Etiket arşivi: orkun yazıtları

GÖKTÜRKÇE ÖĞRENİYORUM yayınlandı!

Herkes için Göktürkçe Dersleri: GÖKTÜRKÇE ÖĞRENİYORUM adlı çalışmam, 19 Şubatta Bakü’de basımdan çıktı. Türkçesi Varken Topluluğu Yayınları‘nıñ 3. bétiği kutlu olsun.

Sipariş vérmek isteyenler 0539 923 5499 ile iletişime geçebilecekleri gibi, ulucname@gmail.com’a da yazabilirler.

ÖNSÖZ

Şimdiye değin Türk yazılarınıñ özel öğretimi yapılmadığı için, öğretilmeye nereden başlanacağı, nasıl olacağı yönünde bilgiler bulunmamaktadır. Bilimteylerde1 üstünkörü öğredilse de, özel olarak nice olacağı konusunda elimizde kaynak bulunmadığı için bu çalışmaya odaklandım. Burada yazdıklarım, kişisel deneyimlerimiñ soñucudur. Elde éttiğim vérileri kamuya sunuyorum.

Deneyimlerime Iğdır’da başladım, Bakü’de sürdürdüm. Iğdır’daki deneyimlerimi tutanak olarak yazdım, Bakü’de de aşamalı olarak uyguladım. Böylece 6 aşamalı öğrenme yordamı geliştirdim. İlk iki aşamada damgaları, üçüncü aşamada yazım kurallarını, dördüncü aşamada sayıları, béşinci aşamada günümüz dilinden örnekleri, altıncı aşamada da el yazmalarına géçtim. Böylece 2 yédigünlük2 bir çalışma süresi bize yéterli oldu. 6 derse işi çözenler, aynı gün öğrenenler, 2 saat için bitirenler de bulunmaktadır.

Bu bétikte okuyacaklarınız, yalñızca eski dili öğretmeyecek, günümüzde de nice yazabileceğinizi, kullanabileceğinizi gösterecektir. Bu bağlamda hem bilimtey öğrencilerine yararlı olacak, hem de özel ilgi gösteren kişilere yol gösterecektir.

Çektiğim görüntüleri3 izleyip de, okuldaki Göktürkçe dersinden 90 üzeri notlar aldığı için teşekkür éden yüzlerce öğrenci oldu.

Artık kolayca yazabildiğini, eski yazmaları okuyabildiğini, günümüz dilini damgalarla işleyebildiğini bildiren binlerce kişi var. Kimisi özel notlarını, kimi günlüğünü, kimisi de anılarını damgalarla yazıyor.

Ulaşabildiğim kişilerle yüzyüze dersler géçtim. Öğrenekler açtım. Ulaşamadıklarıma da géñelağ üzerinden, çektiğimiz görüntülerle el uzattım. Şimdi de bu çalışmalarımı burada toplayıp elle tutulur bir ürüne dönüştürdüm.

Türk ulusunuñ dili hep var olsun diye, kendi sözünü kendi damgalarıyla yazsın diye, ben de bu bétiği yazdım.

Gökbey Uluç
Bakü – 2014

Türk Damgalarınıñ Kökeni

Kimlik Dergisi, Mart 2012 sayısı, bét (sayfa): 26-37

Konuşulan dili sesden, sözden alıp taşa dövmek, kâğıda yazmak düşüncesi oluşunca, bunuñ yolunu arayan kişiler bir takım yollar da geliştirdiler. Bedizden başladılar. Bu bedizler, seslemleri karşılar duruma geldikten soñra, ses değeri de kazandı. El alışıp göz tanıyınca, bedizlerde kısaltmalara da gidildi. İnek başı ile yola çıkılan bedizde, önce gözleri sildiler soñra burunu, kulakları; ardınca buna da iyice alışıp belleyince, bir yuvarlağa iki boynuz eklemek yéterli olmuştu. Atalarımız da böyle yaptı; /ot/ adını vérdikleri damgayı betimlemek için bir eğri çizip (tepe) üstüne bitişik iki çentik eklediler ki, ot’u simgelesin.

Türetilmesi düşünülüp de bu yola girildikten soñra elde édilen ürünlere (damgalara) bakıldığında bir uyum göze çarpar; birbirlerine olan benzerlikleri. Bunu Sümerleriñ çivi yazısında da görebilirsiniz, Korelileriñ hañıl adını vérdikleri damgalarında da. Nedeni, birilerince oturulup birden türetime gidilmesinden kaynaklanır.

Pişmiş kil üzerine yazma uygulamasını geliştirip çubuklarla oyma yolu ile yazılarını yazan Sümerler, kullandıkları yazacıñ (çubuğuñ) yéñi, üstelik daha uygulayımsal olanını geliştirince, yazım biçimlerinde de değişiklik oldu. Daha keskin uçlu olan bu yazaçlar ile yazdıklarına biz günümüzde çivi yazısı diyoruz. Göz ucuyla bakıldığında tümü çiviyi andırmaktadır, yoksa çivi ile yazıldığından déğil.

XV. yüzyıla dek Tabgaç yazı düzenini kullanan Korelileriñ kağanı Secoñ, 1443’de yéñi, özgün bir düzen oluşturmaları için bilim erlerine buyruk vérir de, onlar da bir yıl içinde bitirirler. İletişimiñ günümüzdeki gibi olmadığını göz önüne alırsak, Korelileriñ Tabgaç düzeniñden başka yazı düzeni olmadığını düşündüklerinden dolayı yaratıcılıklarında kısıtlı kaldıkları soñucuna varırız.

Basın toplantısında(!) topluma tanıtılan, adına da Hunmin Congım (Topluma Doğruları Öğreten Ses) dédikleri bétik ile kullanıma sokarlar. Odur budur günümüze dek gelip çıkmıştır. Bu yéñi damgalarıñ özgünlüğü olsa da Tabgaç düzeniniñ özentisini taşımaktadır. Örñeğin, seslemleri dördülleme eñ belirgin esinlenme olarak öne çıkar.

Sözü getirmek istediğim yér şurası; özgün olan değme yazı düzeniñde damgalar arası bir uyum, bir esinlenme vardır. Bunu Arap, İbrani, Ermeni, Gürcü gibi türlü damgalarda da görebilirsiniz. Ne var ki, Kiril gibi kırma (Yunan, Lâtin karışımı) düzenlerde pek uyumdan söz édemeyiz.

Türk damgalarında ise söz konusu olan uyum, birbirlerine olan benzerlik ilgi çekici, üstelik eñ belirginler arasında ön sıralarda bir yérlerdedir diyebiliriz. Ben, bu benzerlikleri ulamlayarak bir  düzen içerisine sokmaya çalıştım. Vardığım soñuç; damgalarıñ birilerince oturulup belli bir süre içinde türettiği, yarattığıdır. Soñradan yapılan eklemeler, ilk oluşum evresindeki kurallardan uzak olsa da, günümüz çağdaş yalnıklarınıñ düşünce yapısıyla birdir. Bu sıradan yöntem; çentik, beñek eklemeden başka bir neñ déğil. Yéñi bir ses karşılanmak istediğinde ona benzeyen daha doğrusu kök olan sesi véren damgaya küçük bir ekleme ile sorun giderilmiştir. Bizim /ü/ sesi için /u/ damgası üzerine iki beñek koymamızı düşünün.

Bu yaptığım ile köken açıklamalarına bir yéñisini de eklemiş oluyorum. Bunuñla şunuñ da önüne géçtiğimi düşünüyorum; Damgalar yad kökenli olup, Türklerce içine özgün birkaç damga (ok, ot, ök ib.) eklenip benimsenmiş, kullanılmıştır. Köken açıklamam ile, bu gibi savları da yañlışlamış oluyorum.

Türetimde izlenilen yolu bilirsek, kökenini de açıklayabiliriz. Bunuñ için ben, sıradan düşünmeyi öneriyorum. Örñeğin bir arslanı, bir buzdolabına néce yérleştirirseniz? dérsem, bana uzun uzadıya bétlerce dolu açıklama, öneri yazabilirsiniz ancak benim sizden beklentim; dolabı açar, arslanı da tuttuğum gibi içine atarım’dır. Sıradan düşünme dédiğim kavram budur. Olayı abartmadan, yüce añlamlar yüklemeden işiñ içinden çıkmaktır.

