<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Türkçesi Varken &#187; Oktay Doğangün</title>
	<atom:link href="http://turkcesivarken.com/damga/oktay-dogangun/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://turkcesivarken.com</link>
	<description>Başka sese benzemez ananın sesi, ararsan vardır her sözün Türkçesi.</description>
	<lastBuildDate>Tue, 17 Apr 2012 08:45:01 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Kyu Klavyeniŋ Götürdükleri</title>
		<link>http://turkcesivarken.com/kyu-klavyenin-goturdukleri/</link>
		<comments>http://turkcesivarken.com/kyu-klavyenin-goturdukleri/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 09 Jul 2009 02:13:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Oktay DOĞANGÜN</dc:creator>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[F klavye]]></category>
		<category><![CDATA[Oktay Doğangün]]></category>
		<category><![CDATA[Q klavye]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://turkcesivarken.com/?p=491</guid>
		<description><![CDATA[İletmen gavurcası instant messenger yazılımlarında Türkçe yazımıŋ yoz yoz yozlaştığını hepimiz izleriz. Buna kamu arasında MeSeNe Türkçesi de denr. Özelliklerini hepimiz biliyoruz ama üstünden geçeyim biraz. Bir kere, Türkçe karakter yoktur diyemeyiz, var, ama bir tâne: ı. Bu i harfiniŋ yerinedir. Diğerleri olan ğ, ş, ö, ü, ç kesinlikle kullanılmaz. Tabi v yerine w, ayrıca [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>İletmen</strong> gavurcası <strong>instant messenger</strong> yazılımlarında Türkçe yazımıŋ yoz yoz yozlaştığını hepimiz izleriz. Buna kamu arasında <strong>MeSeNe Türkçesi</strong> de denr. Özelliklerini hepimiz biliyoruz ama üstünden geçeyim biraz. Bir kere, Türkçe karakter yoktur diyemeyiz, var, ama bir tâne: <strong>ı</strong>. Bu <strong>i</strong> harfiniŋ yerinedir. Diğerleri olan <strong>ğ</strong>, <strong>ş</strong>, <strong>ö</strong>, <strong>ü</strong>, <strong>ç</strong> kesinlikle kullanılmaz. Tabi <strong>v</strong> yerine <strong>w</strong>, ayrıca <strong>ğ</strong>/<strong>g</strong> yerine <strong>q</strong> kullanmak sadece gelenektendir.</p>
<p>Özünde Türkçeseverler bu duruma oldukça kızar, siŋirlenir; belki de öyle yapan arkadaşlarıyla tartışırlar bile. Oysa ben kızmıyorum, dinginim bu konuda. Çünkü, böyle yapmayıp özenle yazı yazmak daha çok enerji harcamak demektir. Bunu <strong>doğal</strong> karşılıyorum. Bir doğabilimci (fizikçi) olarak söylüyorum, doğada her şey <strong>eŋ az eylem ilkesi</strong>ne göre devinir. Demek istediğim, bir ışık bir yerden bir yere giderken eŋ az enerji harcayacağı yolu seçme eğilimindedir. Doğa böyleyken, doğanıŋ parçası olan insanlarıŋ böyle olmamasını bekleyemezsiŋiz. İnsanlarıŋ pek azı enerji harcamayı göze alır (Fizikte de bir yerden bir yere giden ışığıŋ da pek azı bunu yapar). <em></em></p>
<p><em>&#8220;Peki, düzgün Türkçe yazmak çok enerji mi gerektiriyor?&#8221;</em> diyenleri duyar gibi oldum. Kesinlikle bunu söylemek istemiyorum. Tersine, söylemek istediğim, yazmakta kullanılan aracıŋ Türkçe yazarken çok enerji harcattığıdır! Bu araç, <strong>Q klavyedir</strong>, benim deyimimle<strong> Kyu düğmelik</strong>. Köşeye Türkçe düğmeleri kakmasından <strong>devşirme</strong> de diyebilirsiŋiz.</p>
