<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Türkçesi Varken &#187; Gökbey Uluç</title>
	<atom:link href="http://turkcesivarken.com/damga/gokbey-uluc/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://turkcesivarken.com</link>
	<description>Başka sese benzemez ananın sesi, ararsan vardır her sözün Türkçesi.</description>
	<lastBuildDate>Wed, 28 Jul 2010 04:18:14 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0.1</generator>
		<item>
		<title>Geliyom, Gidiyom Demek Dili Bozar mı?</title>
		<link>http://turkcesivarken.com/geliyom-gidiyom-demek-dili-bozar-mi/</link>
		<comments>http://turkcesivarken.com/geliyom-gidiyom-demek-dili-bozar-mi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 01 Mar 2010 19:48:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Gökbey ULUÇ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[azerice]]></category>
		<category><![CDATA[bozulan türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[dil devrimi]]></category>
		<category><![CDATA[dilbilim]]></category>
		<category><![CDATA[gelişen dil]]></category>
		<category><![CDATA[geliyom]]></category>
		<category><![CDATA[gidiyom]]></category>
		<category><![CDATA[Gökbey Uluç]]></category>
		<category><![CDATA[istanbul türkçesi]]></category>
		<category><![CDATA[lehçeler]]></category>
		<category><![CDATA[ortak ağız]]></category>
		<category><![CDATA[ortak türk dili]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://turkcesivarken.com/?p=907</guid>
		<description><![CDATA[Türkçe&#8217;yi savunanlar arasında şöyle bir yanılgınıñ olduğuna denk gelmek olanaklıdır; İstanbul ağzı dışındakı tüm ağızlar yanılgılıdır, bozuntudur. O ağızlarda konuşmak dile zarar vermeniñ yanında çok da gülünçtür. Bilinmelidir; dil devriminde ortak ağız olarak İstanbul&#8217;unku seçildi. Nedeni çok sıradan; bilgin kimseler İstanbul&#8217;daydılar. Ankara yeñi baş-il olmuştu, bildiğiniz köy idi. Özünde ana ağız olarak Ankara&#8217;nıñ alınması gerekirdi, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Türkçe&#8217;yi savunanlar arasında şöyle bir yanılgınıñ olduğuna denk gelmek olanaklıdır; <em>İstanbul ağzı dışındakı tüm ağızlar yanılgılıdır, bozuntudur. O ağızlarda konuşmak dile zarar vermeniñ yanında çok da gülünçtür.</em></p>
<p>Bilinmelidir; dil devriminde ortak ağız olarak İstanbul&#8217;unku seçildi. Nedeni çok sıradan; bilgin kimseler İstanbul&#8217;daydılar. Ankara yeñi baş-il olmuştu, bildiğiniz köy idi. Özünde ana ağız olarak Ankara&#8217;nıñ alınması gerekirdi, sonuçta baş il idi. Bugün Yörüklerin ağzı ile konuşuyor, yalnızca onlarıñ dilinde kalmış geñizcil n sesini de âbecemizde yaşatıyor olacaktık.</p>
<p>Dile duyarlı biriniñ yanıñda <strong>geliyom, gidiyon</strong> dediğinde demeli Yörük ağzında konuşmaya çalıştığında hemen sert çıkar; <strong>Ne biçim konuşma, dilin içine ediyorsun!</strong><em> </em>diye uyarı verir. Iğdır ağzında yaptığım konuşmalardan söz etmek bile istemiyorum, karşı tarafın alaycı devinmeleri ile sözleri gerçekten üzücü boyutta. Öyle bir durum olmuş ki artık Iğdır dışında sürekli kendimi kasarak İstanbul ağzıyla konuşmaya, sözümona <em>kırıtmaya</em>[1] çalışıyorum.</p>
<p>Şimdiki öy eki <strong>-yor</strong>&#8216;un kökenini bilsek, bunlar olmayacak azı daha seyrek olacak. Söz başındakı <strong>t &gt; d</strong> dönüşümleri Türkçeniñ bir kuralıdır. Bu yüzden Irk Bitig&#8217;iñ 24. ırkında geçen <strong>tileyür</strong> sözcüğü bugün kullandığımız <strong>diliyor</strong> sözcüğü ile birdir. Tıpkı <em>temür &gt; demir, tıl &gt; til &gt; dil</em> sözcüklerinde olduğu gibi&#8230;</p>
<p>Eski dilde vâr olan bu <strong>-yür</strong> ekiniñ kökeni <strong>yörü-</strong> den gelir. Orkun yazıtlarından da bildiğimiz gibi /ü/ ile /ö/ sesleri ayırt edilemiyordu. Batı illerimizde ulayı Özbeklerde buna benzeyen bir kullanım bulunmaktadır; <em>gelip turıng</em>. <strong>Dur</strong> sözcüğünüñ eskin biçimi olan <strong>tur-</strong> söz konusudur burada&#8230; Oğuz dillerinde <strong>yörür</strong> önceleri ayrı denirmiş, soñraları kökleşmiş, her bir ağızda türlü biçimleri bitmiş. Örñeğin <em>Kafkas Türkçesinde</em>[2] şöyle bir değişim süreci izlemiş;</p>
<p><em>gele yörür &gt; geleyör &gt; geleyür &gt; geliyir &gt; gelir</em></p>
<p>Bir süre soñra <strong>yörür</strong> sözcüğü ekleşiyor ulayı kısalmaya uğruyor. Önceleri <strong>-ür</strong> kısmını yitiriyor, ardından <strong>-yör</strong> de kalan ünlü /ö/ sesi Oğuz dillerinde bir bir değişiyor. Anadoluda kalınlaşıp<strong> -yor</strong> olurken, Türkmenlerde <strong>-yAr</strong> oluyor. Gagavuzlarda /y/ sesi de düşerek <strong>-Ar</strong> biçimini alıyor. Eñ düzgünü Kafkaslarda yaşanıyor, her ünlü için bir biçimi oluşuyor; <strong>-Xr, -yXr</strong> gibi olağan derecede güzel yeñi bir ek olmuş oluyor. Yeri gelmiş iken demeden geçmeyeyim; ortak bir Türk dili oluşturulacaksa şimdiki öy eki olarak Kafkaflarınkınıñ alınmasını isterim, bu yönde çıkış ederim.</p>
<p>Soñ yıllarda <strong>geliyo, gidiyo</strong> gibi kullanımların arttığını, gençler arasındakı yazışmaların dışına çıktığını biliyoruz. Yazın diline geçeceğine kuşku yok, şimdilik reklamlarda, ürün uramlarında demeli sloganlarında görüyoruz. Buna sorun gözüyle değil de gelişim gözüyle bakıyorum. Söz soñuñdakı /r/ düşümü dilde sürekli yaşanmaktadır. Azericede <strong>-dXr</strong> ekiniñ geldiği tüm sözcükler <strong>-dX</strong> biçiminde bitirilir. Ne var, yazı dilinde böyle yazmak yañlış sayılmaktadır. Gagavuz Türkçesiniñ iki kolundan biri olan güney kolunda <strong>geliyi, gideyi</strong> gibi konuşulmaktadır. İlginizi çekti mi? <strong>Geliyir, gideyir</strong> sözcükleriniñ /r/ &#8216;siz biçimi bunlar. Demeli söz sonundakı /r/ düşüyor tıpkı <strong>geliyo, gidiyo</strong> gibi.</p>
