Etiket arşivi: özleşme

Kişisel Türentiler (neolojizm) Sözlükçüğü

Aşağıda yad karşılıklarıyla dizelgelenmiş öz Türkçe iki yüz elli söz(cük), benim on dört-yıllık öz-Türkçeciliğimin ürünlerinin bir bölümüdür ya da seçkisidir. Dile bireyin katkısı da “yaşamsal” önem taşıdığından, bıkıp usanmaksızın, yılmayarak – daha çok – kimsenin şu ya da bu nedenle özleştirmediği – türlü alanlara değgin − yad söz(cük)leri özleştirdim. Gösterişsiz sözlükçüğüm incelenirse, söz konusu el söz(cük)lerinin hepsinin – doğallıkla Türkler için − gereksiz olduğu görülecektir. (Kişisel türentilerimden birinin dahi tutunması, demek genel dile girmesi, beni gönendirir.)

Kuşkusuz – “yad” diller arasında ayrım gözetmeksizin, erey tanımayarak[1] − özleştirmecilik gütmeyi sürdüreceğim. Demek türetip yayımladığım yeni sözcük(ler), bunlarla ereyli kalmayacak. Gene de, şimdilik benden bu denli çok… (Bunun ardı gelir; gerisi kolay.)

Başkaları aşağıdakilerle özdeş karşılıklar önermişlerse, öneriyorlarsa, “Usun yolu birdir.” demek gerek. (Kişisel Türentiler Sözlükçüğü’ne ilişkin eleştirilerinizi, önerilerinizi, sorularınızı yedigir@hotmail.com bulunağına iletebilirsiniz.)