<p>Her diliŋ kendi düğmelik düzeni var (Fransızlar A düğmelik, Almanlar qwertz düğmelik kullanırlar). Türkçeniŋ düğmeliği <strong>Fe düğmelik</strong>tir. İhsan Yener, 1946&#8242;da bir Türk düğmeliğiniŋ ölçünleşmesi, standardlaşması üzerinde durmuş. Bunuŋ üzerine zamanınıŋ İhtisas Komisyonu on parmak Türkçe yazımı uzmanlıkla belirleyip 20 Ekim 1955 günü Bakanlıklararası Standardizasyon Komitesi&#8217;nden çıkarmış. En çok kullanılan harfler en ulaşılabilir yerlerde. Oysa kyu düğmelikte tam tersi.</p>
<p>Peki, ne oldu da kyu düğmeliğe zorlandık? Neden bilgisayar kuruluşları başta fe düğmelikli bilgisayarlar verirken birden kyu&#8217;ya gittiler? Klavye üretimi konusunda bir bahâne olmadığı da açık, çünkü kyu veya fe oluşu düğmeleriŋ yerleştirilmesiyle ilgili. Dizüstümüŋ güvencesi söz konusu olmasa gereç kutumu alır kyu düğmeleriŋ yerlerini değiştirip fe yapardım kendi ellerimle. İnsanıŋ diktatör olup kyu&#8217;yu yasaklayası geliyor. Bu sorun çözümlenmezse, düzgün yazım diye bir şey kalmayacak gibi görünüyor.</p>
<p style="text-align: right;">Oktay DOĞANGÜN</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://turkcesivarken.com/kyu-klavyenin-goturdukleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kekliği Düz Ovada Avlarlar</title>
		<link>http://turkcesivarken.com/kekligi-duz-ovada-avlarlar/</link>
		<comments>http://turkcesivarken.com/kekligi-duz-ovada-avlarlar/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 04 Jul 2009 18:30:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Oktay DOĞANGÜN</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çavlar (Haberler)]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[keklik]]></category>
		<category><![CDATA[keko]]></category>
		<category><![CDATA[Oktay Doğangün]]></category>
		<category><![CDATA[Sevan Nişanyan]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://turkcesivarken.com/?p=457</guid>
		<description><![CDATA[Atalarımız çok özgün deyimler ve sözler söyleyip durmuşlar. Bu söz ve deyişleriŋ öyküsünü hep merâk etmişimdir. Ama sadece sözüŋ kendisinden başka bilgi olmadığından öyküyü sözden çıkarsamaktan ötesini yapamıyorum doğal olarak. Geçen gün, bu sıradan çıkarsamalardan birini de bir arkadaşıma &#8220;çala ağız&#8221; söylediydim: &#8220;kekliği düz ovada avlarlar&#8221;. Türkçede keklik diye bir hayvan var. Sözden, kekliğiŋ kolay [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="margin-bottom: 1.5 cm;">Atalarımız çok özgün deyimler ve sözler söyleyip durmuşlar. Bu söz ve deyişleriŋ öyküsünü hep merâk etmişimdir. Ama sadece sözüŋ kendisinden başka bilgi olmadığından öyküyü sözden çıkarsamaktan ötesini yapamıyorum doğal olarak. Geçen gün, bu sıradan çıkarsamalardan birini de bir arkadaşıma &#8220;çala ağız&#8221; söylediydim: <strong>&#8220;kekliği düz ovada avlarlar&#8221;</strong>.
</p>
<p style="margin-bottom: 1.5 cm;">
Türkçede <strong>keklik</strong> diye bir hayvan var. Sözden, kekliğiŋ kolay bir av olduğu aŋlaşılıyor zaten (ben hiç keklik avlamadım). Nitekim &#8220;kekliği düz ovada avlarlar&#8221; sözü; kolayca kandırılmış/tuzağa düşürülmüş, demeli, <strong>keklenmiş</strong> kişilere söylenilir; onları <strong>keklik</strong>le beŋzeştirerek. Ne de olsa durum<strong> çantada keklik</strong>tir.
</p>
<p style="margin-bottom: 1.5 cm;">
Söz konusu deyimlerdeki &#8220;keklik&#8221; sözcüğündeki <strong>+lik</strong> eki, açıkça &#8220;keklenmeye uygun&#8221; aŋlamı katmış oluyor. Demek ki <strong>kek</strong> diye bir kavram var! Evet var: &#8220;aptal, bön&#8221; aŋlamına geliyor. Kökenini bilmiyorum, bileni de bilmiyorum. Ama bildiğini sananı biliyorum.