<p><em><strong>Yörü-</strong> sözcüğü nasıl olur da ek olur?</em> Gibi bir düşünce oluşabilir usuñuzda; bunuñ beñzer örñekleri günümüzde yaşanmaktadır. Bu bir gelişim olduğundan, yaşanmaması ne kötü olurdu. <strong>Bilim</strong> sözcüğünü ele aladım. Bu yeñi bir kavram, daha bir yüzyıl bile olmadı oluşalı ançıp bugün için ekleşme sürecinde de görmekteyiz kendisini&#8230; Kimse <strong>gök bilimi</strong> demez <strong>gökbilim</strong> der, <strong>añlam bilimi </strong>demez <strong>añlambilim</strong>, <strong>dil bilimi </strong>değil <strong>dilbilim</strong> der; hatta <strong>dilbilimsel </strong>gibi bir sözcüğü betiklerinde kullananları da görmekteyiz. Bu, gün gibi aydın görünen bir olaydır; <strong>-bilim</strong> artık ekleşmiş bir sözcüktür. Kim bilebilir, ileride <strong>-im</strong> kısmı düşüp yalnızca <strong>-bil</strong> olarak kalmasın! Dilbil, añlambil, gökbil&#8230;</p>
<p>Göñül isterdi; <strong>yörü-</strong> sözcüğü Kafkaslarda olduğu gibi olsaydı tüm lehçelerde, ne uyumlu olurdu. Ançıp Anadoluda kalınlaşmış <strong>-yor</strong> biçimini almış. Bu dil ölü olmadığı için sürekli kendine geliştirmek istediğinden durmamış, kısalmayı sürdürmüş. <strong>Gidiyorum</strong> diyenlere <strong>nere gidiyon</strong> demiş. <strong>Nereye varıyorsun</strong> olmuş <strong>havaryon</strong>: <em>hara (nere) varıyorsun (varyon)</em></p>
<p>Bunlar dilin gelişimidir, bu nedenle her bir ağızda konuşulan bildik, arı Türkçedir. Yörükleriñ ağzı ortak ağız seçilseydi, kimbilir İstanbul ağzını eleştirenlere yazıyor olacaktım. Kuşkum yok; İstanbul ağzına da diyeceklerdi <strong>çox uzadıyon sözü&#8230;</strong></p>
<p><strong>Gökbey ULUÇ</strong></p>
<p><strong></strong>____________<br />
[1] Iğdır&#8217;da İstanbul ağzı ile konuşmaya çalışanlara söylenen söz, damga.<br />
[2] Azerbaycan, İran ulayı Ardahan, Iğdır, Kars gibi yerleşim bölgelerinde konuşulan Türk diline verdiğim geñel ad.<strong><br />
</strong></p>
<div id="_mcePaste" style="overflow: hidden; position: absolute; left: -10000px; top: 627px; width: 1px; height: 1px;">cimbomlu_redkid@hotmail.com</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://turkcesivarken.com/geliyom-gidiyom-demek-dili-bozar-mi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Azerbaycan&#8217;da Sessiz Dil Devrimi</title>
		<link>http://turkcesivarken.com/azerbaycanda-sessiz-dil-devrimi/</link>
		<comments>http://turkcesivarken.com/azerbaycanda-sessiz-dil-devrimi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 27 Feb 2010 16:27:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Gökbey ULUÇ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[altın çağ]]></category>
		<category><![CDATA[Ana Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[arı dil]]></category>
		<category><![CDATA[arındırma]]></category>
		<category><![CDATA[azerbaycan]]></category>
		<category><![CDATA[azerice]]></category>
		<category><![CDATA[dil bildirisi]]></category>
		<category><![CDATA[dil devrimi]]></category>
		<category><![CDATA[dil devrimi ve sonuçları]]></category>
		<category><![CDATA[dil yaratmak]]></category>
		<category><![CDATA[dile duyarlılık]]></category>
		<category><![CDATA[dili bozanlar]]></category>
		<category><![CDATA[dilimizi bozan emolar]]></category>
		<category><![CDATA[eski Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[Gökbey Uluç]]></category>
		<category><![CDATA[özleştirme]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[yeni sözcük]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://turkcesivarken.com/?p=999</guid>
		<description><![CDATA[Bakacak yayınlarınıñ Azerbaycan’da özgür olduğu dönemler, kimbilir kimseniñ ayrımında olmadan sessiz bir devrimi başlattı. Şuan için diyebilirim, tüm Azerbaycan toplumu İstanbul Türkçesini añlıyor. Genç kuşağın kimi öy kendi aralarında İstanbul ağzında konuştukları da oluyor, ne var ki yaşlılar añlamasına karşın, konuşamıyorlar, konuştuklarında da gülmeli oluyor. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye&#8217;deki dil devriminiñ ne güçlüklerle yaşandığını yaşlılarımız çok iyi biliyor. Biz ise onların bize añlattıklarını, yazıp-çizdiklerini okuyarak neler yaşandığını öğreniyoruz. Bugün çok sıradan bir biçimde kullandığımız sözcüklerle bile o dönemlerde nasıl alay edildiğini öğrenmek, çok şaşırtmıştı beni. Toplum ağızlarından yazı diline aktarılan <em>ödül, düş</em> gibi masum sözcüklere kara çalanların olduğunu bilmek üzücü olsa da, bugün için bize güç vermekte, ders olmaktadır.</p>
<p>Cumhuriyetin yeñi kurulduğu dönemlerdeki yazılarda geçen Türkçe sözcük oranı %35 iken, günümüzde %95&#8242;lere değin çıkmaktadır. Bu devrim, bitmiş değil; bugün için de tüm hızıyla sürmektedir. Sevindirici olan, yalnızca Türkiye sınırları içerisinde tıkanıp kalmamış, Azerbaycan&#8217;dan Tabgaçeli&#8217;ne değin uzanmasıdır. Özellikle Tabgaçeli&#8217;nde yaşayan Salar Türkleri bu konuya çok önem veriyorlar. Öz dilden olan sözcükleri, uyarlayarak yeñi oluşturdukları Lâtin tabanlı yazı dillerine aktarmaktadırlar. Öyle ki, üzerinde birçok tartışma yaptığımız -sAl ekine değin alıp, kullanıma sokmuşlar.</p>