   A

Acısız ölüm: Ötanazi

Ad-satan: Franchiser

Ad-satılan: Franchisee

Ad satımı: Franchise

Ad satma: Franchising

Ağ güncesi: Blog

Ağ güncecisi: Blogger

Ağırlık-kaldırıcı: Halterci

Ağırlık kaldırma: Halter

Ağıtsı: Eleji

Akımla sarsma: Elektroşok

Alışka: Routine

Ara-bölge: No man’s land

Araçlı alıştırma: Pilates

Aşırı etkin: Hiperaktif

Ayağa-uygun: Ortopedik

Aydınlatıcı: Far

Ayrılga: Lop

   B

Bağırtaç: Hoparlör

Bağyoğrum: Trabükoplasti

Başkamsama: Takıye

Başkeser: Giyotin

Bekleyici: Garson

Belgecik: Fiş

Bırakılga: Vakıf

Bilgisayar uzayı: Cyberspace

Bilimlik: Fakülte

Birlikçe: Kartel

   Ç

Çalgıbirim: Nota

Çalgıbirimlik: Partisyon

Çekilge: Piyango

Çevredizge: Ekosistem

Çevregörür: Periskop

Çıkmalık: Mimber

Çıldırıgiderici: Antipsikotik

Çılgın-çökkün: Manik-depresif ya da manyak-depresif

Çoksatan: Best-selling

Çökkünlükgiderici: Antidepresan

Çubuk gizim: Barkod

Çukuroyunu: Golf

   D

Davranca: Rol

Değnekoyunu: Bilardo

Deliyel: Fırtına

Denetim alıcısı: MOBESE kamerası

Devinmece: Spor

Devinmececi: Sporcu

Devinmecel: Sportif

Dikelme: Ereksiyon

Dinçlik: Fitness

Doku koruma: Plastinasyon

Doyum doruğu: Orgazm

Durağan teker: Hard disc

Düzeneklik: Makine

Düzge: Ayar

   E

Eklemyoğrum: Artroplasti

Eşduygu:[2] Empati

Etyer: Meat-eater

E-ulakça (eksiciksel ulakça):[3] E-mail

E-ulaklık (eksiciksel ulaklık):[4] E-mail

Ezergeçer: Tank

Ezgilik: Beste

Ezgilikçi: Besteci

Ezgiliklemek: Bestelemek

   F

Fışkırıklık: Şadırvan

Fışkırtaç: Sifon

   G

Geçer sözcük: Parola

Geçmişçe: Tarih

Geçmişçe özeti: Tarihçe

Genöykü: Roman

Gerigidiş: Flashback

Gireç: Fiş

Giyici: Manken

Gizbilim: Simya

Gizbilimci: Simyacı

Görevci: Acente

Görevcilik: Acentelik

Görevlik: Servis

Görevyeri: Ajans

Görülge: Hesap

Gövde düzeltme: Ortopedi

Gövde-geliştirici: Body-builder

Gövde geliştirme: Body-building

Gözatıcı: Browser

Gözkuşağı: İris

H

Hızlı yemek: Fast food

   I

Isıtutar: Termos

Işıkça: Lazer

Işıkçizi: Fotoğraf

Işıkbireşim: Fotosentez

Işıklandırma: Sinyalizasyon

   İ

İmcik: Sinyal

İşlemevi: Borsa

   K

Kalıkdüzen: İklim

Kalıkdüzenleme: İklimleme

Kalıkdüzenleyici: Klima

Kalıtımbirim: Gen

Kapataç: Kafes

Karışık: Salata

Karıştırmaca: Spoonerism

Karşılıkça: Ücret

Kılyolar: Epilatör

Kılyolum: Epilasyon

Kırındüzen: Koreografi

Kırındüzenci: Koreograf

Kıyıdışı: Offshore

Kipçe: Moda

Konuluk:[5] Nokta

Konuşmaca: Hip-hop ile rep

Koruma çevresi: Sit

Koşukluk: Divan

Koşukluk ölçüsü: Aruz

Koyaç: Cep

Koyultma: Jel

Kurmacasız: Nonfiction ile nonfictional

Kutça: Din

Kutçal: Dini ya da dinsel

Kutsöz: Hadis

Kuttopluluk: Ümmet

Kuttümce: Ayet

Kutvergi: Zekât

Kutyolcu: Hacı

Kutyolculuk: Hac

Kümeci: Faşist

Kümecice: Faşizan

Kümecilik: Faşizm

   N

Niteleyici: Article[6]