Sıradan düşünelim; binlerce yıl öncesinde tüm olanaksızlıklarla karşı karşıyayız. O dönemde yaşadığımızı varsayarsak olanaksızlık démek yañlış olur. Başka ne gibi olanaklarıñ olduğunu bilmediğimizden bunu düşünmeyiz bile. Günümüzde olanaksız olduğumuzu düşünüyor muyuz? Gelecek kuşaklar da bizim için böyle diyeceklerdir; Yazmak için kâğıt kullanıyorlardı. Koca koca bétikleri evleriniñ bir köşesine, kimi öy de tüm odalarına sığdırmak durumundaydılar.

Olanaklarımız arasında taş gibi güzel bir ürün var. Sözü saklama gibi bir gereksinim duymaya başlayınca bunuñ yollarını aradık. Bulduğumuzda sévindik: taşı yaracak, sözlerimizi kazıyacaktık. Yarmak gibi güzel bir éylemimiz vardı; yarmaktan yarı gibi bir sözcük türetecek, bu işe yarı diyecektik. Bizden soñra gelen kuşaklarıñ dilinde /z/ sesi türeyecek, yarı sözcüğünü yazı yapacaklardı.

Taşı yarmak öyle kolay iş déğildi. Bu yüzden yaratacağımız damgalar öyle olmalıydı ki, taşı  yararken (yazarken) çok az güç yoyup, hızlıca bitmeli, üstelik az da yér tutmalıydı. Biraz düşündükten soñra düz bir çizgi ile yola çıkmanıñ ne denli usa yatkın olduğu yargısına vardık. Soñra bu düz çizginiñ sağına, soluna, ortasına çentikler ekleyip yéñi damgalar türettik. İlginç olan, türettiğimiz bu damgalardan kimileri, günlük yaşamda sıkça kullandığımız nesneleri de andırıyordu.

Çubuklu damgalar
Tümünde çubuğu añdıran dikey bir çizginiñ oluşundan dolayı bu adı vérdim. Oturaklı, çatallı diye adlandırdıklarımda da dikey çizgiler, sözüm ona çubuklar olsa da türetilmelerindeki ayrım yüzünden böyle bölüştürdüm.

Çubuklu damgalarda kökeni kesin açıklanabilen yalnızca  /ok/ damgası var. Savaşçı bir toplumda ok gibi bir nesneniñ damgalanmış olması çok sıradan bir olay. Öyle ki, oku damgalar arasında görmesek sıradışı olurdu.

Kökeni açıklanabilenlerden biri de /es/ damgasıdır; süngüden geldiği söylenmektedir. Bunuñla birlikte /ñ/ (eñ) damgasına da, bir elini yukarıya kaldırmış eñ yüksek démeye çalışan bir kişi betimlemesi yapılmaktadır.

Bu ulamda ilgimizi çekenlerden biri de, /ü/ sesini karşılamak için /i/ ‘den yararlanıldığıdır. Doğrusu, /i/ ile /ü/ bir sesiñ dar-géñiş iki ürünüdür. Bunuñ izlerini günümüzde de görmekteyiz; gelüp > gelip, öldi > öldü ib. gibi örñekleri çoğaltmak olasıdır. Vardırmak istediğim yér; atalarımızıñ daralıp géñişlemeyi damgalara da yansıttıklarıdır. Damgalarda açıkça görüldüğü gibi /ü/ sesi, /i/ sesinden daha géñiş yapıdadır.

Oturaklı damgalar
Oturağı andırdıklarından böyle dédim.

Düz çizgilere bitişik çentiklerle elde édilebilecek damgalarıñ tümü oluşturulunca bir takım ses karşılık buldu ancak geride kalanlar için de bir neñler yapılması gerekiyordu. Bu yüzden yéñi eklentilere gidildi. Artık damgalarıñ biçimindeki karmaşıklık artıyor, çizgileri, hacimleri çoğalıyordur. Bunu /ak/, /et/, /ar/ ile /en/ damgalarında açıkça görüyoruz. Ne var ki, /ök/ ile /z/ damgalarında başka durum söz konusudur.

Nedendir bilinmez, belki de bir akımdan dolayı olmuştur; sözcük sonuñdaki /r/ seslerini arı gibi vızıldatmak. Böylece, Ana Türkçe’de *höör olan sözcük Eski Türkçe dédiğimiz Orkun yazıtlarınıñ yazıldığı dönemlerde ööz biçimini alır. Günümüzdeki öz sözcüğüdür.

Turfan yazmalarında kullanılan /z/ damgası, ara géçişiñ eñ açık kanıtıdır. Açıkça /ar/ damgasınıñ sağ kısmından yukarıya doğru bir çizgi çizilmiş soñra sola doğru kıvrılmıştır. Soñraki yazmalarda ise, /ar/ damgasının yine sağına ancak bu kez aşağıya doğru çizgi çekilmiş olsa da, kıvrılma yapılmamıştır. Böylece eñ soñ biçimini almıştır.

Turfan yazmalarında kullanılan, ara géçiş örñeği olarak vérilebilecek damgalar.

İlk bakışta /et/ damgasınıñ üst kesimine yapılan ekleme ile oluşturulduğu düşünülse de, /ök/ damgasınıñ apayrı olarak incelenmesi gerekiyor. Öyle ki, ben bu damganıñ soñradan gerenilerek türetildiğini, dildeki sorunu gidermesi için özel olarak oluşturulduğu düşünüyorum. Örñeğin şişkin, şişmiş añlamındaki iki kökteş sözcüğü ele alalım: köpük ile köpek. Ünlüler değme durumda yazılamadığından ikisiniñ de yazımı bir olacaktır; köpk. Soñdaki /k/ sesiniñ /ek/ mi yoksa /ük/ mü olduğunu bilemeyiz. İşte bu durumda yardımımıza soñradan türetilen /ök/ damgası koşuyor. Bunuñ gibi birçok sözcük karışılıktan kurtuluyor. Ayrıca diyebilirim ki, /ok/ damgası da soñradan türetilmiştir. Çubuklular içinde tek başına kesin bir köken açıklamasınıñ oluşu ile öne çıkmasınıñ nedeni de budur belki, öğeler arasına soñradan, gereksinim doğrultusunda katılması. Böylece bu iki yéñi damgayla (/ök/ ile /ok/) sözcükler arası yazım sorununu giderilerek, tutarlılık konusunda özen gösterildiğini añlayabiliyoruz.

Soñradan oluşturulan bu iki damgada yéñi bir uygulamaya da géçilmiştir: nesneleri damgalaştırma. Savaş aracı olarak kullanılan oktan /ok/ sesi, géyik/kéçi betimlemesinden de /ök/ sesi karşılanmıştır.

Çatallı damgalar
Kök damga olarak aldığım /el/ damgasını, çubuklulara ulamlayabilirdim ancak doğrudan bir nesneyi anımsattığından, üstelik adınıñ da kendisiyle ilişikli olmasından dolayı ayrı bir ulam olarak incelenmesi gerektiğini düşündüm.

Yüksek olasılık /el/ sesi, el’e benzetilerek türetilmiştir. Kolunuzu dik olarak havaya doğrultup, baş parmağınızı bir yöne, kalan dört parmağınızı da karşı yöne doğrulttuğunuzda bunu kolaylıkla görebilirsiniz. Dilimize soñradan girip girmediği konusunda kesin yargım yok ancak, bu sesle başlayan sözcükleriñ hiç biri bizim déğildir. Söz başında yoksa soñradan girmiştir démek de ne denli doğru sayılabilir ki? Ayrıca ilk türetilen çubuklu damgalar arasında /al/ sesini karşılayan bir damga da yér édinmişti. Kendinden soñra sesler türettiğini göz önüne alırsak, eñ eski seslerden biri olduğunu añlayabiliriz.

Bunuñ üzerine şunları da söyleyebilirim; /l/ sesiyle sözcük başlamaz kuralı günümüzde bile öylesine benimsenmiştir ki, yad sözler bu kurala uydurulmaya çalışılmıştır. Çalıştırılmıştır dérken, birileri kendi başına göre yapmamıştır. Bunu yapan, Türkçeniñ doğal dil yapısıdır. Anadolu kişisiniñ ayrımında olmadığı dil bilincidir. Bu yüzden limon yérine ilimon démek yañlış konuşma déğil, olması gerekendir.