<p>Bakacak yayınlarınıñ Azerbaycan&#8217;da özgür olduğu dönemler, kimbilir kimseniñ ayrımında olmadan sessiz bir devrimi başlattı. Şuan için diyebilirim, tüm Azerbaycan toplumu İstanbul Türkçesini añlıyor. Genç kuşağın kimi öy kendi aralarında İstanbul ağzında konuştukları da oluyor, ne var ki yaşlılar añlamasına karşın, konuşamıyorlar, konuştuklarında da gülmeli oluyor.</p>
<p>Bu durumun soñradan ayrımına varılmış olmalı&#8230; Türk dizileriniñ çevirisiz yayınlanmasına yasak getirildi. Ruslar kızmasın diye, yansız bir karar aldık diye Rusça yayınlara da aynı yasak uygulandı. Gerekçe olarak Türkiye Türkçesi yad dil olarak gösterildi ulayı Azerbaycan diline zarar verdiği söylendi. Bu durumu kimi yurttaşları da onayladı. Onlara göre bir ülkede başka bir ülkeniñ dili ile yayın yapılması uygun değildi. Evet, Türkiye Türkçesini yad dil olarak görenler de bulunmaktadır.</p>
<p>İnanılmaz ama Türk dizileriniñ büyük etkisi olduğunu Behram Caferoğlu şöyle söylüyor; &#8220;Öyle olmuştu ki, küçük çocuklar birbirlerine -nasılsın efendim- diye selam verip, İstanbul ağzında konuşuyorlardı.&#8221; Belgeselin birinde Türkçe kursuna gelen Kırgız öğrenciye &#8220;Neden Türkçe öğrenmek istiyorsunuz?&#8221; diye sorulduğunda şu yanıt alınmış idi; &#8220;Türk dizilerini daha iyi añlamak için&#8230;&#8221; Bir başkası ise; &#8220;Türkiye ürünleriniñ kullanım kılavuzlarını okuyabilmek için&#8230;&#8221;</p>
<p>Yasağa karşın diyebilirim, Azerbaycanda eñ yoksul uruğun bile evinde uydu alıcısı var artık. Böylelikle TÜRKSAT üzerinden Türkiye arklarına ulaşabilmektedirler. Toplumun gösterdiği bu ilgi, kendime adıma diyeyim beni çok onurlandırmaktadır.</p>
<p><a href="http://turkcesivarken.com/wp-content/uploads/2010/02/pedeqoji-universitesi.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-1053" title="pedeqoji-universitesi" src="http://turkcesivarken.com/wp-content/uploads/2010/02/pedeqoji-universitesi-300x224.jpg" alt="" width="300" height="224" /></a>Azerbaycanda iki türlü dil devrimi yaşanmaktadır. Biri devletce yürütülen öbürü de toplumca. Önce toplumca yürütülen devrimden söz edeyim; öz kökten olan, dil devriminde kullanıma sokulan azı ağızlardan alınıp yaygınlaştırılan sözcüklere yoğun ilgi var. Sözgelimi,<em> öğ-</em> kökünden olan <em>öğrenmek, öğrenci, öğretmen,</em> öğretim gibi sözcükler pek yeğlenir durumda. Kendi ağızlara göre uyarlayıp kullanıyorlar.<em> İmtihan</em> yerine <em>sınak</em> (sınav), <em>dost</em> yerine <em>arkadaş</em> diyenlerin sayısı azımsanmayacak denli yüksek. <em>Düşünce</em> sözcüğü <em>fikir</em>&#8216;in yerine geçip oturmuş bile; <em>fikirleşmek</em>ten çok <em>düşünmek</em> sözcüğü kullanımda. <em>Devamlı </em>yerine <em>sürekli</em> sözcüğünü kullanan çavlıklara demeli gazetelere denk gelinebilmektedir. Özetle toplumun büyük bir kısmında ana kökten gelen sözcükler kullanılmaya çalışılmaktadır.</p>
<p>Ne var, şöyle bir yanlışa düşüyorlar; <em>arkadaş</em> sözcüğünü,<em> okul</em> sözcüğünü olduğu gibi alıyorlar. Oysa okul yerine <em>oxul</em>, arkadaş yerine <em>arxadaş</em> demeleri gerekir. Kalın ünlülü sözcüklere /k/ sesi kesinlikle Azeri ağzında olmaz.</p>
<p>Dilde yalınlaşmayı isteyen yazarlar da bulunmaktadır. Özellikle Türkçü kesimin çıkarttığı dergi, çavlık gibi basın-yayın ürünlerinde ortak sözcüklere nasıl geçildiği gözle görülebilir. Bunuñ yanında bir örñek daha vereyim; <em>fren</em> yerine Azerbaycan ağızlarında yaşayan <em>dur</em> añlamındakı <em>eyle-</em> sözcüğünden yararlanarak <em>eyleç </em>sözü türetilmiş ulayı bugün tüm yurtta kullanılmaktadır.</p>
<p>Bunlar güzel gelişmeler ançıp devletce yürütülen <em>sessiz dil devrimi</em> sakıncalı boyutlarda ilerlemektedir. Ülke Rusça egemenliğinden soñra devletce İngilizce egemenliğine sürüklenmektedir. Tüm kamu kuruluşlarınıñ giriş kapılarınıñ yanlarına biri Azerbaycan Türkçesi öbürü İngilizce olmak üzere iki tabela asılmaktadır. Özel şirketler yapsa añlarım da kamu kurumlarındakı bu uygulamaya hiçbir biçimde añlam verememekteyim.</p>
<p><strong>Gökbey ULUÇ &#8211; Bakü</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://turkcesivarken.com/azerbaycanda-sessiz-dil-devrimi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yelveren&#8217;i bilmeyen yokmuş!</title>
		<link>http://turkcesivarken.com/yelvereni-bilmeyen-yokmus/</link>
		<comments>http://turkcesivarken.com/yelvereni-bilmeyen-yokmus/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 12 Jul 2009 01:54:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Gökbey ULUÇ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[alay edilen türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[dile duyarlılık]]></category>
		<category><![CDATA[garson]]></category>
		<category><![CDATA[Gökbey Uluç]]></category>
		<category><![CDATA[seçke]]></category>
		<category><![CDATA[yelveren]]></category>
		<category><![CDATA[yeni sözcük]]></category>
		<category><![CDATA[yeni sözcük kullanımı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://turkcesivarken.com/?p=515</guid>
		<description><![CDATA[Eski betikçileri (sahafları) dolaşırken, yaşlı bir amcanıñ baktığı satağa yâni dükkâna girdik. Amcamız, ne bilgisayar kullanıyor ne de bu tür bir aygıt. Sorduğumuz her betiği, önce düşünür, soñra "var" ya da "yok" diye yanıtlardı. Aytış koyulaşınca, içerisi epeyce ısınmaya başladı. Ben hemen araya girdim; "<strong>ya bi yelveren olsaydı keşke...</strong>" Amca, hiç duraksamadan, "<strong>yok be oğlum, hasta ediyor o</strong>" diye yanıtıñı verdi.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İstanbul Taksim&#8217;de, Oktay¹ ile birlikte oturmuş çaylarımızı yudumlarken, bir yandan da dil üzerine aytışıyorduk.</p>