   O

Olağanüstüleme: Destan

Oluk sağaltımı: Kanal tedavisi

Ongunel: Cennet

Ortagün: Çarşamba

Ortaüstokul:[7] Lise

Otluk: Eczane

Otlukçu: Eczacı

Otyazı: Reçete

   Ö

Ödemelik: Vezne

Ödemelikçi: Veznedar

Önyaz: Mayıs

Öteevrensel: Uhrevi

Öykülük: Senaryo

Öykülükçü: Senarist

Özcük: Selfie

Özdekbilim: Kimya

Özdekçe sağaltımı: Kemoterapi

Özdekçe: Kimya

Özsunarlık: Selfservis

Öztat: Keyif

   P

Patlaç: Bomba

Patlar: Mayın

   S

Saçıntı: Diaspora

Saçkeser: Berber

Saçyapar: Kuaför

Sağdişçi: Ortodontist

Sağdişçilik: Ortodonti

Sağdişsel: Ortodontik

Sallan: Rok

Sarınaç: Pelerin

Satımlık: Pazar ya da piyasa

Satış toplantısı: Kermes

Seçilge: Mönü

Seçmelik: Katalog

Sekizkol: Ahtapot

Sestaşır: Telefon

Sınavbirim: Not

Sidikyolu sağaltmanlığı: Üroloji

Siniriletir: Nörotransmiter

Sokaç: Priz

Söylemece: Karaoke

Söylenlik:[8] Mitoloji

Sözlükçük: Lügatçe

Sudöker: Duş

Sudökerlik: Duş kabini

Sunarlık: Hizmet ya da servis

Suyapan: Hidrojen

Sürülge: Krem

Süzülen: Planör

   T

Tartışmaca: Polemik

Terletici: Süveter

Terletmez: Antiperspiran

T gömleği: Tişört

Ter gömleği: Sweatshirt

Tinçözümleyim: Psikanaliz

Tinçözümleyimci: Psikanalist

Tinçözümleyimsel: Psikanalitik

Tin sağaltımı: Psikoterapi

Tin sağaltımcısı: Psikoterapist

Tin sağaltmanı: Psikiyatr

Tin sağaltmanlığı: Psikiyatri

Toplulukça: Parti

Toplum korkusu: Sosyal fobi

Toplumbirim: Sınıf

Törenlik: Protokol

Tutkay: Scooter

   U

   Uçanteker: Frizbi

   Ufakgörür: Mikroskop

   Ulambirim: Sınıf

Uludurak: Otogar

Usuyarık: Şizofren

Usuyarıkça: Şizofrenik

Usyarılımsal: Şizofrenik ya da şizoit

Uymacılık: Konformizm

Uymazcılık: Nonkonformizm

Uzakgörmez: Miyop

Uzakgörmezlik: Miyop ya da miyopi

Uzaklaştırıcı: Akson

   Ü

   Üretimevi satımevi: Outlet

Üretimevi satışlığı: Outlet

Ürünlük:[9] Katalog

Üstözek: Epicenter

Üyeevi: Kulüp

   V

Varlıkça: Cisim

Vuruşkan: Gladyatör

   Y

Yağmurcak:[10] Şemsiye

Yakıngörmez: Hipermetrop

Yakıngörmezlik: Hipermetrop ya da hipermetropi

Yanaç: Meşale

Yapıbağlayıcı: Beton

Yapıtlık: Repertuvar

Yapı tozu: Çimento

Yarışı: Ralli

Yarışmaca: Turnuva

Yaşam korkusu:[11] Şizofreni

Yaşamtezgen: Biyokatalizör

Yaşataç: Vitamin

Yaşlanmaya-karşı: Anti-aging

Yayımlık: Kanal

Yazılga: Defter

Yazılık: Klavye

Yel gezintisi: Rüzgâr sörfü

Yerbilgisi: Coğrafya

Yerbulur: Radar

Yergerçeği: Coğrafya

Yerine-geçen: Ersatz

Yersaptar: Sonar

Yertaslağı: Harita

Yığıncık: Molekül

Yılgı tutulgası: Panik atağı

Yılkıtüketmez: Vegan

Yılkıtüketmezlik: Veganizm

Yokdeğer: Sıfır

Yolaç: Cımbız

Yolca: Rota

Yoldışı: Offroad

Yönetimce:[12] Politika

Yönetke: Hükümet

Yurtyönetimcisi: Politikacı ya da siyasetçi

Yurtyönetsel: Politik ya da siyasi

Yükleç: Pil

Yükleyici: Şarj aleti ya da cihazı

Yüksek toplum: Sosyete

Yürümelik: Podyum

                                                         

                                                         2010 Önyazı-2014 Bozaranı

                                                         Seyhan-Atayurt

 

dipçe:                                          

1. Özleştirmecilik konusunda “erey” tanımamak, öpöz Türkçe istemek anlamına gelmez. (Katışıksız bir [sözcüğün en geniş anlamında] dil – olanaksız bulunsa bile − hiç de kötü değildir; o ayrı.). Ne denli çok özleştirmecilik güdülürse güdülsün; genel dilde yad kimi öğeler bulunacaktır. Ayrıca kazançsal-toplumsal yaşamın devingenliği dolayısıyla da, ekinsel etkilenme sonucu da yeni birtakım yad söz(cük)ler dile girecektir. Bunlardan ötürü, “Bu denli çok dilsel özlük yeter.” hiç denemez, denmemeli: Dili özleştirmek yaşam sürdükçe gerekecektir. Yaşamsa sonsuza değin sürecek. Hepsi bunlar.

2. “Duygudaşlık”, “eşduyu” ile “eşduyum” karşılıkları empati için uygun değildir: Bunlardan duygudaşlık sözcüğü, sempatiyi karşılar. Eşduyu ile eşduyumsa – empatide duyu ya da duyum değil, duygu söz konusu olduğundan – ancak başka anlamlarda kullanılır.

3. Bir ileti biçimi ya da türü olarak…

4. Bir iletme yolu ya da yöntemi olarak…

5. “Önemli konu” anlamındadır.

6. Os. harf-i tarif ile harf-i tenkir.

7. Buna göre okul adları – sırayla – şöyle olur: ilkokul, ortaokul, ortaüstokul, üstokul. (“Üstokul”, üniversite sözcüğünün öz Türkçe karşılığıdır.)

8. Söylenbilim sözcüğünün mitolojiyi karşılamadığı bağlamlar/durumlar için… Demek “söylenler bütünü” anlamında… Örneğin eski Yunan söylenliği, denebilir.

9. Böylece katalog sözcüğünü – yerine göre – “dizit”, “seçmelik” ile “ürünlük” karşılar oldu. (Dizit, kişisel türentilerimden biri değildir.)