Kök damga dédiğim /el/ damgasınıñ kollarından aşağı çekilen küçük çentiklerle /er/ damgası türetilmiştir. Bugün için bile r~l değiştokuşlarından söz édebilmekteyiz. Örñeğin otururlar yérine oturullar déyişi gibi. Doğu illerimizde ulayı Azericede böyle çok sayıda örñekleri vardır. Bunuñ yanısıra, /r/ sesi ile olan yad sözcükler de, tıpkı /l/ sesinde olduğu gibi başına /i/-/ı/ ekle, kullan kuralına göre söylenmektedir: ıramazan, iradyo… İlgi çekense şudur; /er/ damgasınıñ ere (adama, kişiye) benziyor olmasıdır. Eñ üste bir beñek eklediğimizde baş olur, dikey çizginiñ alt kesimlerine de ayak eklendiğinde büsbütün kişi olur. Ne var ki, çok uzun bir géçiş süreci gerektiren bu durumu kanıtlar somut bir véri yoktur.

Irk Bitig yazmasını incelediğimizde ise /er/ damgasını, /el/ damgasınıñ ortasına çizilen yatay çizgi ile karşıladıklarını görüyoruz. Bu /ş/ diye nitelendirdiğimiz damganıñ birebir benzeridir. Söz konusu yazmada /ş/ sesi /s/ ile karşılanıyordu.

Soñradan türeyen ancak kendisiyle söz başlatan seslerden biri de /ş/ ‘dir. Eski yazmalarımızda türlü türlü gördüğümüz /ş/ damgası, Orkun yazıtlarında açıkça /ç/ damgasınıñ 180 derece dönderilip ortasına çekilen doğrusal bir çizgi ile oluşturulmuştur. Bu sözü /el/ damgasından türemiştir diye de yineliyebiliriz. Ancak daha olası köken /lç/ sesiniñ evrilmesi ile oluştuğudur. Balç > baş örñeğinde olduğu gibi, géçişi bitiren sözleriñ yanısıra, alç + ak : alçak, alçaguluk (alç>aş) > aşağuluk > aşağılık gibi eski biçimini de koruyan sözlere ek olarak, géçişe uğramayan ölç, yalçın gibi sözcükler de bulunmaktadır. Géçiş olsaydı ölç sözcüğü öş, yalçın sözcüğü de yaşın olacaktı.

Kök damganıñ 180 derece döndürülmesiyle /aç/ damgasınıñ oluşturulduğu düşünülebilirse de, ilgimizi çeken, adı ile ilişikli olmasıdır. Doğrusal dikey çizginiñ aşağıya doğru inerken ikiye bölünmesi, kollardan biriniñ sağa, öbürünüñ de sola yönelmesi ile aç- éyleminiñ betimlenmesini görebiliyoruz. Bunuñ gibi /iç/ damgası da bir sayılabilir. Kök damganıñ içine doğru inen çizgi ile iç- éylemi betimlenmiştir diyebiliriz. Buradan şu da çıkar; yalnızca nesneler déğil, éylemler de betimlenmiştir.

Çapraşık damgalar
İşiñ özünde bu ulamlamaya aldıklarımıñ birbiriyle pek ilişikleri yoktur. Yalnızca benzerliklerinden dolayı böyle bir adlandırma yaptım.

Madde añlamına gelen ed sözcüğünü karşılayan /ed/ damgası, iki çizginiñ çarpık biçimde üst üste çizilmesiyle oluşturulmuştur. Ed (madde) ile ne gibi ilişkisi olabilir? Buna benzer biçimde Sümerler de koyun damgası olarak ⊕ simgesini kullanmışlardır. İşiñ ilginç yanı Orkun’dan daha önce yazılmış olan Yéñiséy yazıtlarında /ed/ damgası ⊕ biçiminde kullanılmıştır. Añlaşılan, daha soñraları kısaltmaya gidilerek çévresindeki yuvarlak kaldırılmış. Buradan Sümerler ile ilişki konusuna da değinilebilir. Kim bilir, belki de bir étkileşim olmuştur!

Sıradan düşündüğümüzde, iki çizgiyi üst üste bindirmek eñ kolay elde édilebilecek imlerden biri olarak karşımızda durur. Birçok yazı düzeniñde üst üste bindirilmiş damga örñeklerini görmemiz olanaklıdır. Kişioğlu, doğası gereği bir olduğundan çoğu kez aradığı çözüme de bağımsız olarak birebir yanıt bulabilmektedir. Lâtin, Kiril, Yunan, Gürcü, Tay Dam, Tifinağ, Futhark, Karyan, Etrüsk, Hun, Götik, Lisyan, Lidyan, Oğam, Sümer ib. yazı düzenlerinde bunu görmek olanaklıdır.

İlk bakışta /ed/ damgasınıñ üste eklenen çatı ile oluşturulduğu düşünülebilirse de /eb/ damgası özel olarak türetilmiştir. Bunuñla birlikte /m/ damgasıyla da ilişiklidir.

Eskiler çadır kurar, içinde yaşarlarmış. Onlarıñ evleri öyleymiş. Damga oluştururken de, /ev/ damgasını çadıra benzetmişler. Başında bir çatı, alt kesiminde de ayakları, destekleri. Damgada da olduğu gibi böyle. Bilmemiz gereken; günümüzdeki /v/ sesiniñ /b/ sesinden dönüştüğüdür: eb > ef > ev. Buna ek olarak géçiş sürecini sürdüren öfke sözcüğü de vérilebilir; öbke > öfke > *övke (gelecekte böyle kullanılacak).

Ancak ilgimizi çeken, /m/ damgası için çok uğraşılmaması, /eb/ damgasınıñ yan yatırılıp olduğu gibi kullanıma sokulmasıdır. Dudaksı sesleriñ (b, m, p) çıkış yérleri bir olduğundan, bunlarıñ kendisi arasında géçişleri olur. Örñeğin biz ben dérken, Azeriler men der. Bin dériz ancak kimi eski yazmalarda min biçiminde de görürüz. Bu tür birkaç gedik dışı /m/ ile başlayan sözler bizim déğildir; maliye, manzara, mağaza…

/ag/ damgasınıñ oluşumu
İlgi çekici olan, çubuklu diye nitelendirdiğim /ag/ damgasınıñ Talas yazıtlarında /ed/ damgasından yola çıkılarak türetilmiş olmasıdır. Orada ucuna kulaklar eklenmiş X biçiminde yazılan damga, daha soñraki dönemlerde kulakları daha da uzatılmış, kimilerinde ise kıvrılmıştır. Uzun bir géçiş sürecinden soñra da günümüzdeki biçimini almıştır.

Dördüncü gelişim evresinden soñra bağımsız olarak gelişimini sürdürdüğü görünen bir gérçek. O dönemi göz önüne alırsak, yazım kurallarını ölçünleştiren bir kurum, yér olmadığı soñucuna varabiliriz. Dolayısıyla, birbirinden kopuk olarak yaşayan, buna karşın yazmayı sürdüren topluluklar arasında damgaları geliştirme süreci bağımsız olarak işlemiştir. Bundan ötrü, yazıyı kullananlardan bir kesimi, iki kulakçığı ortadaki çizgiye bağlayan çizgiyi silmişler, daha sonra da eğimli kulakçıkları düz çizmişlerdir. Bundan çavı olmayan öbür kesimse, düz çizgiyi silmiş, daha sonra da kulakçıklar arasındaki çarpık çizgiyi düzleştirerek yalınlaşmayı sürdürmüşlerdir.

Arayış: /ag/ damgasınıñ çubuklularla birlikte türetilme olasılığı da varken, /ed/ damgasından yola çıkılarak türetilmesi çok daha olası duruyor. Oluşum ulayı géçiş evrelerini incelediğimizde bu yönde kuşku bırakmıyor olsa da, bunu kesin söyleyebilmemiz için birkaç yéri aydınlatmamız gerekiyor; /ag/ damgası için neden /ed/ damgasından yola çıkıldı? /d/ ile /g/ sesleri arasındaki ilişki nedir?

Dalgalı damgalar
Dalgalı olarak nitelendirdiklerimden /ny/, /nç/ ile /an/ arasında ilişkilendirme yapabilmekteyiz ancak /u/ ile /ad/ sesleri için bu söz konusu olmamaktadır. Dolayısıyla ulamlamaya biçimlerinden ötrü alınmışlardır.

Çağdaş Türkçede /y/ sesi ile başlayan kimi sözcükler eskiden /d/ ile anılırdı. Dolayısıyla d>y evrilmesinden söz étmekteyiz. Adak > ayak, adgır > aygır, adıg > ayıg > ayığ > ayı gibi örñekler vérilebilir. Bugün ayırmak diye bildiğimiz éylem, eskiden adırmak biçimindeydi. Buradan yola çıkarak /ad/ damgasına bir kökenleme daha ekleyebiliriz; birbirinden ayrılan iki parça betimlenmiştir. Damgaya baktığımızda çatlayarak birbirinden uzaklaşan iki parçayı görebiliriz.