<p>Neredeyse %100&#8242;e yakın arı bir dil ile konuşmamız sürerken, toplum içinde yeñi sözcükleriñ tutunması, verilen tepkiler, kişileriñ bakış açısı gibi konulara sıra geldiğinde, birkaç gün önce başımdan geçen bir olayı añlattım;</p>
<p><em>Anneannemgildeyken, oda epeyce sıcaklamıştı. O ânda, sanki 40 yıldır kullanımdaymış gibi, birden dilimden &#8220;<strong>yelveren</strong>&#8221; sözcüğü çıktı; &#8220;<strong>yelveren yoxtuu?</strong>&#8221; diye sordum. Anneannem, hiç duraksamadan, &#8220;<strong>bax, ordadı</strong>&#8221; diyerek yukarıdaki &#8220;<strong>vantilatörü</strong>&#8221; gösterdi. Biraz soñra içeriye dayım girince, &#8220;<strong>yelveren çalışmıır?</strong>&#8221; diye sordum. Dayım, &#8220;<strong>ne</strong>&#8221; deyince, &#8220;<strong>yelveren daa</strong>&#8221; diye yiñeledim, soñra &#8220;<strong>haa</strong>&#8221; diyerek çalıştığını söyledi.</em></p>
<p>&#8220;Yelveren&#8221; sözcüğü ile ergen yaştaki ulayı (ve) bir takım kişilerin, nasıl dalga geçtiğiñi biliyoruz. Ançıp bu kısa anı, Oktay&#8217;ıñ ilgisiñi çekmişti. &#8220;<em>Acabâ, eski topraklar, dile daha mı duyarlı?&#8221;</em> diye söylendik. Soñrasında &#8220;neden bunu denemiyoruz?&#8221; diye yola koyulduk.</p>
<p>Eski betikçileri (sahafları) dolaşırken, yaşlı bir amcanıñ baktığı satağa yâni dükkâna girdik. Amcamız, ne bilgisayar kullanıyor ne de bu tür bir aygıt. Sorduğumuz her betiği, önce düşünür, soñra &#8220;var&#8221; ya da &#8220;yok&#8221; diye yanıtlardı. Aytış koyulaşınca, içerisi epeyce ısınmaya başladı. Ben hemen araya girdim; &#8220;<strong>ya bi yelveren olsaydı keşke&#8230;</strong>&#8221; Amca, hiç duraksamadan, &#8220;<strong>yok be oğlum, hasta ediyor o</strong>&#8221; diye yanıtıñı verdi. Burada başka sözcük denememiz olmadı, Oktay da &#8220;Kumusî Türkî&#8221; betiğiñi aldı ulayı oradan çıktık.</p>
<p>Bir başka eski betikçiniñ yerine girdik. Burada &#8220;<strong>klima</strong>&#8221; vardı. İçeriniñ serinliği hoşumuza gidince, &#8220;<strong>ooo burada yelveren de varmış</strong>&#8221; diye söze başladık. Sonuçta klima ile vantilatörün ereği aynı. İkisi de yel verme işini yapıyor. Bu durumda ikisine de yelveren demekte sorun yok.</p>
<p>Buradan da çıkınca, yolda &#8220;<em>tümden öz Türkçe konuşalım</em>&#8221; diye karar kıldık. Başka bir satağa girince, &#8220;<em>Esenlikler</em>&#8221; diyerek söze başladık. &#8220;<em>Talat Tekin&#8217;iñ betikleri var mı?</em>&#8221; diye sorduğumda, karşı taraf, &#8220;<strong>betik</strong>&#8221; sözcüğünde takılınca, &#8220;<strong>kitap</strong>&#8221; diyerek yeñilemek durumunda kalıyordum. Soñrasında gittiğimiz sataklarda da betik sözcüğüñü baña yiñelettiler.</p>
<p>Birkaç gün soñra da Zafer² ağabey ulayı Oktay ile buluşup, öğle yemeği için bir aşeviñe  gittik. Garsona, &#8220;<strong>seçke yok mu?</strong>&#8221; diye sorduğumda, <strong>hiç duraksamadan</strong>; &#8220;<strong>işte burada</strong>&#8221; diyerek &#8220;<strong>menü</strong>&#8220;yü uzattı.</p>
<p>Günüñ soñunda şunlara ulaşmıştık;</p>
<ul>
<li>Kökleri herkesçe bilinen türetimler, ânında tutunabiliyor.</li>
<li>Eski dilden diriltme sözcükleriñ işi zor. Emek yoyulmadan tutunması olanaksız.</li>
<li>Eski topraklar, yeñi sözcükleriñ türetildiğiniñ ayırdın da bile değil. Bildiği sözcükler ile yapılan türetimleri ânında añlayıp, yanıt verebiliyor.</li>
<li>Sözcüklerle dalga geçen ergenleri ciddiye almamak gerekiyormuş.</li>
<li>Yelveren sözcüğünü bilmeyen yokmuş.</li>
<li> Seçke sözcüğünü bilen garsonlar da vârmış.</li>
</ul>
<p style="text-align: right;"><strong>Gökbey ULUÇ</strong><br />
<img title="y-ulati_uluc.png" src="../belgeler/y-ulati_uluc.png" alt="" width="146" height="15" /></p>
<p>___________________________</p>
<h5>[1] Oktay Doğangün &#8211; Doğabilimci</h5>
<h5>[2] Zafer Öztürk &#8211; Deñizci</h5>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://turkcesivarken.com/yelvereni-bilmeyen-yokmus/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Söylenenlerin tersine, Türkçe gelişiyor!</title>
		<link>http://turkcesivarken.com/soylenenlerin-tersine-turkce-gelisiyor/</link>
		<comments>http://turkcesivarken.com/soylenenlerin-tersine-turkce-gelisiyor/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 08 Jul 2009 16:33:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Gökbey ULUÇ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[altın çağ]]></category>
		<category><![CDATA[dili bozanlar]]></category>
		<category><![CDATA[dilimizi bozan emolar]]></category>
		<category><![CDATA[emo]]></category>
		<category><![CDATA[Gökbey Uluç]]></category>
		<category><![CDATA[mesene türkçesi]]></category>
		<category><![CDATA[msn türkçesi]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[türkçe gelişiyor]]></category>
		<category><![CDATA[turkce turkcheleshmesin]]></category>
		<category><![CDATA[türkçenin altın çağı]]></category>
		<category><![CDATA[üniversitelerde ingilizce]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://turkcesivarken.com/?p=475</guid>
		<description><![CDATA[Geñelağıñ yaygınlaşmasıyla, dile duyarlı, eñ azından neler yaşandığından çavı (haberi) olan gençler sürekli yeñi akımlar düzenlemekte, "Türkçe, Turkcheleshmesing" gibisinden sözlerle birileriñi uyarmaya çalışmaktadır.