10. Şemsiye sözcüğünü − gerçekte − “güncek” karşılar. Yağmurcak, “yağmurdan koruyan araç” anlamındadır.

11. Şizofreni sözcüğünün biçimsel öz Türkçe karşılığı “usyarılım”dır. Gelgelelim anlamca, yanıltıcı olmamak için, “yaşam korkusu” sözüyle karşılanması gerektiği kanısındayım.

12. Örneğin “dil politikası” sözündeki politika sözcüğü yerine kullanılabilir.

Özleştirme, Türk Dillerini Bölüyor mu?

Yad kökenli sözcükleriñ yérine anadilimizden karşılıklar buluyor, diriltiyor, türetiyoruz diye, kimileyin işitilmedik söz bırakmayanlar oluyor.

“Efendim; biz özleşiyoruz ancak, öbür Türk yurtları ile aramızda uçurum oluşuyor, birbirimizden ayrılıyoruz. Dolayısıyla bu yaptığınız, dili geliştirmek déğil, baltalamak oluyor.” 

Bunuñla yétinmeyip, satkın (hain) yapanlar da bulunmaktadır. Daha ileri gidip, dışgüçlerce beslendiğimizi, onlara çalıştığımızı, onlardan akça aldığımızı diyenler de oldu.

İster 3 yıl önce olsun, ister de 300 yıl önce olsun, yad söz yad sözdür. Kontak ne denli yadsa, merhaba da bir o denli yaddır. İkisine de bakış açımız birdir. Uygulamak istediğimiz éşittir.

Özleştirmeniñ bizi öbür Türk uluslarından ayırdığı, aramızı açtığı doğrudur. Buna karşı çıkmıyorum. Örneğin tümü kompüter/kompyuter dérken, biz kalkıp bilgisayar diyor, ortaklığı aradan kaldırıyoruz. Size, bu konuda biñlerce örnek sunabilecekken, eñ añlaşılır olanı ile yétineceğim.

Bu durumda ne olacak? Özleşmeyi kesecek miyiz?

Bunu yapmayacağız; özleşmeyi durmayacağız. Bizler, -burada Anadolu Türkleri adına yazıyorum- özleşmeyi sürdüreceğiz. Öbür Türk ulusları uyuşuk davranıyor, ellerini taşın altına sokmuyorlar diye, amacımızdan cayacak déğiliz. Onlarca yıldır, başka uluslarıñ egemenliğinde yaşadıkları için, adımızı kara çıkarmaları yétmezmiş gibi, bir de uyuşuk davranıp utançlarını silmemeleri için onlara kızmayacak déğiliz. Biz özleşiyorsak, onlar da özleşecek.

Arayı açan biz déğil, tembel tembel oturanlardır. Biz çalışıyoruz, dilimiziñ gelişmesi için uğraşıyoruz. Çağı yakalamak adına çabalıyoruz. Oturan, yatan kardeşlerimize kızarız kuşkusuz. Eski Oğuzlarda, savaşa katılmayanlara, at üstünde ok atamayanlara, yatuk dérlerdi. Bugün için biz de, yatuklar yüzünden obadan dışarı çıkmamazlık étmeyeceğiz.

Konuyla ilgili başka yazılar:

http://kokturukce.blogspot.com/2010/05/ortak-turk-dili-icin-neler-yaplabilir.html
http://kokturukce.blogspot.com/2011/12/ozlestirme-yabanclastryor-mu.html
http://kokturukce.blogspot.com/2011/03/azerbaycanda-ozlesmeye-baks-acs.html

Yaygın Yanlışlar

Yaygın yanlış*, Dil Derneğinin Türkçe Sözlük’ünde şöyle tanımlanmış: “genelleştiği için yanlışlığı, önemsenmeksizin kullanılagelen sözcük, deyim ya da terim”. (Başka sözlüklerdeyse buna benzer tanımlar, var.). Bu yazıda dilimizin “yad” öğelerindeki yaygın yanlışları, bir kıyıya bırakıp öz Türkçede yapılan kimi yaygın yanlışları, ele alacağım. Bunlar, alabildiğine çok olduğundan; yalnızca en yaygın yanlışlardan örnekler üstünde duracağım. Hele başlayayım:

Yayım ile yayın sözcüklerinin karıştırıladurduğu, söylenir. Oysa başlangıçta böyle bir karıştırma, yapılıyorduysa da; şimdi yayım sözcüğü, yok sayılıp onun yerine yayın, kullanılıyor. Bu durumda “yayımcı” *yayıncı; “yayımcılık” *yayıncılık; yayımlamaksa, *yayınlamak oluyor. Gelgelelim yayım, Os. neşir sözcüğünün karşılığıdır; yayın(lar), Os. neşriyatı karşılar; yayımlamaksa, Os. neşretmek sözlükbirimine karşılık gelir. Demek yayım sözcüğü ile türevlerini, yok saymak; birtakım anlam inceliklerini ya da ayırtıları, dile getirememeyle sonuçlanır. Nitekim olan, tüm budur. (Yazar-çizer takımının bile bu yanlışları, yapagitmesiyse, düşündürücü mü düşündürücü.). Konuyu, toparlayacak olursam; Türkçede yayım sözcüğü de, vardır; yayın sözcüğü de… İki öğeyi, karıştırmamak (örneğin “genel yayım yönetmeni” yerine genel yayın yönetmeni, dememek); dahası, yayım ile türevlerini, yok saymamak gerektir: Yayıncı, yayıncılık, yayınlamak yanlış; yayımcı, yayımcılık, yayımlamak doğrudur. Hepsi bu.

Karşıtçı sözcüğü de, hepten yok sayılmakta. Onun yerine *karşıt, kullanılıyor. Karşıtçılık yerineyse *karşıtlık, deniyor. Ancak, karşıt, Os. zıt sözcüğünün karşılığıdır; karşıtçıysa, Os. aleyhtarı, karşılar. Buna göre karşıtlık, Os. zıddiyet; karşıtçılık, Os. aleyhtarlık anlamlarındadır. Bundan ötürü, örneğin, “Akın karşıtı, karadır.” denebilir de; “başakçacılık1 karşıtları” denemez. Doğru kullanım, başakçacılık karşıtçılarıdır. (Başakçacılık karşıtı=Toplumculuk. Başakçacılık karşıtçısı=Toplumcu.). Demek gene bir yoksayma ile ona bağlı olarak kimi anlamsal ayırtıların anlatılamaması, söz konusu. Bu tür örnekler, kolayca çoğaltılabilir.

Bir de, gereksiz eklerle “biçimbozum”a uğratılan öz Türkçe sözcükler, var. Örneğin duyar, geçer, yeter sözcükleri yerine *duyarlı, *geçerli, *yeterli deniyor. Oysa – gene örneğin – “geçer belge” sözü, doğrudur; geçerli belgeyse, yaygın yanlış. Kendisi, bir önad olan geçer sözcüğüne bir önad yapma ekinin ulanmasına hiçbir gerek, yok anlayacağınız. (Dili, doğru düzgün kullanmak istiyorsak; ekleri, yerli yerinde kullanmayı, öğrenmeliyiz.2)

Ayrıca kimi öz Türkçe deyimler, yaygın bir biçimde yanlış kullanılıyor. Örneğin “alıcı gözüyle bakmak” yerine “alıcı gözle bakmak” ile “ardı, arası kesilmemek” yerine “ardı, arkası kesilmemek” gibi. Buradaki yanlışlar, önemsiz görülebilse de; deyimlerin anlamlarını − bir ölçüde − değiştirmektedir. Buysa, iletişimsel sorunlara yol açabilir.

Yaygın yanlışlar, öz Türkçe kişi adlarında dahi görülmektedir. Örneğin Kağan yerine *Kaan gibi. Oysa “kağan” sözcüğü, çok eski olup Göktürkçede “kagan” biçimindeydi. Buna karşın bugün ülkemizde *Kaan-adlı nice erkek, var. Gelin de yazıklanmayın! (Demek çocuklara öz Türkçe adlar koymak, yetmiyor; bu adları, biçimsizleştirmemek gerekiyor.)