</p>
<p style="margin-bottom: 1.5 cm;">
Sevan Nişanyan, sözlüğünde bu <strong>kek</strong> sözcüğü ile Kürtçeden alınan <strong>keko</strong> (amca, ağabey) sözcüklerini bir ve aynı düşünmüş!</p>
<blockquote><p><strong>keko/kek </strong><br />
xx/a  <em>aptal, bön</em> ~ <strong>Kürd</strong> <em>keko</em> ağabey, dayı</p></blockquote>
<p>Eh, ilk üç harfi tutuyor da aŋlamları tutmuyor. Sanıyorum Nişanyan, <strong>keko</strong> sözcüğünüŋ Türkçedeki aŋlamından etkilenmiş. Argoda <strong>keko</strong> bir hakâret hitabı gibidir, ancak bu açık bir aŋlam kaymasıdır çünkü Kürtçe hitap sözcükleriniŋ hakâret gibi bir aŋlamla argolaşması yaygın bir durum. Örŋeğin Mersin ve Adana yörelerinde <strong>keko</strong> (ağabey), <strong>kıro</strong> (arkadaş), <strong>bırçı</strong> (gelmek), <strong>kürt</strong> ve beŋzeri sözcükler kötü niyetli hitap ifâde eder. Bu, biraz da Kürtleri aşağı görme eğiliminden gelir (ne yazık ki). Buna karşılık, <strong>keklik</strong> sözcüğü 11. yüzyılda yazılmış Kaşgârlı Mahmûd&#8217;uŋ Divânü Lugâti&#8217;t-Türk sözlüğünde <strong>kekelik/keklik</strong> olarak geçiyor. Arada 9 yüzyıllık bir fark var. Kürtçeden <strong>keko</strong> sözcüğünü alalı 50 yıl olmamıştır.
</p>
<p style="text-align: right;">Oktay DOĞANGÜN</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://turkcesivarken.com/kekligi-duz-ovada-avlarlar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kuantum, Nice ve Nicem Sözcükleri Üzerine</title>
		<link>http://turkcesivarken.com/kuantum-nice-ve-nicem-sozcukleri-uzerine/</link>
		<comments>http://turkcesivarken.com/kuantum-nice-ve-nicem-sozcukleri-uzerine/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 03 Jul 2009 19:42:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Oktay DOĞANGÜN</dc:creator>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[kuantum]]></category>
		<category><![CDATA[nice]]></category>
		<category><![CDATA[nicem]]></category>
		<category><![CDATA[Oktay Doğangün]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://turkcesivarken.com/?p=426</guid>
		<description><![CDATA[Uydurma (yaŋlış türetilmiş) sözcükler, Türkçeye yabancı dillerden alınmış sözcükleriŋ yaptığından daha çok zararlar verebilir. Alıntı sözcüğe karşılık olarak bir türetim yapılırken Türkçeniŋ yapısını bozmamaya dikkat edilmelidir. Örŋeğin; Nicem sözcüğü, ilk kez 1978'de fiziksel kimyacı ve düşün adamı Oktay Sinanoğlu tarafından önerilmişti[1]. Sözcüğüŋ soŋundaki ada gelen +m diye bir yapım eki, Türkçede bulunmuyor. Kısaca uydurma bir türetim. Ancak çarpıcı olan o ki; sözcüğüŋ geri kalanı olan nice, karşılamak istenilen sözcüğüŋ birebir karşılığıdır! ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="margin-bottom: 1.5 cm;">Uydurma (yaŋlış türetilmiş) sözcükler, Türkçeye yabancı dillerden alınmış sözcükleriŋ yaptığından daha çok zararlar verebilir. Alıntı sözcüğe karşılık olarak bir türetim yapılırken Türkçeniŋ yapısını bozmamaya dikkat edilmelidir. <span style="font-weight: normal;">Örŋeğin; </span><strong>nicem</strong> sözcüğü, ilk kez 1978&#8242;de fiziksel kimyacı ve düşün adamı Oktay Sinanoğlu tarafından<span style="font-weight: normal;"> <strong>kuantum</strong> sözcüğünüŋ karşılığı olarak</span> önerilmişti[1]. Sözcüğüŋ soŋundaki ada gelen <strong>+m</strong> diye bir yapım eki Türkçede bulunmuyor. Kısaca <em>uydurma</em> bir türetim. Ancak çarpıcı olan o ki; sözcüğüŋ geri kalanı olan <strong>nice</strong>, karşılamak istenilen sözcüğüŋ birebir karşılığıdır! Bunu görebilmek için <strong>quantum</strong> ve <strong>nice</strong> sözcükleriniŋ kökenlerine karşılaştırmalı olarak bakma niyetindeyim.</p>