Durum böyle olunca, bu gençleri birer av olarak gören yazar takımı, tümüyle tecimsel (ticârî) erekli betikler (kitaplar) yazmaktan geri kalmıyor. Bu betiklerde, Türkçe'niñ bitişe doğru ilerlediğiñi, yok olma süreciñe girdiğiñi, böyle giderse de ulusumuzu yitireceğimizi söyleyenler olmuştur.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Toplumumuza bir karamsarlıktır çökmüş. Bu yazıda dil üzerine yapılan karamsarlıktan söz edeceğim.</p>
<p>Geñelağıñ yaygınlaşmasıyla, dile duyarlı, eñ azından neler yaşandığından çavı (haberi) olan gençler sürekli yeñi akımlar düzenlemekte, &#8220;Türkçe, Turkcheleshmesing&#8221; gibisinden sözlerle birileriñi uyarmaya çalışmaktadır.</p>
<p>Durum böyle olunca, bu gençleri birer av olarak gören yazar takımı, tümüyle tecimsel (ticârî) erekli betikler (kitaplar) yazmaktan geri kalmıyor. Bu betiklerde, Türkçe&#8217;niñ bitişe doğru ilerlediğiñi, yok olma süreciñe girdiğiñi, böyle giderse de ulusumuzu yitireceğimizi söyleyenler olmuştur. İçeriğiñde bomboş karaçalmalar, kişileri umutsuzluğa sürükleyen añlatılar, gereksiz dilbilgisi dersleri yer alır, ki bunlar genelde yad (yabancı) sözcükleriñ doğru yazılışıyla ilgilidir.</p>
<p>Oysa tüm bunlar kandırmacadır. Türkçe&#8217;niñ <strong>altın çağı</strong>&#8216;nı yaşadığı bu yıllarda böyle söylemlere inanmamak gerekir.</p>
<p>Altın Çağ&#8217;dır diyorum çünkü, sıradan bir yazarın betiklerinde, makalesinde kullandığı dilin Türkçe oranı %90&#8242;lardadır. Dile önem verenlerde ise %97&#8242;lere dek çıktığını görüyoruz. Öyle ki, dilbilim, göstergebilim, geometri gibi alanlarda ise neredeyse %100 oranıñda Türkçe kullanılmaktadır. Geometride, Atatürk&#8217;üñ yazdığı kılavuzuñ önemi büyüktür. Oysa, 1930&#8242;lu yıllardaki yazılarda geçen Türkçe oranı %35&#8242;lerdeydi.</p>
<p>Bugün için Türkçe, yertinçde (dünyada) eñ çok konuşulan 5. dil konumunda. Demeli, bir evrensel dil. Bunun yanıñda, 110 ayrı ülkedeki Türk okullarında, yad (yabancı) öğrenciler Türkçe öğrenmektedir. Öğretenlerin ereklerinin (amaçlarının) ayrı olduğunu biliyoruz ançıp (ama) burada Türkçe&#8217;niñ yayıldığıña, evrenselleştiğiñe ilgi çekmek istiyorum.</p>
<p>Evet, söylenenleriñ tersine Türkçe gelişiyor. Kimse karamsarlığa kapılmasın. Selçuklular döneminde, Osmanlılar döneminde bu dil yok olmamışsa, bir daha da yok olamaz. Osmanlı döneminde, anaların, çerilikteki (askerlikdeki) oğulları için yazdırdığı betiklerden (mektuplar) başka yazılı biçimi bulunmayan Türkçe, kendisine yapılan tüm baskılara, hor görmelere karşın gelişimiñi sürdürmüşse, günümüze ulaşıp, evrensel dil olmuşsa, özgürlüğü bulduğu bugünlerde yok olacak öyle mi?</p>
<p>Türkçe&#8217;niñ güncel sorunlarıñı da yadsıyacak değilim. Örñeğin, bilimteylerde (üniversitelerde) öğretim dili olarak Türkçe&#8217;niñ bırakılıp, İngilizceye geçilmesi vâr. Sokaklarda, caddelerde neredeyse Türkçe ad vermiş sataklara (dükkânlara) deñk gelemiyoruz. Genç kuşağın, &#8220;ewt, by, sLm, geliyo dimi?&#8221; gibi yazışları vâr. Çok şükür ki, çözümleri de vâr. Demeli, bunlar aşılabilecek sorunlardır.</p>
<p>Sataklara Türkçe ad verme konusuna değinmek istiyorum. Ben satak açacak olsam, adını Türkçe verirdim ançıp tabelasını Göktürk âbecesi ile yazdırır, iç kısımları da yiñe bu yazıyla donatırdım. Ereğim, yadcılık (yabancılık) havası versin. Kişiler satağıma, yad biriniñ yeriymiş gibi gelsinler. Ne yapayım, toplum yapımız bu. Başka türlü kazanamam ki, hiç kazanamam demiyorum, karnımı doyuracak düzeyde kazanırım ançıp bir yerlere gelmek için böyle yapardım. Elindeki üç, beş kuruş sermaye ile iş kurmak isteyenler de böyle düşünmektedir.</p>
<p>Yüzyıllardır bir eziklik yaşıyor toplumuz. O yüzden yerli ürünlere hiç güveni yok. Üzerinde yad damga gördü mü, &#8220;aha kesin kalitelidir&#8221; diyor. Oysa 200-300 TL verdiği giysisi, Zeytinburnundaki, Halkalıdaki bodrum katlarda bulunan atölyelerde üretilmiş, son ütüsü yiñe burada yaplmış, kaplanırken (paketlenirken) üzerine Alman, İngiliz damgası vurulmuştur.</p>
<p>Bu yüzden yerli üreticiler Türkçe ad vermeye çekiniyor. Kişisel çabalarla da olacak değil bu. Çözümü, kamutaydan (meclisten) çıkacak bir yasaya bağlı. &#8220;Türkçe ad vermeyen işletmelere çalışma izni yok&#8221; diye. Yad ad verebilmek için, işletme merkeziniñ yad bir ülkede önceden açılması koşulu istenmeli.</p>
<p>Bilimteylerdeki İngilizceleşme sorunu da aynı. Bu da yasayla çözülür. Gerçi anayasada &#8220;kamusal dil Türkçe&#8221;dir yazsa da, yetersiz kalıyor. Kâğıt üzerinde yazmıyor ançıp İngilizce ikinci kamusal dil gibiymiş gibi davranılıyor. &#8220;E daha dün yağıñ (düşmanıñ) olan İngilizlerin dilini öğretim dili sayarsın da, benimkini saymazsın&#8221; diye kargaşa çıkaranlar da bir bakıma haklı sayılır.</p>
<p>Genç kuşağıñ &#8220;ewt, by, sLm, geliyo dimi?&#8221; gibi yazıları ise, onlarıñ kendi arasındaki bir tür oyundur. Ciddiye alınacak bir yanları yok. Ha ciddiye alalım isterseniz, kime ne yaptırabiliriz? Duygusal ergenlere (emolara), gidip Türkçe&#8217;yi añlatarak mı?</p>
<p>Ergenlikten çıktıklarında, bu yazıyı hangi alanda kullanabilirler ki? İş başvurusu mu, dilekçe mi ne yazılabilir ki? Doğa koşulları, büyüdüklerinde düzgün yazmayı öğretecektir.</p>
<p>Özetle; içiñiz rahat olsun, kimse de karamsarlığa kapılmasın. Türkçe bir biçimde gelişiyor dahası evrenselleşiyor. &#8220;Bu gelişmede benim de katkım olsun&#8221; derseniz, umutsuzluğu bir kıyıya koyup, kolları sıvayıñ ulayı çalışmaya başlayıñ.</p>
<p><strong>Gökbey ULUÇ</strong><br />
<img title="y-ulati_uluc.png" src="../belgeler/y-ulati_uluc.png" alt="" width="146" height="15" /></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://turkcesivarken.com/soylenenlerin-tersine-turkce-gelisiyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Uydurma söz yapmayız, yapma yola sapmayız</title>
		<link>http://turkcesivarken.com/uydurma-soz-yapmayiz-yapma-yola-sapmayiz/</link>
		<comments>http://turkcesivarken.com/uydurma-soz-yapmayiz-yapma-yola-sapmayiz/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 05 Jul 2009 19:28:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Gökbey ULUÇ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[dil devrimi]]></category>
		<category><![CDATA[dil devrimi ve sonuçları]]></category>
		<category><![CDATA[Gökbey Uluç]]></category>
		<category><![CDATA[özleştirme]]></category>
		<category><![CDATA[öztürkçeciler]]></category>
		<category><![CDATA[Tahsin Yücel]]></category>
		<category><![CDATA[uydurma söz yapmayız yapma yola sapmayız]]></category>
		<category><![CDATA[uydurma sözcükler]]></category>
		<category><![CDATA[Ziya Gökalp]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://turkcesivarken.com/?p=466</guid>