Yok sayılmasa da; karıştırılmış, şimdi bile karıştırılan öz Türkçe sözcükler de, var. Bunların en çarpıcı örneği, türe ile tüze sözcükleridir. Başlangıçta – Dil Devriminin ilk yıllarında – yayımlanmış özleştirme kılavuzlarında, Türkçe sözlüklerde türe, Os. hukuk karşılığı olarak; tüzeyse, Os. adalet yerine önerilmişse de; sonradan – ne, olmuşsa olmuş! – türe, adalet; tüzeyse, hukuk anlamlarında kullanılmaya başlamıştır. Türe ile tüzenin “kökteş” sözcükler olduğu; söz konusu karışıklığa bunun yol açtığı, söylenebilirse de; yaygın yanlış, yaygın yanlıştır. Demek sözcükleri, özellikle öz Türkçe olanları, karıştırmamalı.

Ya “ülkü” sözcüğü ile türevlerinin başlarına gelmişlere ne, buyrulur?! Ülkü, Osmanlıcadaki ideal ile mefkûre sözcüklerinin öpöz Türkçe karşılığıdır. Ülkücüyse, gerçekte idealist,demektir; yoksa MHP’li anlamında değil. Buna benzer bir biçimde ülkücülük, idealizm3 anlamına gelir; yoksa MHP yandaşlığı, demek sayılmaz. Ne ki, ülkemizdeki yurtyönetimi, “bilimsel” bir dayantıya otur(tul)madığından; anılmış öz Türkçe sözcükler, ilkin anlam daralmasına, sonra anlam kaymasına uğratılmış; böylece ülkü ile türevlerinin – gerçek anlamlarıyla – tutunması, yazık ki, engellenmiştir! Bununla birlikte, ülkü, ülkücü, ülkücülük ib., pırıl pırıl sözcükler olup tutundurulmayı, beklemekte. Doğallıkla ideal, idealist, idealizm ib. yerlerine…

Burada sesletimsel yaygın yanlışlara değinmemde yarar, bulunuyor. Demek örneğin öz Türkçe “yarın” sözcüğü, çoğun *yârın ya da – daha kötüsü – *yârin biçiminde sesletiliyor. Bu yanlış konusunda Osmanlıcanın olumsuz etkisinin sözü, edilebilir. (Doğrusu, Osmanlıcanın “olumlu” etkisi, görülmemiştir!). Bununla birlikte, ölçünlü Türkey Türkçesinde uzun ünlü, öz Türkçe öğelerde var olmadığından; yarın sözcüğünün iki seslemindeki ünlüler, kısa okunmalı. Güzelim yarını, yanlış sesletimle karartmamalı anlayacağınız.

Yaygın sesletim yanlışlarına değinmişken; k’lerin “ka” diye okunmasına dokunmaksızın geçemeyeceğim. Gerçekten Türklerin çoğunluğu, k’leri, “ka” diye okuyaduruyor. Oysa Türk abecesindeki imcelerin okunuşları, Dil Devriminden de önce bir yasayla belirlenmişti: Bütün ünsüzler, sonlarına birer “e” getirilerek okunur. K/k’yse, “ayra” değildir; demek bu yasadan bağışık tutulamaz. (Kimi kez h’lerin “aş” ya da “ha”, r’lerin “er” diye; dahası, tüm imcelerin İngilizce uyarınca okunduğunun ayrımındayım. Gelgelelim onlar, şimdilik yaygın yanlışlar değil. [K’deki sorun, gene Osmanlıcadan ileri geliyor olabilir. Öyleyse, dilimizi, Osmanlıcanın bütün dokuncalı etkilerinden kurtarmamız gerek.])