Dilimizde taşıyamayıp, düşürüp yitirmiş olduğumuz /ny/ sesi, günümüze /y/ olarak gelip çıkmıştır; nyar > yar > yaz, nyür > yür > yüz. Moğolca da ise /n/ sesine düşüşmüştür; nyür > nüür. Yalnız, nedeni bilinmeyen bir biçimde nye ile türevlerinde /y/ olarak déğil de, /n/ olarak kalmıştır. Dolayısıyla çağdaş Türkçede /n/ sesiyle başlayanlarıñ, ne ile türevleri neden, neyse, nasıl (ne asıl), nerede dışındaki sözcükleriñ tümü yaddır diyebiliriz.

Kökte /n/ olmak koşulu ile /nç/ ile /ny/ sesleriniñ türetimi için /an/ damgasından yararlanılması pek doğal görünüyor. Değme iki damganıñ türetimi de birbiriniñ benzeri yolla yapılmış, üst üste bindirilerek yéñi damga oluşturulmuştur. Ne var ki, /nç/ damgasında uç kesimler sivrileştirilmiş. Burada ilgimizi çeken, bu türetme yolunuñ birebir benzeriniñ lâtin damgalarında da oluşudur. Onlar da sıradan düşünerek iki /v/ damgasını üst üste bindirip /w/ damgasını oluşturmuşlardır.

/eg/ damgasınıñ oluşumu
Oluşum evresiniñ tüm örñeklerini gözlemleyebildiğimiz damgalarıñ başında /eg/ gelmektedir. Sancılı bir géçiş dönemi géçirmiş olmasına karşın eñ soñ biçiminde özgünlük taşımaktadır. Üstelik biçimiyle de, bir éylemi betimlediği söylenebilir; eğmek. Günümüzde eğ- olarak kullandığımız éylem, eskiden eg- biçimindeydi. Damganıñ soñ biçimi ise eğilmiş bir parçayı göstermektedir.

Türetime gidilirken neden dolayı /aç/ damgası séçilmiştir? Buna vérebilecek bir yanıtımız olmalı. Karadeniz yöresinde konuşulan ağızlarda çoğu kez /g/ yérine /c/ kullanılmaktadır; güzel > cüzel. Belki de aradığımız yanıt budur. Bilmediğimiz bir dönemde ç > g dönüşümleri olmuştur diye düşünüyorum; günümüzde de somut kanıtınıñ oluşu böyle düşünmeme neden oluyor.

Bugün için Kosova Türkleriniñ ağzında da söz konusu ç > g izlerini görmekteyiz. Birkaç örñek vérmek gerekirse; git > cit, gel > cel, géç- > céç, gez- > cez, gir- > cir, géç > céç gibi. Bunuñla birlikte, İngilizleriñ /g/ yazıp /c/ okumaları da ilgi çekicidir. Onlar da böyle bir géçiş yaşamış olabilir, kestirip atmadan düşünmekte yarar var.

Ne var ki, hem /eg/ hem de /ag/ damgalarınıñ soñradan kök damgalar üzerinden yola çıkılarak türetilmiş olmaları, /g/ sesiniñ dilimize soñradan katıldığını gösterir.

/as/ damgasınıñ oluşumu
Géçiş süreci /eg/ damgasından kısa sürmüştür ancak aldığı soñ biçimiyle özgünlük göstermektedir. Çatallı damgalar ulamındakileriñ, ses olarak birbirleriyle ilişkili olmaları bakımından, kök damganıñ /el/ séçilmesi kolaylıkla añlaşılabilirken, /as/ damgası için neden /el/ ‘den yola çıktıklarını özel olarak açıklamak gerekiyor.

Başka bir köken açıklamasına göre, saban biçiminden gelmektedir. Öyle ise diyebiliriz ki, sabana benzesin diye /el/ damgası séçilmiş, türetim bunuñ üzerine yapılandırılmıştır. Öbür damgalarda da gördüğümüz gibi, yéñi türetilen damgalarıñ bir betimleme olmasına özen gösteriliyordur.

/at/ damgasınıñ oluşumu
İki tür köken açıklaması yapılır ancak ikisine de katılmam. Birinde, binek dirisi olan atdan geldiği söylenir; öbüründe de dağdan geldiği. Günümüzdeki kimi sözbaşı /d/ olan sözcükler, eskiden /t/ ile söylenirdi; /eg/ damgasında da déğindiğim gibi, /ğ/ sesi /g/ ile karşılanırdı. Dolayısıyla, bugün dağ olarak bildiğimiz sözcük, eskiden tag biçimindeydi. Bundan ötrü de /at/ damgasınıñ tagdan geldiğini dérler.

Oysa ne ata, ne de dağa benzemektedir. Apaçık görüldüğü üzere at- éylemi betimlenmiştir. Üstelik daha önce türetilen /ok/ ile /yay/ damgaları kullanılarak ok atma éylemi töz alınmıştır.

Bu konuda aldığım eleştiri şu; at- éylemi önceden uzun ünlülüydü; aat. Dolayısıyla öneri yañlıştır. Yanıtım şöyle, uzun ünlülü olanlarıñ soñuñdaki sessizde yumuşama olur; aat > ad, yaat > yad, süüt > süd. Bundan ötrü uzun ünlülü olan aat (ad, isim) sözcüğü ile at- éylemi birbirinden ayrıdır.

/ot/ damgasınıñ oluşumu
Betimleme konusunda vérilebilecek güzel örñeklerden biri de /ot/ damgasıdır. Bir tepeyi simgelemesi için eğri çizilmiş, üstüne de iki küçük çizgi eklenmiş ki, onlar da tepede biten otları simgeliyorlar.

/ay/ damgasınıñ oluşumu
İki köken açıklaması yapılır; birincisi ay biçiminden geldiği, ikincisi de yay biçiminden. İkisi de yüksek olasılıklıdır.

Kimi yazmalarda yuvarlak O biçiminde, ayıñ bütününü simgeleyerek yazılıyor olsa da, yarım ay biçimli damganıñ el yazısı sürümüdür diyebilirim. Yéñiséy yazıtlarında hilal biçimli yazılmış örñeği de bulunmaktadır. Bunuñla birlikte, savaşçı toplum oluşu gereği, yay biçiminiñ yéğlenebilirliği de vardır.

/ey/ damgasınıñ oluşumu
Elde édilen /ay/ damgasına kuyruk eklenerek /ey/ damgası da oluşturulmuştur. İlk yazım örñeklerinde bu açıkça görülür ancak ilerledikçe çizgilerinde yumuşama yaşar.

/ant/ damgasınıñ oluşumu
Eski bir Türk içkisi olarak kımız, bugün için Türkiye, Azerbaycan gibi ülkelerde değerini yitirmiş olsa da, Kazakistan, Kırgızistan gibi bize daha uzak(!) olan Türk yurtlarında gözde içkilerdendir. At sütünden elde édilen bu içki, eskiden daha değerliydi. Ülkeye gelen élçilere sunulur, büyük toplantılara bunuñla soñ vérilirdi.

Ant içme diye kullanageldiğimiz déyim kökü de kımız ile ilişkilidir. Eskiler, söz bağlarken ant içme töreni yaparlardı. Bu törende, karşılıklı söz veren kişiler, içine kımız koyulmuş kaba, kanlarından damlatır soñra da sırayla içerlerdi. İçtikten soñra da Gök girsin, kızıl çıksın! dénirdi ki, sözü bozanıñ éğnine gök öñlü kılıç girsin, kaz kızılına boyanıp çıksın.

Kan damlatılmış kımız karışımına ant dénirdi, dolayısıyla töreniñ adı olan ant içme buradan gelir. Bununla birlikte, antlaşma dédiğimiz kavram da, yine bu kökene dayanmaktadır.

Bugün için yalnızca sözde kalan bu gelenek, damga betimlemesine de yansımıştır; bir yuvarlak içinde üç beñek azı tek beñek ile gösterilmiştir. Yuvarlak ile kap simgelenirken, beñeklerle de kan damlaları betimlenmiştir.

/ek/ damgasınıñ oluşumu
Çubuklularla birlikte mi türetildi, yoksa éylemleri betimlemeye géçtikleri dönemde mi ele alındı, kesin söz diyemiyorum ancak, ek- éylemini betimlediklerini söyleyebilirim.