		<description><![CDATA[Türkçe&#8217;yi savunanları ikiye ayırabiliriz. Birisi &#8220;öz türkçeciler&#8221;, öbürü &#8220;yaşayan türkçeciler&#8221;. Öz türkçecilere  göre, tüm sözcükleriñ özü olmalıdır. Dil tümden arınmalı, yüzde yüz arı olmalıdır. Yaşayan türkçecilere göre ise, kökleşmiş, dile girmiş, karşılığı dilde olmayan sözcükler yad (yabancı) olabilir. Oysa biz topluluk olarak bunlarıñ ortasında bir yerdeyiz. Yüzde yüz arı bir diliñ olmayacağıñı bilir, böylesiñe boş [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Türkçe&#8217;yi savunanları ikiye ayırabiliriz. Birisi &#8220;öz türkçeciler&#8221;, öbürü &#8220;yaşayan türkçeciler&#8221;.</p>
<p>Öz türkçecilere  göre, tüm sözcükleriñ özü olmalıdır. Dil tümden arınmalı, yüzde yüz arı olmalıdır. Yaşayan türkçecilere göre ise, kökleşmiş, dile girmiş, karşılığı dilde olmayan sözcükler yad (yabancı) olabilir.</p>
<p>Oysa biz topluluk olarak bunlarıñ ortasında bir yerdeyiz. Yüzde yüz arı bir diliñ olmayacağıñı bilir, böylesiñe boş düşler görmeyiz. Buna karşın, dilimizi kısırmış gibi bir kıyıya atmaz, türetme gücünden yararlanır, yad kavramlara karşılık buluruz.</p>
<p>Kullandığımız sözcükler yüzünden katı eleştiriler alıyoruz. Oysa kullandıklarımızıñ neredeyse tümü Türkçe&#8217;niñ öz söz vârlığıdır. Bunları ya Asya&#8217;daki soydaşlarımızıñ dilinden ya Anadolu ağzıñdan ya da eski Türkçe&#8217;den diriltmekteyiz.</p>
<p>Özellikle diriltme konusunda Ziya Gökalp&#8217;iñ dizeleriñi sıklıkla önümüze atmaktadırlar.</p>
<p><em>Uydurma söz yapmayız,<br />
Yapma yola sapmayız,<br />
Türkçeleşmiş, Türkçedir;<br />
Eski köke tapmayız.</em></p>
<p>Oysa bu dizeleri kendi yazmamışcasına, &#8220;mefkūre, şe&#8217;niyet, selikıyyat&#8221; gibi bir yığın yad kökenli sözcük &#8220;uydurmakta&#8221; herhangi bir sakınca görmez. Bu arada, kendi ilginç yaratılarınıñ dilimize yerleşmesiñi beklerken, &#8220;tanık, sayrı&#8230;&#8221; gibi  öz Türkçe sözcükleriñ hiçbir oğur (zaman) yeñiden diriltiliyemecekleriñi &#8220;güñaydıñ&#8221; gibi bir Türkçe sözcüğüñ tutunmasınıñ olanaksız olduğuñu kesinler. Ziya Gökalp&#8217;iñ katkıları vardır kuşkusuz ançıp (ama) böyle ilginç davranışlarıyla da önümüzü kesmektedir.</p>
<p>Dil Devrimi, bitmiş değil. Dildeki yad söz oranı %98-99 oranlarıña çıkıncaya dek sürecektir. Dil durağan değil, işleyendir. Devrimde ise işleme hızına, hız katmış, Osmanlı dönemindeki aksakları baş döndürü bir biçimde aşmıştır. O dönemlerde sözcüklerle dalga geçenleri biliyoruz, onlarıñ torunları aynı işleri bugün dedeleriñi aratmaksızıñ sürdürmektedir. Biz bunlarıñ uzağında çalışmalarımızı kararlılıkla sürdürüyoruz. Nurullah Ataç&#8217;ıñ 1945&#8242;de dediği gibi;</p>
<p><em>Dili değiştirmeye kalkan biz değiliz ki! Bu dil eñ aşağı yüz yıldan beri boyuna değişiyor. Niçin değişiyor? Bir kişi öyle dilemiş, buyurmuş da onun için mi değişiyor? Olur mu öyle neñ? Yüz yıldan beri boyuna değişiyorsa demek ki bir sıkıntısı vâr, kendi kendine yetmiyor, kendini beğenmiyor; sınırları dar geliyor da onları genişletmek istiyor.</em></p>
<p>Yaptıklarımız konusunda eñ sık altığımız eleştirilerden biri de, sözcükleriñ bu yerlik (web sitesi) dışına çıkamayacak olması, yazdıklarımız ile sınırlı kalacağıdır. Oysa yañılmaktadırlar. Biliyoruz ki, sözcüğüñ dile yerleşmesi yazı dilinde başlar.</p>
<p>Falih Rıfkı Atay&#8217;ıñ bir eleştirisi şöyle; &#8220;Özleştirmeciler sayoğur, say yerde uygurlarlar mı bunu? Nerede! <em>Kadar</em> derler <em>değin</em> yazarlar. <em>Bir defa</em> derler <em>bir kez</em> yazarlar.<em> Tabiî</em> der <em>doğal</em> yazarlar. Konuşurken,<em> üniverisiteler muhar olmalıdır</em> derler de iş yazmaya gelince muhtarı da muhtariyeti de kapı dışarı edip <em>özerk</em> derler. Öyle ise bu kişilerde içtenlik diye birneñ aramak koca bir yalandır.&#8221;</p>
<p>Eleştirilerde adı geçen sözcükleri, şimdilerde sıradan, alışıla gelmiş bir biçimde kullanıyor, hiç de yadırgamıyoruz. İşte bu yüzden özleştirme yazıda başlar. Bu yerlikte yazılan yazılar gibi, günlük yaşantımızda konuşmuyoruz. Bunu beklemek de yañlış olur. Biz de sıradan kişileriz, yeñi sözcükleri önce yazımızda diriltiyor, soñra yaşantımıza sokuyoruz. Gün gelecek, bizimle dalga geçilen sözcükler sıradanlaşacak. Toplum dili ile dalga geçen aydın kesimi sürekli olacaktır, ançıp biliniz ki, bunlarıñ çabası boşunadır, dil devrimi durdurulumaz.</p>
<p><em>&#8220;Türkçemiziñ güzel âhengini, ceviz çuvalı boşaltırken çıkan takur tukur seslere boğmakta, örñeğin o cânım rüyâ&#8217;yı çüşten farkı olmayan düş, hâtırayı anı kılığına sokmakta midesi bulanmış insan ağzıñdan çıkar gibi bir sesle söylenen ödül sözcüğü de dâhil bir dil çorbası oluşturmaktadırlar. Oysa bizim alışkın olduğumuz sözcükler velevki yabancı bir dilden aktarılmış bile olsalar bu garçlı gırçlı lâflara hem zevk hem âhenk bakımından yüz defa müreccahtır.&#8221;</em> diyen aydıñlarımız da olmuştur. A. Fenik gibi, F. Baysal gibi, E. Bayrakdaroğlu gibi.</p>
<p>Toplum dili böyle aşağılanmaları yaşasa da özleştirme tüm hızıyla sürmüştür, sürmektedirde&#8230; Dr. Kâmile İmer&#8217;iñ yaptığı araştırmalara göre, 1931 yılıñda bir güncedeki çav (haber) diliñdeki Türkçe oranı %35&#8242;lerde imiş. 1965&#8242;li yıllarda bu oran %60&#8242;lara dek çıkmış. 10 yıl soñra %70&#8242;leri bulan bu oran 1981&#8242;de %80&#8242;leri görmüş. Dil devrimiñi benimseyen yazarlarda ise bu oran %92&#8242;lerdeymiş.</p>
<p>Doyumsuz bir dil için %98-99 oranıñda öz dilden sözcük olmalıdır. Bu böyle oluncaya dek de özleştirme sürecektir. Çünkü biz biliyoruz ki, dildeki yad sözcükler, çorbaya atılan tuza benzer. Tuz fazla olursa yemeğiñ tadı kaçar, az olursa da yemek tatsız olur.</p>
<p><strong>Gökbey ULUÇ</strong><br />
<img title="y-ulati_uluc.png" src="../belgeler/y-ulati_uluc.png" alt="" width="146" height="15" /></p>
<p>________________________________________<br />
<strong>Kaynakça</strong><br />
Tahsin Yücel, Dil Devrimi ve Sonuçları, betler 36,48,64,70,149<br />
Ziya Gökalp, Türkçülüğün Esasları, betler 119-146<br />
Nurullah Ataç, Ataç, bet 113<br />
Dr. Kâmile İmer, Atatürk&#8217;ün Yolunda Türk Dil Devrimi, bet 68</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://turkcesivarken.com/uydurma-soz-yapmayiz-yapma-yola-sapmayiz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bebek Diliniñ Türkçe&#8217;deki İzleri</title>
		<link>http://turkcesivarken.com/bebek-dilinin-turkcedeki-izleri/</link>
		<comments>http://turkcesivarken.com/bebek-dilinin-turkcedeki-izleri/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 24 Jun 2009 22:49:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Gökbey ULUÇ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[akraba adları]]></category>
		<category><![CDATA[bebek dili]]></category>
		<category><![CDATA[bıcı bıcı]]></category>
		<category><![CDATA[cici]]></category>
		<category><![CDATA[Gökbey Uluç]]></category>
		<category><![CDATA[ınga]]></category>
		<category><![CDATA[öztürkçe akraba adları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://turkcesivarken.com/?p=300</guid>
		<description><![CDATA[Sürekli ilgimi çekmiştir; akrabalık adlarınıñ ikilemeleri, kökenleriniñ belirsizliği eñ önemlisi de öbür dillerle birbiri arasında çok yakın benzerliğiniñ oluşu...