<p style="margin-bottom: 1.5 cm;">1619&#8242;da İngilizceye “pay, hisse, miktar” aŋlamıyla Latincededen geçen <strong>quantum</strong> sözcüğü, ünlü fizikçi Maks Plank&#8217;ıŋ[2] 1900&#8242;daki ünlü makâlesiyle fizikte kullanılmaya başlandı. Latince <strong>quantum</strong> sözcüğü, Latince <strong>quam</strong> (ne kadar) sözcüğünden, o da <strong>que</strong> (ne) sözcüğünden geliyor. İngilizcedeki <strong>quantity</strong> (nicelik, miktar); <strong>quantify</strong> (niceleme, miktar belirtme); <strong>question</strong> (soru); <strong>query</strong> (sorgu, istetme); <strong>to quest</strong> (sormak); Fransızcadeki <strong>que</strong> (ne); İspanyolcadeki <strong>que</strong> (ne) vb. sözcükler hep aynı kökten geliyor.</p>
<p style="margin-bottom: 1.5 cm;">Türkçe <strong>nice</strong> sözcüğü ise şaşırtıcı bir biçimde beŋzer bir kökenleme içeriyor. Sözcük, ilk kez Orkun yazıtlarında <strong>néçe</strong> ve <strong>nénçe</strong> biçimlerinde görülüyor[3][4], Geŋel Türkçe kökü <strong>né</strong> (ne) biçimindedir. Anadolu Türkçesi ağızlarında sıklıkla kullanılırken yazı dilimizde <strong>nice</strong> sözcüğü, sadece &#8216;çokluk, miktar&#8217; aŋlamıyla kullanılıyor. Azerbaycan Türkçesinde <strong>neçə</strong> (nasıl, ne kadar) çok sık geçer. Türkmence <strong>nēçe</strong>, Kazakça, Özbekçe <strong>neçe</strong>, vb. birçok Türk dilinde barınıyor. Türkçede <strong>nicelik</strong> (quantity, miktar), <strong>nicele-</strong> (quantify, miktar belirtme), <strong>nicel</strong> (quantitative) sözcükleri de kökteşi olarak bulunuyor.</p>
<p style="margin-bottom: 1.5 cm;">Görüldüğü gibi Avrupa dillerindeki köken ile Türkçedeki köken örtüşüyor; aynı aŋlamdaki kökten beŋzer bir türetimle günümüze ulaşmış iki sözcük. Bu yüzden, fizikte <strong>nicem kuramı</strong> yerine <strong>niceler kuramı</strong> demek daha aŋlamlıdır, üstelik uydurma bir sözcük değil, hattâ bilinen eŋ eski aŋlaşılır kaynakta (Orkun yazıtlarında) bulunan bir sözcük kullanılmış olur. Aynı biçimde <strong>ışık nicesi</strong> (light quanta), <strong>nicelenme</strong> (quantization) gibi terimler de düşünülebilir.</p>
<p style="text-align: right;"><strong>Oktay DOĞANGÜN</strong><br />
<img class="alignnone" title="y-ulati_oktay.png" src="http://turkcesivarken.com/belgeler/y-ulati_oktay.png" alt="" width="143" height="14" /></p>
<h3>Kaynakça.</h3>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;">[1] Oktay Sinanoğlu, Fiziksel Kimya Terimleri Sözlüğü, TDK yayınları, Ankara, 1978.</p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;">[2] 1918 Nobel ödüllü Alman fizikçi, Max Karl Ernst Ludwig Planck (1858 &#8211; 1947).</p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;">[3] Talât Tekin, Orhon Yazıtları, TDK yayınları, Ankara, 2005.</p>
<p style="margin-bottom: 0cm; font-style: normal;">[4] Talât Tekin, Tonyukuk Yazıtı, Simurg yayınları, Ankara, 1994.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://turkcesivarken.com/kuantum-nice-ve-nicem-sozcukleri-uzerine/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yabancı Özel Adlarıŋ Yazımındaki Çelişki Üzerine</title>
		<link>http://turkcesivarken.com/yabanci-ozel-adlarin-yazimindaki-celiski-uzerine/</link>