Eñ sık ekilen, tarlaları altın sarısına boyayan buğday ile yola çıkmak pek doğal görünüyor. Ara géçiş kurgulaması olarak bedizde gösterdiğim damganıñ bir örñeği bulunmamaktadır. Olsaydı, köken açıklamasında bir gıdım kuşku bıraktırmazdı.

Düşüncelerinizi biraz daha karıştırmak için sözlerimi sürdüreyim; günümüzde k > g dönüşümleri vardır: kel > gel, két > gét > git gibi. Dolayısıyla /k/ ile /g/ sesleri ilişkilidir. Damgalara baktığımızda da birbirleriniñ yansıması gibi durduklarını görebiliriz. Öylesine denk mi geldi, yoksa özenilerek çalışılıp türerildi mi? Bilmiyorum.

***

Bunlarla birlikte ilgi çekici bir yér de, damgalarıñ el kol devinmeleriyle betimlenebiliyor olmasıdır. Küçük kardeşim Ayla ile birlikte 2008 yılında bunuñ üzerinde çalışmıştık; birkaç damga dışında tümünü yapmak olanaklıdır.

***

Düşünceme göre, tüm bu düzen bir çizgi ile başladı. O çizgiden elde édilebilecek damgalar oluşturmayı sürdürdüklerinde gördüler ki betimleme de yapabiliyorlar. İlk betimledikleri de /ok/ damgasıydı. Nesne betimlemeye ise /el/ damgasını bulduklarında yöneldiler. Daha soñra éylemleri de betimlemeye géçip damga düzeneğini kurdular. Uzun yıllar içinde bu düzeni geliştirmekten de geri kalmadılar. Gereksinimler doğrultusunda yéñi türeyen sesleri karşılayan damgalar da türettiler.

Bilinen türetme yolu, eski kök damgaya çizgi, çentik ekleyip yéñisini oluşturmaktı ancak bu konuda Turfan yazmalarında bir gedik görüyoruz. Şimdiye dek hep damgalarıñ beñeksiz olduğunu düşünülürdü, ne var ki Turfan yazmalarını okurken gördüm ki, tembelliğe kaçıp kök damganıñ üzerine beñek koyarak sorunu géçiştirmişler. Bugün için bizim /ö/ sesi için /o/ damgasınıñ üzerine iki beñek koyma işimizi atalarımız da /ş/ sesi için /s/ damgasınıñ üzerine beñek koyarak yapmışlardır.

Soñuç olarak bu bir gereksinim idi, atalarımız da bunuñ eñ kısa, eñ kolay, eñ uygulanabilir yolunu bulmuş, koşulları gereği taşa işlemeyi, yarmayı çözmüşlerdir. Böylece binlerce yıl önceki sözlerini saklamayı başarmış, bize dek vardırabilmişlerdir.

Yazıyı PDF Belgesi olarak indirin:
www.turkcesivarken.com/belgeler/TURK-DAMGALARININ-KOKENI.pdf

Orkun Yazıtlarında Türk Sözcüğü

Türk dili uzmanı M. Ergin, Orhun yazıtları hakkında, “Türk adının, Türk milletinin isminin geçtiği ilk Türkçe metin. İlk Türk tarihi. Taşlar üzerine yazılmış tarih. Türk devlet adamlarının millete hesap vermesi, milletle hesaplaşması. Devlet ve milletin karşılıklı vazifeleri. Türk nizamının, Türk töresinin, Türk medeniyetinin, yüksek Türk kültürünün büyük vesikası. Türk askeri dehasının, Türk askerlik sanatının esasları. Türk gururunun ilahi yüksekliği. Türk feragat ve faziletinin büyük örneği. Türk içtimai hayatının ulvi tablosu. Türk edebiyatının ilk şaheseri. Türk hitabet sanatının erişilmez şaheseri. Hükümdarane eda ve ihtişamlı hitap tarzı. Yalın ve keskin üslubun şaşırtıcı numunesi. Türk milliyetçiliğinin temel kitabı. Bir kavmi bir millet yapabilecek eser. Asırlar içinden milli istikameti aydınlatan ışık. Türk dilinin mübarek kaynağı. Türk yazı dilini ilk, fakat harikulade işlek örneği. Türk yazı dilini başlangıcını miladın ilk asırlarına çıkartan delil. Türk ordusunun kuruluşunun en az 1250 sene öteye götüren vesika. Türklüğün en büyük iftihar vesilesi olan eser. İnsanlık aleminin sosyal muhteva bakımından en manalı mezar taşları. Dünyanın bugün belki de en büyük meselesi olan Çin hakkında 1250 sene evvelki Türk ikazı. vs. vs. insanın zihninde işte bu ifadelerin belireceğini” belirtmektedir. Bu tanımlamalar, bizi Orhun yazıtları üzerinde bir çalışma yapmaya yönlendirmiştir.

Avarlar’a karşı Bumin Kağan önderliğinde ayaklanan Göktürkler, 552’de Avarlar’ın Moğolistan’daki egemenliğine son vererek I. Göktürk Kağanlığını kurmuşlardır. Bu kağanlık kısa bir süre sonra doğu ve batı olarak üzere ikiye bölünmüştür. 630’da Doğu Türk Kağanlığı, 659’da Batı Türk Kağanlığı Çinlilerin egemenliğine girerek yıkılmıştır. Ancak, Doğu Türkleri Kutlug adlı bir savaşçının öncülüğünde Çinlilere başkaldırıp, uzun bir savaştan sonra başarı kazanarak, 682’de Kutlug’un, İlteriş Kağan sanını alarak tahta geçmesiyle II. Göktürk Kağanlığı kurulmuştur. İlteriş Kağan, 691’de ölünce yerine kardeşi Kapgan Kağan geçti. İlteriş, öldüğünde oğulları Bilge ve Kül Tigin yedi sekiz yaşlarındaydı. Kapgan Kağan, 716’da ölünce yönetimi onun oğulları almak istedi. Ancak, Bilge ve Kül Tigin kardeşler buna engel olarak amca çocuklarını yönetimden ayıklayarak, babalarının kağanlığına el koydular ve Bilge Kağan, kağan oldu. İki kardeş babalarının ve amcalarının döneminden kalmış yaşlı başyardımcı, Bilge Kağan’ın kaynatası Tonyukuk’un da yardımıyla kağanlığı daha da güçlendirdiler. Sonra, 731’de Kül Tigin, 734’de de Bilge Kağan öldü. Yaklaşık on yıl sonra, Uygurlar, kağanlığı ele geçirerek, 745’de Göktürk egemenliğine son vermiştir.

İşte inceleyeceğimiz Orhun yazıtları, bu Türk kağanlığının Bilge Kağan döneminin ürünleridir. Kül Tigin yazıtını, ağabeyi Bilge Kağan 732’de diktirmiş, Bilge Kağan yazıtını ölümünden bir yıl sonra, oğlu olan Tengri Kağan diktirmiştir. Tonyukuk yazıtını ise 720-25 arasında, Tonyukuk’un kendisi diktirmiştir.

1899’da Rus bilgini Yadrintsev tarafından Orta Moğolistan’da, Orhon ırmağının eski yatağı yakınında, Koço-Çaydam adlı göl çevresinde bulunan Orhun yazıtları üzerinde 1890’da Heikel başkanlığında bir Fin, 1891’de de Radloff başkanlığında bir Rus bilim kurulu çalışmalar yapmıştır. 1893’te de Danimarkalı V. Thomsen Orhun yazısını çözmeyi başarmıştır. Orhun çevresinde Orhun yazısı ile yazılı bilinen bu önemli üç yazıttan başka Burgut, Çoyren, Esik Taş, Küli Çor, Ongin, Yenisey Mezar yazıtları gibi yazıtlar daha bulunmuştur.

Orhon yazıtları İkinci Doğu Türk Kağanlığı’nın birinci elden, yani Bilge Kağan ile devlet adamı Tonyukuk tarafından yazılmış askeri tarihi gibidir. Kül Tigin ve Bilge Kağan yazıtlarında dünyanın ve insanoğlunun yaratılışına bir tümceyle değinildikten ve Birinci Kağanlığın tarihi genel çizgileriyle kısaca özetlendikten sonra,  İkinci Kağanlığın kuruluştan Kül Tigin’in 731’de ölümüne kadarki siyasi ve askeri tarihi ayrıntıları ile anlatılır. Yazıtlardan öğrendiğimize göre Türkler, egemenliklerini korumak için yalnız Çinliler, Kıtaylar, Tangutlar gibi yabancı halklarla değil, Oğuzlar, Kırgızlar, Uygurlar, Türgişler gibi öbür soydaş halklar ve boylarla da pek çok kez savaşmışlardır. Bu durum eski Türklerde “ulus-millet” kavramının olmadığını, yazıtlardaki bodun “halk” sözcüğünün M. Ergin’in anladığı gibi “millet” değil, “boy, kabile, halk” anlamına gelen bir sözcük olduğunu açıkça gösterdiği belirtilmektedir. Tonyukuk’un kendisinin ve Bilge Kağan’ın sağlığında yazdırıp diktirdiği yazıtının içeriği ise öbür yazıtlarınkinden biraz değişiktir. Tonyukuk kendi yazıtında daha çok İlteriş Kağan ile Bilge Kağan’ın amcası Kapgan Kağan’ın başarılarını ve kendi görevlerini anlatır. Bunun nedeni de baş vezir Tonyukuk’un, Kapgan Kağan’a olan bağlılığı olsa gerektir.