<span style="color: #333399;"><strong>baba, bebe, bibi, dede, keke, nene, ana, ata, aba, aga, eçe, eçi, çiçi...</strong></span>

Bu sözcükleriñ eki, kökü yok. Başlı başlarına birer kök sözcükler. Bu kökleri oluşturanlar ise "bebekler". Bebekleriñ ağzıñdan çıkan ilk sözcükler nasıl olmuşda büyüklerince de taplanmış (kabūl edilmiş), çok ilginç doğrusu.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Sürekli ilgimi çekmiştir; akrabalık adlarınıñ ikilemeleri, kökenleriniñ belirsizliği eñ önemlisi de öbür dillerle birbiri arasında çok yakın benzerliğiniñ oluşu&#8230;</p>
<p><span style="color: #333399;"><strong>baba, bebe, bibi, dede, keke, nene, ana, ata, aba, aga, eçe, eçi, çiçi&#8230;</strong></span></p>
<p>Bu sözcükleriñ eki, kökü yok. Başlı başlarına birer kök sözcükler. Bu kökleri oluşturanlar ise &#8220;bebekler&#8221;. Bebekleriñ ağzıñdan çıkan ilk sözcükler nasıl olmuşda büyüklerince de taplanmış (kabūl edilmiş), çok ilginç doğrusu.</p>
<p>Bu sözcüklere öbür uluslarda da denk gelebilirsiniñiz ançıp (ama) kimse kimseden alıntı yapmamıştır.</p>
<p><strong>Almanca</strong> &gt; mama (ana) , papa (baba) , neun (nene)<br />
<strong>Arnavutça</strong> &gt; mamaja (ana) , babai (baba) , nëntë (nene)<br />
<strong>Fransızca</strong> &gt; mé<span style="font-size: small;"><strong></strong></span>re (ana) , pére (baba) , neuf (nene)<br />
<strong>İngilizce</strong> &gt; mam, mama (ana) , papa (baba) , nana (nene)<br />
<strong>Eskimo dillerinde</strong> &gt; aana, nana (ana) , aata (ata)</p>
<p>Eskimo dilleriñdeki benzerlik ilgi çekicidir. Ha buradan, Türk kökenli sonucuna vârmayıñ sakın.</p>
<p>Türkçede, genelde birinci dereceden akraba adlarıñda bebek dili epeyce egemen durumda. &#8220;Görümce, kayınço, kayınbaba, kayınana, kayınata&#8221; gibi sözcükleri ise büyükler geliştirmiş. E bebek ne ânlasıñ bu tür kavramları, bilse oñlara da karşılık bulurdu; bundan kuşkum yok. Öbür dillerde bu egemenlikten söz etme durumu pek yok. Geñeli, büyükleriñ geliştirdiği sözcükleri kullanıyor.</p>
<p>Bunlarıñ yanında &#8220;meme&#8221; sözcüğü var.</p>
<p>İngilizcede &#8220;mamma&#8221; diye geçiyor. Estonyaca&#8217;da &#8220;même&#8221; deniyor.</p>
<p>&#8220;Kaka&#8221; sözcüğü de evrensel sayılabilir; <span style="color: #000000;"><span><strong>Farsça </strong> <em>kak, </em> <strong>Yunanca </strong> <em>kaká, </em> <strong>Ermenici </strong> <em>kak, </em> <strong>Latince </strong> <em>caca, </em> <strong>Fransızca </strong> <em>caca.</em></span></span></p>
<p><em></em>Geñel olarak şu yargıya ulaşılabilir; tek seslemi yiñeleyerek sözcük oluşturmak.</p>
<p>Yukarıda añlatıklarımıza ek olarak; &#8220;cici, bıcı bıcı, ınga, dehdeh, pipi, gugu (kuş), popo, agu gugu, ninni, çiş&#8221;  gibi sözcükler de var. &#8220;Inga&#8221; sözcüğüñde geñizcil n (ñ) sesiniñ olması da ayrı bir güzellik.</p>
<p>__________________________</p>
<p><strong>Gökbey ULUÇ</strong><br />
<img title="y-ulati_uluc.png" src="../belgeler/y-ulati_uluc.png" alt="" width="146" height="15" /></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://turkcesivarken.com/bebek-dilinin-turkcedeki-izleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Arı bir dil yaratmak istemiyoruz!</title>
		<link>http://turkcesivarken.com/ari-bir-dil-yaratmak-istemiyoruz/</link>
		<comments>http://turkcesivarken.com/ari-bir-dil-yaratmak-istemiyoruz/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 22 Jun 2009 00:26:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Gökbey ULUÇ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[arı dil]]></category>
		<category><![CDATA[arındırma]]></category>
		<category><![CDATA[dil yaratmak]]></category>
		<category><![CDATA[Gökbey Uluç]]></category>
		<category><![CDATA[özleştirme]]></category>
		<category><![CDATA[sözcük atmak]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe özleştirmesi]]></category>
		<category><![CDATA[türkçeleştirme]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://turkcesivarken.com/?p=165</guid>
		<description><![CDATA[Yeryüzüñde % 100 arı (saf) bir dil yoktur. Bunu istemek ise uçukluktur. Bizler de uçuk, kaçık olmadığımızdan böyle bir neñi hiç istemedik. Olanaklı olsa bile karşı çıkarız. Dildeki yad sözcükler, çorbaya atılan tuza benzer. Tuzu fazla kaçırırsañız, yemeğin de tadı kaçar. Tuzsuz olursa da, tadı olmaz. Büyük balta girmemiş ormanlar içinde yaşayan ilkel topluluklarıñ dilleri [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yeryüzüñde % 100 arı (saf) bir dil yoktur. Bunu istemek ise uçukluktur. Bizler de uçuk, kaçık olmadığımızdan böyle bir neñi hiç istemedik. Olanaklı olsa bile karşı çıkarız.</p>
<p><strong><span style="color: #333399;">Dildeki yad sözcükler, çorbaya atılan tuza benzer. Tuzu fazla kaçırırsañız, yemeğin de tadı kaçar. Tuzsuz olursa da, tadı olmaz.</span></strong></p>
<p>Büyük balta girmemiş ormanlar içinde yaşayan ilkel topluluklarıñ dilleri dışındaki tüm dillerde yad (yabancı) sözcük vardır. Demeli bu topluluklar dışındaki hiç bir dil arınık değildir. Eñ azından öyle olduğuñu sanıyoruz. Ançıp (ama), 100-200 kişilik topluluklarla koca ulusları kıyaslayamayız.</p>