		<comments>http://turkcesivarken.com/yabanci-ozel-adlarin-yazimindaki-celiski-uzerine/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 03 Jul 2009 18:19:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Oktay DOĞANGÜN</dc:creator>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Oktay Doğangün]]></category>
		<category><![CDATA[özel adların yazılışı]]></category>
		<category><![CDATA[yabancı özel adlar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://turkcesivarken.com/?p=394</guid>
		<description><![CDATA[... Türk Dil Kurumu (TDK) yazım kılavuzunda yabancı özel adlarıŋ yazımı ikiye ayrılır: latin harfli dillerden gelenleriŋ yazımı ile diğerleriniŋ yazımı. Örŋeğin buna göre Türkçede, Almanca özel bir ad Almancada yazıldığı gibi yazılırken Arapça özel bir ad okunduğu gibi yazılır. Bu durumda Almanca, İngilizce gibi Latin kökenli abeceleri olan dilleriŋ ayrıcalıklı olduğu görülüyor. Doğal olarak bu durum, yabancı dilde yazıldığı gibi yazılan yabancı özel adlarıŋ <strong>okunamaması</strong> sorununu yaratıyor. ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="margin-bottom: 1.5 cm;">Geçenlerde bir yazıda Rus-Alman bir matematikçiniŋ adınıŋ Türkçedeki yazımına deŋk geldim. Adamcağızıŋ adını Almancada yazıldığı gibi, <strong>Minkowski</strong><span style="font-weight: normal;"> biçiminde yazmışlar</span>. Çoğumuz <strong>/folksvagen/</strong> diye okunan araç markası <strong>VolksWagen</strong>&#8216;den biliyor, Almancada <strong>w</strong> simgesi <strong>/v/</strong> diye okunur. Minkovski, o yazımı Rus İmparatorluğu&#8217;nuŋ Alman tarafında ve Zürih&#8217;te iken kullanıyordu. Oysa Rusçada <strong>/v/</strong> ile <strong>Минковский</strong> yani <strong>Minkovskiy</strong> yazılır.</p>
<p style="margin-bottom: 1.5 cm;">Türk Dil Kurumu (TDK) yazım kılavuzunda, yabancı özel adlarıŋ yazımı ikiye ayrılır: (1) latin harfli dillerden gelenleriŋ yazımı ile (2) diğerleriniŋ yazımı. Örŋeğin buna göre Türkçede; Almanca özel bir ad, Almancada yazıldığı gibi yazılırken Arapça özel bir ad, okunduğu gibi yazılmalıymış. Bu durum, Almanca veya İngilizce gibi Latin kökenli abeceleri olan dilleri ayrıcalıklı kılmaz mı? Bu da, doğal olarak yabancı özel adlarıŋ <strong>okunamaması</strong> sorununu yaratıyor.</p>
<p style="margin-bottom: 1.5 cm;">Yabancı özel adları okuyamama sorununu sık sık yaşarız. Örneğin bir matematik kitabında Fransız matematikçiniŋ adı, <strong>“Poincaré”</strong> olarak yazıldığında onu sık sık İngilizceymiş gibi <strong>/poynkeyr/</strong> biçiminde okuduğumuz oluyor. Adam, adınıŋ böyle okunmasına biraz uyuz olurdu sanırım (tıpkı adımıŋ İngilizler tarafından <strong>/oktey/</strong> diye okunmasına uyuz olmam gibi). Oysa bu matematikçiniŋ adı, <strong>Puankare</strong>&#8216;dir. Diğer türlü yazıp benim Fransız abecesini okuma kurallarıyla birlikte bildiğimi varsaymak, pek de gerçekçi olmasa gerek.</p>
<p>Abeceler, TDK tarafından belli ki salt simge yığınları olarak görülüyor. Oysa abeceler, simge yığını olmanıŋ dışında bu simgeler arasındaki ilişkileri de içerir. Örneğin, İngiliz abecesinde <strong>ch</strong> simge dizimi <strong>/ç/</strong> olarak okunurken yiŋe Latin kökenli abecesi olan Fransız abecesinde aynı yazım <strong>/ş/</strong> diye okunur. Yalŋızca ilişkiler değil, ses deŋlikleri de çok ayrıktır: <strong>e</strong> simgesi İngilizcede yerine göre <strong>/i, ö, e/</strong> okunabilirken Fransızcada /ö/ okunur (söz soŋunda ise okunmaz).</p>