KÜL TİGİN YAZITINDA TÜRK SÖZCÜĞÜ

Bu yazıt, kağan olmasında ve kağanlığın güçlenmesinde önemli görevi bulunan kardeşine karşı Bilge Kağan’ın duyduğu gönül borcunun ve kendisini bağlılıkla bir coşkunluğun içine atan olağanüstü etkinin sonsuz bir söylemi olmalıdır. Bilge Kağan, bu tin durumu ile yazıtının yapımında başında oturup, yapıtın tamamlanmasına kendisi gözetmenlik etmiştir. Yazıtlardaki yüce ve kutsal söylem onun ağzından yazılmıştır, yazıtta o konuşmaktadır, yazan odur. Kül Tigin yazıtı, kaplumbağa biçimindeki oyuk bir ayaklık taşına oturtulmuştur. Bulunduğu zaman, bu ayaklığın yanında devrilmiş bulunuyordu. Özellikle devrik durumda yelin etkisinde kalan bölümlerinde bozulmalar ve silintiler olmuştur. Sonradan yerine dikilmiştir. Yüksekliği 3,75 metredir. Özenle yontulmuş, bir tür kireç taşı veya arı olmayan mermerdendir. Yukarıya doğru biraz daralmaktadır. Dört yönlüdür. Doğu ve batı yönlerinin genişliği aşağıda 132, yukarıda 122 santimdir. Güney ve kuzey yönleri ise aşağıda 46, yukarıda 44 santimdir. Yazıtın üstü bel bağı biçiminde bitmektedir ve yukarı bölümde beş yanlı olmaktadır. Doğu yönünün üstünde kağanın imi vardır. Batı yönü büyük bir Çince yazıyla kaplıdır. Diğer üç yönü Türkçe yazılarla doludur. Yönler arasında kalan ve keskin olmayan yanlarda ve Çince yazının yanında da Orhun yazısı vardır. Doğu yönünde 40, güney ve kuzey yönlerinde 13 dize vardır. Dizeler yukarıdan aşağıya doğru yazılmış ve sağdan sola doğru biçimlendirilmiştir. Dizelerin uzunluğu aşağı yukarı 235 santim kadardır. Bir çizelgeden çıkmış gibi, çok düzenli, düzgün ve güzel harflerle yazılmıştır. Yazıtın Çince bölümünde Türk-Çin dostluğu, Türk kağanlığı ve Kül Tigin övülmekte ve tanıtılmaktadır. En son tarih kaydedilmektedir. Yazıtın çevresinde türbe yıkıntısı, pek çok yontu parçaları ve yazıta çıkan iki yanlı yontular, taşlar dizili 4,5 kilometrelik bir yol bulunmuştur. Bu yontu parçaları arasında son zamanlarda Kül Tigin’in başı ve kadınının gövdesi ve yüzünün bir bölümü de bulunmuştur. Yazıtın ve türbenin yapımında Türk ve Çin yaratıcıları birlikte çalışmışlardır. Yazıtları Bilge Kağan ve Kül Tigin’in yeğeni Yollug Tigin yazmıştır. Kül Tigin yazıtı Koyun yılının on yedisinde, yani 27 Şubat 731’de ölen Kül Tigin’in ya da Tigin Kül‘ün anısına 21 Ağustos 732’de dikilmiştir. Yazıtta Türk sözcüğünü geçtiği dizeler şöyledir;

GÜNEY:

1. Tengri teğ Tengri de bolmış Türük Bilge Kağan, bu ödke olurtum…. (Tanrı gibi Tanrı’dan olmuş Türk Bilge Hakan, bu devirde oturdum.)

3. …Türük Kağan Ötüken yış olursar ilte bung yok… (Türk hükümdarı Ötüken dağlarında oturur ise ülkede sıkıntı olmaz.)

6. …Türük bodun, öltüğ! Türük bodun, ölteçi sen!… (Türk halkı, çok sayıda öldün! Türk halkı, öleceksin!)

7. …Türük bodun ölsikiğ!… (Türk halkı, öleceksin!)

8. …Türük bodun, ölteçi sen!…Türük bodun, tokurkak sen: açsık tosık ömezsen; bir todsar açsık ömez sen… (Türk halkı, öleceksin!…Türk halkı, tok gözlüsün: açlığı tokluğu düşünmezsin; bir doyarsan açlığı düşünmezsin.)

10. …Türük beğler, bodun, bunı eşidinğ! Türük bodun, tirip il tutsıkıngın bunta urtum… (Türk beyleri, halkı, bunu işitin! Türk halkı, dirilip devlet sahibi olacağını buraya oydum.)

11. …Türük matı bodun, beğler, bödke körüğme beğler gü yangıltaçı siz?… (sadık Türk halkı, beyleri, bu devirde bana itaat eden beyler mi yanılacaksınız?)

DOĞU:

1. …Olurupan, Türük bodunıng ilin törüsin tuta birmiş, iti birmiş. (Tahta oturarak, Türk halkının devletini yasalrını yönetivermiş, düzenleyivermişler.)

3. Oksuz Kök Türük iti ança olurur ermiş… (Pek örgütsüz Gök Türkleri düzene sokarak öylece hüküm sürerlermiş.)

6. …Türük bodun, illedük ilin ıçgınu ıdmış. (Türk halkı. Kurduğu devletini elden çıkarıvermiş.)

7. …Türük beğler Türük atın ıttı… (Türk beyleri Türk unvanlarını bıraktı.)

8. …Türük kara kamağ bodun ança timiş:… (Türk avam kamarası şöyle demiş:…)

10. … “Türük bodun ölüreyin, uruğsıratayın” tir ermiş. Yokadu barır ermiş. Üze Türük Tengrisi, Türük ıduk yiri-

11. –subı ança etmiş: Türük bodun yok bolmazun tiyin, bodun bolçun tiyin… (“Türk halkını öldüreyim, neslini yok edeyim” dermiş. Yok olmak üzereymiş. Yukarıdaki Türk Tanrısı Türk kutsal yer ve su şöyle yapmışlar: Türk halkı yok olmasın diye, halk olsun diye.)

13. …Türük törüsün ıçgınmış bodunuğ eçüm apam törüsinçe yaratmış boşgurmış… (Türk örf ve adetlerini bırakmış halkı atalarım dedelerimin töresince yaratmış eğitmiş.)

16. …Eçim kağan olurupan Türük bodunnuğ yiçe itdi yiçe iğitti… (Amcam hakan tahta oturup Türk halkını yeniden düzenledi, doyurdu.)

18. …Türgiş Kağan Türükümiz, bodunumuz erti. (Türgiş Hakanı Türk’ümüz, halkımızdı.)

21. …Kurığaru Kengü Tarmanka teği Türük bodunuğ ança konturtumız, ança etdimiz… (Batıda Kengü Tarman’a kadar Türk halkını öylece yerleştirdik, öylece örgütledik.)

22. …Türük, Oğuz beğleri bodun, eşidinğ! Üze tengri basmasar, asra yir telinmeser, Türük bodun, elingin törüngin kem artatı udaçı erti? Türük bodun, ertin ökün! (Türk, Oğuz beyleri, halkı, işitin! Üstte gök çökmedikçe, altta yer delinmedikçe, Türk halkı, devletini yasalarını kim yıkıp bozabilirdi? Türk halkı, vazgeç nadim ol!)

25. …Türük bodunuğ atı küsi yok bolmaz tiyin, kangım kağanığ öğüm katunuğ kötürmiş Tengri, il biriğme Tengri, Türük bodun atı küsi yok bolmazun tiyin, özümin ol Tengri kağan olurtdı, erinç. (Türk halkının adı sanı yok olmasın diye, babam hakanı annem hatunu yüceltmiş olan Tanrı, devlet veren Tanrı, Türk halkının adı sanı yok olmasın diye, beni o Tanrı hakan oturttu, hiç şüphesiz.)