Doğallıkla yaygın yanlışlara karşı bunca çok söz söylemiş beni, “doğrucu Davut” olmayla suçlayacak okurlar, var olabilirler. Ancak, ben, yalnızca – genelde yaşamsal, özelde dilsel – doğruların ardındayım. Demek aşırı doğruculuk, gütmüyorum. Doğrusu, kendi yaşamımda, dilimde dahi kimi yanlışlar – ister istemez − bulunur. (Yeryüzünde yanlışsız kişi, yoktur.). Dayatmacı da sayılmam. Benimki, bir tür yol-göstericiliktir. Göz göre göre yanlış, yapmamak gerek; eşdeyişle yanlışçı olmamalı. Benim demek istediğim, bu. Bir yaygın yanlışlar yağızyerinde4 yaşayageldiğimiz, ortada. (Öyle ki, yaygın yanlışlar; sözlüklerde, yazım kılavuzlarında yer almıştır.). Gelin, bu yağızyerde yaşayagitmeyelim. Yaşam niteliğimizi, iyileştirmeyi diliyorsak; işe dilimizden başlamalıyız: Dil güzelleştikçe; yaşam güzelleşir. Bunun tersi de, doğrudur. Bu denemede öz-Türkçesel yaygın yanlışların bir bölümünü, ele aldım. Gerçekte dilimizdeki yad öğelerle ilgili yaygın yanlışlar, çok daha artıktır. Bundan ötürü, öz Türkçenin yanlış kullanıldığı, ileri sürülemez. (Yad sözcüklerle yanlış yapma olasılığının daha büyük olduğu, bilinen bir gerçektir.). Sorun, öz Türkçede değil; öz Türkçeyi, kullananlarda anlayacağınız. Gene de, doğru doğrudur; yanlışsa yanlış. Bence bir yanlış, ne denli yaygın olursa olsun onu, yapmaktan kaçınmak gerek. Doğrunun yanlış, yanlışın doğru sayıldığı bir ortamda yaşadığımızın bilincindeyim. Bu, bizi yıldırmak, bir yana; doğruculuğumuzu bilemeli. Yanlışlarla savaşım, yeryüzünde hiçbir doğrucu kalmayasıya sürmeli. Yanlışların egemenliğini, tanımak kolaydır; onlarla savaşmaksa, çetin. Sizi bilmem; ben, güç yolu, yeğlemekteyim. Güç, ancak doğru yolu…

_______________________________

* Yaygın yanlış teriminin Osmanlıca karşılığı olan galatımeşhur – sözcüğü sözcüğüne – “ünlü bozukluk/yanlış” anlamına gelirse de; yaygın yanlış, daha uygun bir söz sayılsa gerek.

1 Os. kapitalizm.

2 Bu bağlamda örneğin “benimki”, “biri”, “kimi” yerlerine benimkisi, birisi, kimisi eyitmek de, yanlıştır. Dil, şakaya gelmez. Bundan dolayı, ona özen göstermemiz gerek.

3İdealizmi, “düşüncecilik” de, karşılar.

4 Yağızyer: Os. cehennem.

Özleştirme Yabancılaştırıyor mu?

Biz Türkistanlı Türkler bugün Anadolu Türklerinin yazdıklarını okuyamaz hale geldik. Halbuki 60 senelerinde bile Türk şairlerini tercümesiz okuyabiliyorduk.

Muhammed Salih

***

Güneş parlıyordu, biz sıcaklığını duyamıyorduk. Yél esiyordu, biz saçlarımızı dalgalandıramıyorduk. Kar yağıyordu, biz kartopu yuvarlayamıyorduk. Yağmur çiseliyordu, biz altında ıslanamıyorduk. Yağılarımız özgürdü, biz tutsaktık.

Birgün tutsakeviniñ öreklerini yıktık da kaçtık. Güneş ışığını duyuyorduk, ne var ki aydan yansıyanı ile yétiniyorduk. Kaçtığımızda géceydi. Saçlarımız daha görkemli dalgalanıyordu; yél bir yandan, bizim yéle koşuşumuz öbür yandan. Kurtulduk yağıdan.

Özgürlüğümüze ulaştık, bozkırda yalınayak savaşarak. Bir tastan yémek yédik, yoksulluğumuza ağlayarak. Ortanca kardeşlerimden olan Kazak o gün şunu démişti; Kişioğlu, üç güne tamuya da alışır. Bu düşünce öbür kardeşlerimiñ de usunda yér édinip, bilinçaltına inince yoksulluklarına alıştılar. Ben buna karşı çıktım. Varsıllaşacağım dédim. Ayrıldım onlardan, pılı pırtımı toplayıp kendi yolumu tuttum.

