ya Anadolu ağzıñdan ya da eski Türkçe&#8217;den diriltmekteyiz.</p>
<p>Özellikle diriltme konusunda Ziya Gökalp&#8217;iñ dizeleriñi sıklıkla önümüze atmaktadırlar.</p>
<p><em>Uydurma söz yapmayız,<br />
Yapma yola sapmayız,<br />
Türkçeleşmiş, Türkçedir;<br />
Eski köke tapmayız.</em></p>
<p>Oysa bu dizeleri kendi yazmamışcasına, &#8220;mefkūre, şe&#8217;niyet, selikıyyat&#8221; gibi bir yığın yad kökenli sözcük &#8220;uydurmakta&#8221; herhangi bir sakınca görmez. Bu arada, kendi ilginç yaratılarınıñ dilimize yerleşmesiñi beklerken, &#8220;tanık, sayrı&#8230;&#8221; gibi  öz Türkçe sözcükleriñ hiçbir oğur (zaman) yeñiden diriltiliyemecekleriñi &#8220;güñaydıñ&#8221; gibi bir Türkçe sözcüğüñ tutunmasınıñ olanaksız olduğuñu kesinler. Ziya Gökalp&#8217;iñ katkıları vardır kuşkusuz ançıp (ama) böyle ilginç davranışlarıyla da önümüzü kesmektedir.</p>
<p>Dil Devrimi, bitmiş değil. Dildeki yad söz oranı %98-99 oranlarıña çıkıncaya dek sürecektir. Dil durağan değil, işleyendir. Devrimde ise işleme hızına, hız katmış, Osmanlı dönemindeki aksakları baş döndürü bir biçimde aşmıştır. O dönemlerde sözcüklerle dalga geçenleri biliyoruz, onlarıñ torunları aynı işleri bugün dedeleriñi aratmaksızıñ sürdürmektedir. Biz bunlarıñ uzağında çalışmalarımızı kararlılıkla sürdürüyoruz. Nurullah Ataç&#8217;ıñ 1945&#8242;de dediği gibi;</p>
<p><em>Dili değiştirmeye kalkan biz değiliz ki! Bu dil eñ aşağı yüz yıldan beri boyuna değişiyor. Niçin değişiyor? Bir kişi öyle dilemiş, buyurmuş da onun için mi değişiyor? Olur mu öyle neñ? Yüz yıldan beri boyuna değişiyorsa demek ki bir sıkıntısı vâr, kendi kendine yetmiyor, kendini beğenmiyor; sınırları dar geliyor da onları genişletmek istiyor.</em></p>
<p>Yaptıklarımız konusunda eñ sık altığımız eleştirilerden biri de, sözcükleriñ bu yerlik (web sitesi) dışına çıkamayacak olması, yazdıklarımız ile sınırlı kalacağıdır. Oysa yañılmaktadırlar. Biliyoruz ki, sözcüğüñ dile yerleşmesi yazı dilinde başlar.</p>
<p>Falih Rıfkı Atay&#8217;ıñ bir eleştirisi şöyle; &#8220;Özleştirmeciler sayoğur, say yerde uygurlarlar mı bunu? Nerede! <em>Kadar</em> derler <em>değin</em> yazarlar. <em>Bir defa</em> derler <em>bir kez</em> yazarlar.<em> Tabiî</em> der <em>doğal</em> yazarlar. Konuşurken,<em> üniverisiteler muhar olmalıdır</em> derler de iş yazmaya gelince muhtarı da muhtariyeti de kapı dışarı edip <em>özerk</em> derler. Öyle ise bu kişilerde içtenlik diye birneñ aramak koca bir yalandır.&#8221;</p>
<p>Eleştirilerde adı geçen sözcükleri, şimdilerde sıradan, alışıla gelmiş bir biçimde kullanıyor, hiç de yadırgamıyoruz. İşte bu yüzden özleştirme yazıda başlar. Bu yerlikte yazılan yazılar gibi, günlük yaşantımızda konuşmuyoruz. Bunu beklemek de yañlış olur. Biz de sıradan kişileriz, yeñi sözcükleri önce yazımızda diriltiyor, soñra yaşantımıza sokuyoruz. Gün gelecek, bizimle dalga geçilen sözcükler sıradanlaşacak. Toplum dili ile dalga geçen aydın kesimi sürekli olacaktır, ançıp biliniz ki, bunlarıñ çabası boşunadır, dil devrimi durdurulumaz.</p>
<p><em>&#8220;Türkçemiziñ güzel âhengini, ceviz çuvalı boşaltırken çıkan takur tukur seslere boğmakta, örñeğin o cânım rüyâ&#8217;yı çüşten farkı olmayan düş, hâtırayı anı kılığına sokmakta midesi bulanmış insan ağzıñdan çıkar gibi bir sesle söylenen ödül sözcüğü de dâhil bir dil çorbası oluşturmaktadırlar. Oysa bizim alışkın olduğumuz sözcükler velevki yabancı bir dilden aktarılmış bile olsalar bu garçlı gırçlı lâflara hem zevk hem âhenk bakımından yüz defa müreccahtır.&#8221;</em> diyen aydıñlarımız da olmuştur. A. Fenik gibi, F. Baysal gibi, E. Bayrakdaroğlu gibi.</p>
<p>Toplum dili böyle aşağılanmaları yaşasa da özleştirme tüm hızıyla sürmüştür, sürmektedirde&#8230; Dr. Kâmile İmer&#8217;iñ yaptığı araştırmalara göre, 1931 yılıñda bir güncedeki çav (haber) diliñdeki Türkçe oranı %35&#8242;lerde imiş. 1965&#8242;li yıllarda bu oran %60&#8242;lara dek çıkmış. 10 yıl soñra %70&#8242;leri bulan bu oran 1981&#8242;de %80&#8242;leri görmüş. Dil devrimiñi benimseyen yazarlarda ise bu oran %92&#8242;lerdeymiş.</p>
<p>Doyumsuz bir dil için %98-99 oranıñda öz dilden sözcük olmalıdır. Bu böyle oluncaya dek de özleştirme sürecektir. Çünkü biz biliyoruz ki, dildeki yad sözcükler, çorbaya atılan tuza benzer. Tuz fazla olursa yemeğiñ tadı kaçar, az olursa da yemek tatsız olur.</p>
<p><strong>Gökbey ULUÇ</strong><br />
<img title="y-ulati_uluc.png" src="../belgeler/y-ulati_uluc.png" alt="" width="146" height="15" /></p>
<p>________________________________________<br />
<strong>Kaynakça</strong><br />
Tahsin Yücel, Dil Devrimi ve Sonuçları, betler 36,48,64,70,149<br />
Ziya Gökalp, Türkçülüğün Esasları, betler 119-146<br />
Nurullah Ataç, Ataç, bet 113<br />
Dr. Kâmile İmer, Atatürk&#8217;ün Yolunda Türk Dil Devrimi, bet 68</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://turkcesivarken.com/uydurma-soz-yapmayiz-yapma-yola-sapmayiz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