27. Türük bodun üçün tün udımadım, küntüz olurmadım… (Türk halkı için gece uyumadım, gündüz oturmadım.)

34. Türük beğler, kop bilir siz… (Türk beyleri, hepiniz bilirsiniz.)

KUZEY:

7. Türük bodun adak kamşatdı… (Türk halkının ayağı sendeledi.)

BATI:

…Türük Bilge Kağan ayukınga, inim Kül Tiginiğ küzedü olurtum… (Türk Bilge Hakan mülküne, kardeşim Kül Tigin’i gözeterek, hükümdar oturdum.)

Kuzey-Doğu, Güney-Doğu ve Güney-Batı yönlerindeki birer dizelik tümcelerde ve kaplumbağa üzerindeki yazıtta Türk sözcüğü bulunmamaktadır.

BİLGE KAĞAN YAZITINDA TÜRK SÖZCÜĞÜ

Kül Tigin yazıtının bir kilometre uzağındadır. Biçimi, düzeni ve yapısı tamamıyla Kül Tigin yazıtına benzemektedir. Yalnız, bu birkaç santim daha yüksektir. Bu yüzden doğu yönünde 41 ve dar yönlerinde 15’er dize vardır. Bunun da batı yönünde Çince yazı vardır, Çince yazının üstünde ayrıca Türkçe yazı sürmektedir. Çince yazı hemen hemen tamamıyla silinmiştir. Bu yazıtta da Bilge Kağan konuşmaktadır. Zaten, yazıtın kuzey yönünün ilk 8 dizesi Kül Tigin yazıtının güney yönünün; doğu yönünün 2-24 dizeleri ise Kül Tigin yazıtının doğu yönünün dizelerine benzemektedir. Ayrıca, bu yazıta, Kül Tigin’in ölümünden sonraki olayların eklendiği görülür. Bilge Kağan yazıtı hem devrilmiş, hem de parçalanmıştır. Bu yüzden, bozulma ve silinti bu yazıtta daha çoktur. Bu yazıtı da yeğen Yollug Tigin yazmıştır. Bu yazıtta da, Bilge Kağan’ın sözlerinin dışında Yollug Tigin’in yazıt kayıtları ve ekleri yer almaktadır. Bu yazıtın çevresinde de yine türbe yıkıntısı ve daha az olmak üzere yontular, balballar ve taşlar vardır. Bilge Kağan’ın ölümü Bazin’e göre 25 Kasım 734’tür. Ölüm töreni ise Domuz yılının beşinci ayının yirmi yedisinde, yani 22 Haziran 735’de yapılmıştır. Bunlara göre yazıt, 24 Eylül 735’de dikilmiştir. Yazıtın yanındaki küçük yazıt, yazıtı diktiren Tengri Kağan’a aittir. Yazıtta Türk sözcüğünü geçtiği dizeler şöyledir;

KUZEY:

1. Kül Tigin yazıtının Güney yönündeki 1. dizeyle benzerdir.

2. Kül Tigin yazıtının Güney yönündeki 3. dizeyle benzerdir.

3. Kül Tigin yazıtının Güney yönündeki 6. dizeyle benzerdir.

4. Kül Tigin yazıtının Güney yönündeki 7. ve 8. dizeyle benzerdir.

8.  Kül Tigin yazıtının Güney yönündeki 10. dizeyle benzerdir.

12. Kök teyengin Türüküme bodunuma kazganu birtim, iti birtim… (gök sincaplarını Türklerime ve halkıma kazanıverdim, ediniverdim.)

13. Türk beğler, Türük bodunum (………..) at birtim… (Türk beyler, Türk halkım (……….) ad verdim.)

14. Türük bodun, (……….) edgü körteçi sen, ebinge kirteçi sen, bungsuz boltaçı sen… (Türk halkı, (……….) iyilik göreceksin, evine gireceksin, dertsiz olacaksın.)

DOĞU:

1. Tengri teğ Tengri yaratmış, Türk Bilge Kağan sabım: Kangım Türük Bilge Kağan (……….)… (Tanrı gibi, Tahta oturtmuş Türük Bilge Hakan, sözüm: Babam Türk Bilge Hakan (……….) …)

2. …Olurtukuma, ölteçiçe sakınığma Türük beğler bodun ögirip sebinip tongıtmış közi yüğerü körti… (Oturduğumda, ölecekmiş gibi düşünceli olan Türk beyleri, halkı kıvanıp sevinip yere eğilmiş gözleri yukarıya baktı.)

3. Kül Tigin yazıtının Doğu yönündeki 1. dizeyle benzerdir.

4. Kül Tigin yazıtının Doğu yönündeki 4. dizeyle benzerdir.

7. Kül Tigin yazıtının Doğu tarafındaki yönündeki 6. ve 7. dizeyle benzerdir. Ayrıca, …Tabgaçğı beğler Tabgaç atın tutupan Tabgaç kağanka körmiş… (Çinlilerin hizmetindeki Türk beyleri Çin unvanlarını alarak Çin imparatoruna tabi olmuşlar.)

8. Kül Tigin yazıtının Doğu yönündeki 8. dizeyle benzerdir.

9. Kül Tigin yazıtının Doğu yönündeki 10. dizeyle benzerdir.

10. Kül Tigin yazıtının Doğu yönündeki 11. dizeyle benzerdir.

11. Kül Tigin yazıtının Doğu yönündeki 13. dizeyle benzerdir.

14. Kül Tigin yazıtının Doğu yönündeki 16. dizeyle benzerdir.

16. Kül Tigin yazıtının Doğu yönündeki 18. dizeyle benzerdir.

18. Kül Tigin yazıtının Doğu yönündeki 21. dizeyle benzerdir.

19. Kül Tigin yazıtının Doğu yönündeki 22. dizeyle benzerdir.

21. Kül Tigin yazıtının Doğu yönündeki 25. dizeyle benzerdir.

22. Kül Tigin yazıtının Doğu yönündeki 27. dizeyle benzerdir.

30. Kül Tigin yazıtının Kuzey yönündeki 7. dizeyle benzerdir.

33. …Tengri yarlıkaduk üçün, men kazgantuk üçün Türük bodun ança kazganmış erinç… Türük bodun ölteçi erti, yok boltaçı erti. Türük beğler bodun ança sakınıng, ança biling:… (Tanrı buyurduğu için, ben çalışıp kazandığım için Türk halkı öylece kazanmış şüphesiz… Türk halkı ölecekdi, yok olacaktı. Türk beyleri, halkı şöylece düşünün şöylece bilin:…)

36. …Men özüm kağan olurtukum üçün Türük bodunuğ (……….)i kılmadım… (Ben kendim hakan olarak tahta oturduğum için Türk halkını (……….) kılmadım.)

38. …Türük bodun, aç erti… (Türk halkı, açtı.)

GÜNEY:

10. Türüküme bodunuma yeğin ança kazganu birtim. (Türklerime, halkıma daha iyi bir şekilde öylece kazanıverdim.)

Güney-Doğu yönündeki bir satırlık cümlede Türk kelimesi bulunmamaktadır.

TENGRİ KAĞAN YAZITI:

GÜNEY:

13. Tengri teğ, Tengri yaratmış Türük Bilge Kağan sabım: Kangım Türük Bilge Kağan olurtukınta Türük matı beğler… (Tanrı gibi, Tanrı Türük Bilge Hakan sözüm: Babam Türk Bilge Hakan tahta oturduğunda sadık Türk beyleri…)

15. …Kangım kağan Türük beğlerin bodunın ertüngi ti mağ itdi öğdi… (Babam hakanda Türk beylerini, halkını pek çok alkışladı, öğdü.)

Tengri Kağan yazıtının Batı ve Güney-Batı yönlerindeki toplam on dizelik tümcelerde Türk sözcüğü bulunmamaktadır.