<p style="margin-bottom: 1.5 cm;">Ben kendi yaşamımda bu çelişkiye karşı çıkıyorum. Ancak çok büyük dirençle de karşılaştım. Bir keresinde bir fizik kongresinde verdiğim bir sunumuŋ soŋundaki sorular kısmında bir diŋleyici, el kaldırıp sunumumda yabancı özel adları okunduğu gibi yazmamı eleştirmişti. Eleştiriniŋ dayanak noktası, bunuŋ adları yazılan kişilere bir saygısızlık olduğunu savunmasıydı. Soru soran kişiye göre, bir adı yazıldığı gibi değil de okunduğu gibi yazarsam saygısızlık etmiş olurmuşum! Oysa ben tam tersi olduğunu düşünüyordum. Kendi adıma ben adımıŋ /oktey/ diye okunmasını istemiyorum.</p>
<p style="margin-bottom: 1.5 cm;">Özel adlarıŋ okunduğu gibi yazılmasınıŋ saygısızlık olduğu savınıŋ devâmında “diğer uluslar böyle yapmıyor, yazıldığı gibi yazıyor” düşüncesi de vardır. Oysa durum öyle değildir. Özel adları okunduğu gibi yazan uluslara örnek verdiğimde ise Avrupada olmadıklarından dolayı ezik sayılıp “ya, o ülkeyi geç” biçiminde tepkiler alıyorum. Özellikle bu &#8220;saygısız&#8221; tepkiniŋ Azerbaycan Türkçesine yapılmasına oldukça uyuz oluyorum. Azerbaycan Türkçesinde yabancı özel adlar okunduğu gibi yazılır. Bir Azerbaycan güncesinde (gazete) “Corç Buş Bakü&#8217;yə gəlib” biçiminde bir çav (haber) görürseŋiz şaşırmayıŋ.</p>
<p>Türkiye&#8217;de belli ki okunduğu gibi yazma aŋlayışı, geçmiş bir dönem için oluşmuş görünüyor. Örneğin temizlik markası Cif özünde Jif biçimindedir ancak markanıŋ kendisi Türkiye&#8217;de okunduğu biçimi tescil etmiştir. Bir diğer örnek de, İzmir&#8217;e gitmişseŋiz alaŋlarıŋ adlarınıŋ türlü dünya kentleri adlarından seçildiğini görebilirsiŋiz. Bu adlar gerçekten okunduğu gibi yazılıdırlar. İzmir&#8217;de alaŋ adlarından biri olan <strong>Montrö</strong>, Fransızcada <strong>Montreux</strong> biçiminde yazılır. Yazıldığı gibi yazılsaydı, İzmir halkınıŋ o alaŋı okuma çabalarını düşleyemiyorum! Nitekim bu durum karşılıklı görünüyor. Cumhuriyet&#8217;iŋ başında Avrupa basını, Türkiye&#8217;niŋ durumundan söz ederken örneğin önderimiziŋ adını “<strong>Mustapha Kamal</strong>” biçiminde yazmıştı ve bu yadırganacak bir durum değildi. Neden bunu yapan biz olunca yadırganalım ki?</p>
<p style="text-align: left;"><strong>Oktay DOĞANGÜN</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://turkcesivarken.com/yabanci-ozel-adlarin-yazimindaki-celiski-uzerine/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>30. damga: Geŋizcil N</title>
		<link>http://turkcesivarken.com/30-damga-genizcil-n-nn/</link>
		<comments>http://turkcesivarken.com/30-damga-genizcil-n-nn/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 16 Jun 2009 19:53:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Oktay DOĞANGÜN</dc:creator>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[30. damga]]></category>
		<category><![CDATA[genizcil n]]></category>
		<category><![CDATA[Oktay Doğangün]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://turkcesivarken.com/?p=30</guid>
		<description><![CDATA[... Geŋizcil n sesi, Türkçeniŋ eski bir sesi olmakla birlikte bugün çoğu Türk dilinde hâlâ bulunur. Türkiye Türkçesiniŋ Doğu ve Rumeli ağızları dışında tüm ağızlarında vardır[1]. Öndamakla /n/ sesi verirken, art damakla hafif bir /ğ,g/ sesi verilmesiyle çıkar. ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Dizi ve izletilerde “Recep İvedik”, Levent Kırca gibi güldüren kişiler, doğallık göstergesi olsun diye midir bilmiyorum, çoğu kez yöresel konuşurlar. Bu konuşmalarında yoğun bir biçimde geŋizcil sesler çıkarırlar. Ayrıca Aşık Veysel, Aşık Mahzunî gibi birçok halk ozanı ile bugün halk müziği yapan birçok sanatçı yırlarında bu sesleri kullanırlar. İşte bu geŋizcil seslerden biri de, bu yazı boyunca sözcüklerde <strong>ŋ</strong> olarak kullandığım, <strong>geŋizcil n</strong> sesidir.</p>