Çalıştım, ürettim. Böyle yaptıkça varsıllaştım. Kardeşlerim arasıra yanıma konuk da geldiler. Eñ küçük kardeşim Kosovalı, benim yanımda kaldı. Bugün eñ çok onuñla añlaşabiliyorum. Onuñ bir büyüğü Gagavuz ise, arayı sıkı tuttuğundan bugün bizimle bir dilde konuşuyor. Bakma, yine arada küçük ayrımlar var. Azer ise arada gelip yardım alıyor. Böyle yaptığı için öyle böyle de olsa añlaşabiliyoruz. Öbür kardeşlerim de yokluğa öylesine alıştılar ki, varlığı yadırgar oldular. Birgün büyük kardeşim Türkistan şöyle démişti; Bizler bir ara bir tastan yémek yérdik. Şimdi sen değme birimize ayrı tabak koyuyorsun. Tarhanadan başka çorba içmezken, şimdi adını bilmediğimiz yémekler sunuyorsun. / Ah güzel ağabeyim! Direnmeyi bırak da, varlığımdan pay al. Ürettiklerim seniñ de sayılır. Adını bilmiyoruz dédiklerini, adını bildikleriñle pişirdim. Sana nice pişireceğini öğretebilirim. Çorba ile yétindiğimiz günler géride kaldı. Bağımsızlığımızıñ gücünü kullanmamız gerekmez mi? Benimle ol. Yéñi yémekler pişir.

Azerbaycan’da Özleşmeye Bakış Açısı

Daha önceki bir yazımda[1] Azerbaycan’da özleşme akımıñdan daha doğrusu gizli bir dil devrimi olduğundan söz étmiştim. Toplum arasında özleşme varken yétkili kişilerde, yüksek orunlarda olanlarda ise Rusça’dan İngilizce’ye doğru bir akım olduğu gözle görülmektedir.

Özleşmeyi yalnızca kendimiz için istemek, kuşkusuz çok sığ bir bakış olur. Ben, özellikle tüm Türk soylu uluslarıñ özleşme akımına katılmasını istiyorum. Ortak Türk Dili diye kendimizi yiyip bitirdiğimiz bir konu da eñ usa yatkın yoluñ bu olduğu su götürmez bir gérçek. Kimiñ ağzı ortak olacak? Kim kime uyarlanacak? Yoksa Türk dilleriniñ bir karması yapıplıp yapay bir dil mi yaratılacak? Soruları çoğaltabiliriz; yanıtlamamak koşulu ile. Daha doğrusu göreceli yanıtlarla. Oysa özleşme olduğunda istifade etmek diyen Azeriler dillerine uyarlanmış olarak qullanmaq sözcüğünü alacaklar. Yazıda olmasa da konuşmada ortaklık sağlanacaktır eñ azından. Bir süre soñra bu yazıya da yansıyacak, dönemiñ eñ güçlü ağzına göre toplumlarıñ kendileri yönelecektir.

***

Onbirinci ayın yédisinde Türküstan çavlığında gördüğüm bir çav ilgimi çekmişti; orada bir çavlık sorumlusunuñ, yazarlara kullandıkları Türkçe sözcüklerden dolayı sözcük başına 1 manat (~2 lira) kıyın vérdiğini yazıyordu. Bu ülkedeki Türkçü kesimiñ tepki vérmesine, şaşkınlığına yol açsa da benim için sıradan, hatta güzel bir çavdı.

Güzel gelmişti çünkü o sorumlunuñ böyle davranıyor olması, orada özleşme olduğunuñ, hatta onlara göre tehlikeli duruma çıktığınıñ eñ büyük somut kanıtıdır. Çekinceleri olduğu için bu yaptıkları da bir bakıma doğaldır, işimiziñ yolunda gittiğini bilerek bunuñla sévinip övünebiliriz.

Bu akımı Azerbaycan’da gözlerimle görmek, duymak beni hep heyecanlandırıyor. Çünkü bizdeki dil devriminiñ 60’lı yıllarındaki durumu olduğu gibi yansıtan bir yapıları var. Sürecin içinde olmak, gidişine étki édenlerden olmaktan duyduğum mutluluğu da belirtmek istiyorum.

Orta yaşlı yazarlar, özellikle de genç yazarlar yad sözcükler yérine anadilden sözcükleri séçmeye özen gösteriyor, bétiklerinde bunu yapmaktan övünç duyuyorlar. Hatta, Yad Dilde adlı bétiğinde yazar Perviz, tüm öykü kahramanlarınıñ adını Dede Korkut öyküsünde géçen adlardan séçmişti de bunuñla övünç duymuştu.

Bunlarla birlikte diyebilirim ki, burada olan özleşme akımınıñ kesintiye uğramadan gitmesi durumunda bir öngörü olarak 2040 yılına dek İstanbul Türkçesi durumuna çıkabilir.

dipçe:
[1] http://kokturukce.blogspot.com/2010/02/azerbaycanda-sessiz-dil-devrimi.html