TONYUKUK YAZITINDA TÜRK SÖZCÜĞÜ

Diğer iki yazıtın biraz daha doğusunda bulunmaktadır. Devrilmemiş, dikili, dört yönlü iki taş durumundadır. Birinci ve daha büyük olan taşta 35, ikinci taşta 27 dize vardır. İkinci taşta yazılar daha ayrıksızdır ve aşınma daha çoktur. Bu yazıtın yazıları, Bilge Kağan ve Kül Tigin yazıtlarınınki kadar düzgün değildir. Bu yazıtta da yazı yukarıdan aşağı yazılmıştır. Ancak, diğer ikisinin tersine dizeler soldan sağa biçimlendirilmiştir. Yazılışı da diğer yazıtlardaki kadar yaratıcı bir biçimde değildir. Tonyukuk yazıtının yanında büyük bir türbe kalıntısı, yontular, balballar ve taşlar vardır. Tonyukuk yazıtını, İlteriş Kağan’ın başkaldırışına katılan ve o günden Bilge Kağan dönemine kadar kağanlık yönetiminin başyardımcısı olarak kalan yönetici ve başkomutan Tonyukuk, yaşlılık döneminde kendisi diktirmiştir. Bu yazıtta Tonyukuk konuşmaktadır, bu yazıtın yazarı odur. Klementz 1897’de Tola ırmağının yukarı bölümünde Bayn Çokto denilen yerin yakınında bulmuştur ve yazıtı 1898’de yayınlamıştır. Ayrıca, yazıtın en önemli yanı, Türk adının tarihte ilk kez burada geçtiğinin belirtilmesi olmalıdır. Yazıtta Türk sözcüğünü geçtiği dizeler şöyledir;

BİRİNCİ TAŞ:

BATI:

1. Bilge Tunyukuk, ben özüm, Tabgaç ilinge kılıntım. Türk bodun Tabgaçka körür erti. (Bilge Tunyukuk, ben kendim, Çin yönetimi sırasında doğdum. Türk halkı Çin’e bağımlıydı.)

2. Türk bodun, kanın bulmayın Tabgaçda adrıltı, kanlantı; kanın kodup Tabgaçka yana içikdi… (Türk halkı, hanını bulamayınca, Çin’den ayrıldı; han sahibi oldu; hanını bırakıp Çin’e yeniden bağımlı oldu.)

3. Türk bodun ölti, alkıntı, yok boltı. Türk Sir bodun yerinte bod kalmadı. (Türk halkı öldü, mahvoldu, yok oldu. Türk Sir halkı ülkesinde boy kalmadı.)

GÜNEY:

2. …Sab ança ıdmış: “azkınya Türk bodun yorıyur ermiş…” (Şöyle haber göndermiş: “azıcık Türk halkı gelişiyormuş…”)

4. …Türk Sir bodun, yerinte, idi yorımazun… (Türk Sir halkı, ülkesinde, asla gelişmesin.)

10. Türk kağanığ, Türk bodunuğ Ötüken yerke ben özüm, Bilge Tunyukuk, kelürtüm… (Türk hakanını, Türk halkını Ötüken toprağına ben kendim, Bilge Tunyukuk, getirdim.)

DOĞU:

1. …Türk bodun kılıngalı, Türk kağan olurgalı, Şantung balıkka, taluy üğüzke teğmiş yok ermiş… (Türk halkı yaratılalı, Türk kağanı tahta oturalı, Şantung şehirlerine, denize vardığı yokmuş.)

3. …Ança öğleşmiş: “Öngre Türk kağangaru sülelim” temiş… (Şöyle akıl danışmışlar: “Doğu Türk kağanına doğru ordu sevk edelim!” demişler.)

Birinci taşın Kuzey yönündeki on bir dizelik tümcede Türk sözcüğü bulunmamaktadır.

İKİNCİ TAŞ:

GÜNEY:

2. …Türük bodun Temir Kapığka, Tinsi Oğlı aytığma tağka teğmiş idi yok ermiş… (Türk halkı Demir Kapı’ya, Tanrı Oğlu denilen dağlara vardığı hiç yokmuş.)

6. …İlteriş Kağanka, Türük Böğü Kağanka, Türük Bilge Kağanka (İlteriş Kağan’a, Türk Böğü Kağan’a, Türk Bilge Kağan’a)

DOĞU:

4. …Tengri yarlıkazu, Türük bodun ara yarıklığ yağığ yeltürmedim, tüğünlüğ atığ yüğürtmedim… (Tanrı esirgesin, bu Türk halkı içinde zırhlı düşmanların akınına imkan vermedim, düğümlü atlarını koşturmadım.)

8. Türük Bilge Kağan ilinge bititdim. Ben Bilge Tunyukuk. (Türk Bilge Kağan hükümdarlığında yazdırttım. Ben Bilge Tunyukuk.)

KUZEY:

2. Kapgan Kağan Türük Sir bodun yerinte bod yeme, bodun yeme, kişi yeme idi yok erteçi erti. (Kapgan Kağan Türk Sir halkı ülkesinde boy da, halk da, insan da hiç olmayacaktı.)

3. İlteriş Kağan Bilge Tunyukuk kazgantuk üçün Kapgan Kağan Türük Sir bodun yorıdukı bu. (İlteriş Kağan ve Bilge Tunyukuk kazandığı için Kapgan Kağan’ın Türk Sir halkının gelişmesi bu.)

4. Türük Bilge Kağan, Türük Sir bodunuğ, Oğuz bodunuğ iğidü olurur. (Türk Bilge Kağan, Türk Sir halkını, Oğuz halkını besleyerek tahtta oturuyor.)

İkinci taşın Batı yönündeki dokuz dizelik tümcede Türk sözcüğü bulunmamaktadır.

Muharrem Ergin’in, ‘Orhon Abideleri’ adlı yapıtında budun biçiminde okuduğu sözcüğü “millet” olarak çevirmesini, Talat Tekin, ‘Orhon Yazıtları’ adlı yapıtında büyük bir yanlış olarak görmüş; doğrusunun bodun biçiminde olup “boylar, halk” anlamlarına geldiğini belirtmiştir. “Çünkü bu sözcük açık olarak “boy, kabile” anlamındaki eski Türkçe ve yazıtlarda da geçen bod sözcüğü ile ilgilidir. Belki de onun –n ekle eski bir çoğul biçimidir” diye açıkladıktan sonra bu sözcüğü “millet” olarak anlamanın ve öyle çevirmenin de doğru olmayacağını, çünkü “millet” yani “ulus” kavramının yeni bir kavram olup ilk kez on dokuzuncu yüzyılda Fransız tarihçisi ve düşünürü E. Renan tarafından ortaya konulduğunu belirtir. Durum böyleyken sekizinci yüzyılın ilk yarısında Moğolistan’da henüz ‘kabile’ düzeni içinde yaşayan ve göçebe devletler kuran Türklerde ve Asyalı başka halklarda “ulus” kavramının gelişmiş olmasının düşünülemeyeceğini de belirtir. Kül Tigin ve Bilge Kağan yazıtlarında Türük, Tonyukuk yazıtında ise Türk ve Türük biçiminde toplam 75 kez geçen Türk’ün bu yazıtlarda “boy, kabile, halk” anlamlarında kullanıldığı belirtilebilinir.

KAYNAKLAR

TEKİN, Talat., Orhon Yazıtları, Yıldız Yayınları, İstanbul 2003.

ERGİN, Muharrem., Orhun Abideleri, Bogaziçi Yayınları, İstanbul 2004.

KAFESOĞLU, İbrahim., Türk Milli Kültürü, Ötüken Yayınları, İstanbul 2004.

GÖKMEN, Mustafa., Eski Türk Kitabeleri, Nakışlar Yayınları, İstanbul 1981.

KAFESOĞLU, İbrahim., “Türkler, Türk Adı”, İslam Ansiklopedisi, Cilt.12/2, Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları, Ankara 1975, s. 142-185.

KAFESOĞLU, İbrahim., “Tarihte Türk Adı”, Türkler, Cilt.3, Yeni Türkiye Yayınları, Ankara 2002, s. 308-312.

BAYKARA, Tuncer., “Türklüğün En Eski Zamanları”, Türkler, Cilt.3, Yeni Türkiye Yayınları, Ankara 2002, s. 277-284.

YAĞCI, Şerife., “Ortaçağ Türk ve İran Edebi Metinlerinde Türk Kavramı”, Türkler, Cilt.4, Yeni Türkiye Yayınları, Ankara 2002, s. 914-920.

AYDA, Adile., “Türk Kelimesinin Menşei Hakkında Bir Nazariye”, Belleten, Cilt.XI., Sayı.158, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 1976, s239-247.

AKSOY, Mustafa., “Türk Adı, Türk damgaları”, Türk Dünyası Tarih Dergisi, Sayı.489, TDAV Yayınları, İstanbul 2002, s. 37-44.

CİVELEK, Yakup., “Eski Arapça Kaynaklarda Türkler”, Türkler, Cilt.4,  Yeni Türkiye Yayınları, Ankara 2002, s. 921-932.