<p style="margin-bottom: 1.5 cm;">Geŋizcil n sesi, Türkçeniŋ eski bir sesi olmakla birlikte bugün çoğu Türk dilinde hâlâ bulunur. Türkiye Türkçesiniŋ Doğu ve Rumeli ağızları dışında tüm ağızlarında vardır[1]. Öndamakla /<strong>n</strong>/ sesi vérirken, art damakla hafif bir /<strong>ğ,g</strong>/ sesi vérilmesiyle çıkar.</p>
<p style="margin-bottom: 1.5 cm;">Bugün Türkiye Türkçesiniŋ yazı dilinde bulunmamasınıŋ nédeni, Dil Devriminde (1932) ve ondan önce harf yeŋiliğinde (1928), Türkiye Türkçesiniŋ ana ağzınıŋ İstanbul ağzına yakın oluşturulmasıdır. Batı ve Rumeli ağızlarında <strong>/ğ/</strong> ve dolayısıyla <strong>/nğ, ŋ/</strong> sesi yoktur. Bu yüzden “ağaç” yérine /<strong>aaç/</strong>, “boğaz” yérine <strong>/buaz/</strong>, “olduğu” yérine <strong>/olduu/</strong> vb. denir. Dahası, geŋizcil /n/ içeren bazı sözcükler <strong>/ğ/</strong> olup aynı yitme durumuna gelir: “soŋra” yérine <strong>/soora/</strong> gibi.</p>
<p style="margin-bottom: 1.5 cm;">Osmanlı yazı dilinde ve 19. yüzyıla dek Orta Asyada yazı dili olan Çağataycada bu ses için ayrı bir damga (harf) kullanılmıştır. Damganıŋ adı <strong>nef</strong> ya da <strong>kef-i nûn</strong> (n&#8217;niŋ k&#8217;si) ya da <strong>sağır kef</strong> olup Arapçanıŋ /<strong>k</strong>/ sesi véren <strong>kef</strong> damgasına üç nokta konularak yapılıyordu: <span style="font-family: Tahoma;"><strong>ڭ</strong></span>. Osmanlı yazı dilinde Türkçeniŋ pek önem görmemiş olmasına karşın bu sesiŋ barınmasınıŋ nédeni, özünde Selçuklularıŋ bu yazı dilini oluştururken hâlen geŋizcil /<strong>n</strong>/ kullanması olmalıdır. Bu damga, yiŋe Arap harfli olan Eski Çağatayca yazı dilinden kalma bir öğedir.</p>
<p style="margin-bottom: 1.5 cm;">Kullanıldığı yérler oldukça kolaydır, nitekim yöresel konuşanlar (kentli olsalar bile) sanki içlerine doğmuş gibi gérçekten doğru yérlerde kullanırlar. Kullanımını ulamlandırmak istersek;</p>
<ol>
<li>iyelik ve tamlama eki olarak,</li>
<li>buyrum (emir) kipi olarak,</li>
<li>bazı sözcüklerde</li>
</ol>
<p>kullanıldığını söyleyebilirim. Ayrıca üç sözcükte de istisnâ olarak geŋizcil /n/ bulunur: <strong>baŋa</strong>, <strong>saŋa</strong>, <strong>oŋa</strong>. Kullanım yérlerini aşağıda örneklerle bulabilirsiŋiz.</p>
<h3><strong>1. İyelik ve tamlama eki</strong></h3>
<p>Adlara gelen tamlamalarda kullanılan <strong>+ıŋ</strong> eki, bu sesle okunur. Örnekler:</p>
<blockquote><p><em>&#8220;<span style="text-decoration: underline;">Seniŋ</span> adıŋ ne?&#8221;</em></p></blockquote>
<blockquote><p><em>&#8220;<span style="text-decoration: underline;">Atatürk&#8217;üŋ</span> bir atı vardı<br />
Etilerden beri yaşardı&#8221;</em> [2]</p></blockquote>
<blockquote><p><em>&#8220;1335 senesi <span style="text-decoration: underline;">mayısıŋ</span> 19&#8242;uncu günü Samsun&#8217;a çıktım.</em>&#8221; [3]</p></blockquote>
<h3><strong>2. Buyrum kipi</strong></h3>
<p>Buyrum kipiniŋ 2. çoğul kişi eki bu sesi içerir:</p>
<blockquote><p><em>&#8220;Kendiŋiz için değil, bağlı bulunduğuŋuz ulus için elbirliği ile <span style="text-decoration: underline;">çalışıŋız</span>. Çalışmalarıŋ en yükseği budur.&#8221;</em> [4]</p></blockquote>
<h3><strong>3. Bazı sözcüklerde</strong></h3>
<p>Bu aşağıda dizdiğim sözcükler[5] Osmanlı yazı dilinde geçip birincil geŋizcil /n/ içeren sözcüklerdir. Bu dizine Osmanlı yazı dilinde geŋizcil olup da gérçekte geŋizcil olmayan sözcükler alınmamıştır.</p>
<blockquote>
<p align="left"><strong>A</strong> aŋmak, aŋlamak, aŋlaşmak, aŋdırmak, aŋırmak, alaŋ<br />
<strong>B</strong> biŋ, beŋzemek, biŋbaşı, buŋamak, beŋiz, beŋ (yüzdeki leke)<br />
<strong>Ç</strong> çeŋe, çaŋ<br />
<strong>D</strong> deŋiz, deŋemek, doŋmak, deŋ, doŋdurma, diŋlenmek, diŋlemek, diŋmek, düŋür, doŋuz (domuz), deriŋ<br />
<strong>E</strong> eŋse, eŋ (sıfat)<br />
<strong>G</strong> geŋiş, geŋiz, göŋül<br />
<strong>İ</strong> iŋlemek, iriŋ, iŋek<br />
<strong>K</strong> koŋuşmak, kaŋlu (kağnı), karaŋlık<br />
<strong>O</strong> oŋur, oŋurga (omurga)<br />
<strong>Ö</strong> öŋ, öŋce, öŋlemek, öŋlük, öŋcü, öŋdin<br />
<strong>P</strong> pıŋar<br />
<strong>S</strong> soŋra, soŋ, siŋek, siŋir, siŋsi, siŋmek, süŋgü, saŋsar<br />
<strong>T</strong> taŋ, taŋrı, tırŋak<br />
<strong>Y</strong> yeŋi, yalŋız, yaŋlış, yaŋılmak, yalıŋ, yaŋak, yaŋaşmak, yeŋiçeri, yaŋ, yüŋ, yeŋmek, yaŋkı, yaŋsımak</p>
</blockquote>
<p style="text-align: right;"><strong>Oktay DOĞANGÜN</strong><br />
<img title="y-ulati_oktay.png" src="../belgeler/y-ulati_oktay.png" alt="" width="143" height="14" /></p>
<h2>Kaynakça.</h2>
<p align="left">[1] H. Boeschoten, <em>Aspects of Language Variation. Turkish Linguistics Today</em> , sayfa 150-193., 1991</p>
<p align="left">[2] Melih Cevdet Anday, <em>“Atatürk&#8217;ün Bir Saati Vardı”</em> (şiir).</p>
<p align="left">[3] Mustafa Kemâl Atatürk, <em>Nutuk</em>, sayfa 1, 1928 (Arap harfli baskı).</p>
<p align="left">[4] Mustafa Kemâl Atatürk özdeyişi.</p>
<p align="left">[5] Bu sözcük dizini, Tuğrul Çavdar&#8217;ıŋ Şemseddin Sâmî&#8217;niŋ <strong>Kâmûs-i Türkî</strong> sözlüğünden özenle derlediği sözcüklerden oluşmuş olup, özünde geŋizcil olmayan “<strong>en</strong> (boyut), <strong>engin</strong>, <strong>gelin</strong>, <strong>konuşmak</strong>, <strong>konşu</strong> (komşu), <strong>konuk</strong>, <strong>konak</strong>, <strong>ün</strong>, <strong>ünlü</strong>, <strong>yanaşmak</strong>, <strong>yan</strong>, <strong>yön</strong>, <strong>yenmek</strong>” sözcükleri çıkartılmıştır. Bu derlemesi için Tuğrul Çavdar Hocama saygılarımı ve teşekkürlerimi sunuyorum.</p>
<p><em>Yazışmalık bağlantısı :</em><br />
<span style="color: #000080;"><span lang="zxx"><span style="text-decoration: underline;"><a href="../../../../../yazismalik/index.php?topic=779.0" target="_blank">http://turkcesivarken.com/yazismalik/index.php?topic=779.0</a></span></span></span></p>
<div style="overflow: hidden; position: absolute; left: -10000px; top: 0px; width: 1px; height: 1px;"><!-- 		@page { margin: 2cm } 		P { margin-bottom: 0.21cm } 		H3 { margin-bottom: 0.21cm } 		H3.western { font-family: "Arial", sans-serif } 		H3.cjk { font-family: "DejaVu Sans" } 		H3.ctl { font-family: "Tahoma" } 		H2 { margin-bottom: 0.21cm } 		H2.western { font-family: "Arial", sans-serif; font-size: 14pt; font-style: italic } 		H2.cjk { font-family: "DejaVu Sans"; font-size: 14pt; font-style: italic } 		H2.ctl { font-family: "Tahoma"; font-size: 14pt; font-style: italic } 		A:link { so-language: zxx } -->Dizi ve filmlerde “Recep İvedik”, Levent Kırca gibi güldüren kişiler, doğallık göstergesi olsun diye midir bilmiyorum, çoğu kez yöresel konuşurlar. Bu konuşmalarında yoğun bir biçimde geŋizcil sesler çıkarırlar. Bunlardan biri de <strong>geŋizcil n</strong> sesidir.</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://turkcesivarken.com/30-damga-genizcil-n-nn/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