<p>Sürekli komşu uluslar ile içiçeyseniz, yertinciñ (dünyanıñ) koşulllarına ayak uydurmaya çalışıyorsañız, hele bir de bunu geriden izliyorsañız arı bir tümden düşdür sizin için.</p>
<p>&#8220;Arı bir dile iye (sahip) olmak bir düş ise, bu çalışmaları neden yapıyorsunuz?&#8221; diye soranlarıñız vardır. Özünde biz dildeki yad sözcükleri varsıllık olarak görüyoruz. Bu demek değildir ki, bütün sözcükler yad olsun. Yukarıda verdiğim &#8220;tuz&#8221; örneğindeki gibi belli bir oranda yad söz olursa hiçbir sorunumuz yok.</p>
<p>Dil Devrimi&#8217;nden önce basında Türkçe kullanma oranı %12&#8242;lerde idi. Devrimden soñra bu oran %70&#8242;lere dek çıkıyor.</p>
<p>Bizim ereğimiz (amacımız), bu oranı %99&#8242;a dek çekip, tadına doyum olmaz bir dil oluşturmak.</p>
<p>%1&#8242;lik kısımda ekinçsel (kültürel) ayrılıklardan dolayı gelen sözcükler olacaktır. Örneğiñ &#8220;hamburger&#8221; sözcüğü. Bu sözcüğe Türkçe karşılık aramak yañlıştır. Bizim geleneğimizde böyle bir yiyecek yoktur, bu batılınıñ yemeğidir. Demeli, ekinçsel bir üründür. Nasıl ki, ekinçimiziñ ayrılmaz bir parçası olan dönere, kimseniñ karşılık koymasıñı istemiyorsak, bizim de öyle yapmamız gerekiyor.</p>
<p>Bir başka örnek olarak &#8220;pezevenk&#8221; sözcüğü. Ermenice kökenli bir sözcük olup, dilimizde buna karşılık gelen bir sözcük bulunmaz. Bulunmasıñı da türetilmesiñi de istemem zaten. Çünkü bizim töremizde, geleneğimizde bu tür işler olmadığından buna karşılık bulmak yañlıştır. Üç, beş kansız için de töremizi kirletecek değiliz.</p>
<p>Bizim arındırmamız gereken sözcük öbekleriñi şöyle edlendirebiliriz (maddelendirebiliriz) ;</p>
<ul>
<li>Bilimsel kavramlar</li>
<li>Tapınçsal (dinî) kavramlar</li>
<li>Töz (temel) kavramlar</li>
</ul>
<p><span style="color: #333399;"><strong>Bilimsel kavramlar</strong></span><br />
Bilim, belli bir ulusuñ ürünü değil, tüm kişioğlunuñ ortak ürünüdür. Dolayısıyla her ulus, bilimsel kavramlara öz dilinden karşılık bulma hakkına iyedir (sahiptir). Bilimde yükselişin ilk adımı, toplum dili ile bilim dili arasındaki uçurumun kalkmış olmasıdır.</p>
<p>&#8220;<strong>Ruminantlarda oluşan mastitis ve abortus semptomlarının etiyolojisi&#8230;</strong>&#8221;</p>
<p>Şimdi bu tümceyi (cümleyi) arındırıp şöyle yazsak; bilimiñ ne denli kolay olduğunu görürsünüz.</p>
<p>&#8220;<strong>Gevişgetirenlerde oluşan meme yangısı ilen yavru atımı belirtilerinin etkeni&#8230;</strong>&#8221;</p>
<p>Böyle olunca yukarıda yazdığımı, ilkokula giden çocukda anlar, elinde bastonla gezen ninemde&#8230; Sonuçta, Meksika&#8217;daki inekde oluşan meme yangısı ile Iğdır&#8217;da oluşan meme yangısınıñ etkeni aynıdır. İşte bilimiñ evrenselliği budur.</p>
<p><span style="color: #333399;"><strong>Tapınçsal kavramlar</strong></span><br />
Arındırılması gereken bir başka kavram öbeği (grubu), tapınçsal (dinî) sözcüklerdir. Bu kavramlarıñ arındırılmasıñı zarar olarak, yozlaşma olarak görenler var. Oysa, öz dilinizde tapındığınızda, Tañrı ile daha samimi olduğunuzu, dininize daha sıkı bağlandığıñızı göreceksiñizdir. Bunu istemeyenler, tapınçı kullarak sizi yönetenler doğal olarak karşı çıkar. Batınıñ yükselişiniñ tözünde (temelinde) İncil&#8217;iñ ulusal dillere çevrilmesi yatar. Benzer örneği biz ancak Kurtuluş Savaşı&#8217;ñdan soñra görebildik.</p>
<p><span style="color: #333399;"><strong>Töz (temel) kavramlar</strong></span><br />
Tüm diller için töz taplanañ (kabūl edilen) sözcükler vardır. Sayılar, gökyüzünde çıplak gözle görülen gök nesneleri, dağ, taş, bayır, soñrasında eğnimiziñ (vücudumuzuñ) kimi kısımları&#8230; Bunlar bir diliñ yapı taşlarıdır, atomudur, hücresidir. Öyle ki, töz sözcükleri aynı olan, benzeşen diller arasında inceleme yapıldığında, kökteş çıktıkları, aynı dil öbeğinden oldukları dahası birbirleriniñ lehçesi çıktıkları, bunları konuşanların da aynı ulusun çocukları oldukları ortaya çıkmaktadır.</p>
<p>Özetle; Türkçe her kavrama sözcük çıkarabilecek düzeydedir ançıp (ama) bunu bilinçli yapmak gerekir. Olur olmaz her kavrama karşılık bulunması doğru değildir.</p>
<p><strong>Gökbey ULUÇ</strong><br />
<img title="y-ulati_uluc.png" src="../belgeler/y-ulati_uluc.png" alt="" width="146" height="15" /></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://turkcesivarken.com/ari-bir-dil-yaratmak-istemiyoruz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Öz Türkçe gezegen adları</title>
		<link>http://turkcesivarken.com/oz-turkce-gezegen-adlari/</link>
		<comments>http://turkcesivarken.com/oz-turkce-gezegen-adlari/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 20 Jun 2009 17:24:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Gökbey ULUÇ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[gezegen]]></category>
		<category><![CDATA[Gökbey Uluç]]></category>
		<category><![CDATA[öz türkçe gezegen adları]]></category>
		<category><![CDATA[öztürkçe]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://turkcesivarken.com/?p=206</guid>
		<description><![CDATA[Vâr oluştan bu yana, tüm kişioğlunuñ (insanoğlunuñ) ilgisiñi çekmiştir gökyüzü. Eski kişiler de gökyüzünde erişilmez olan dahası kimi oğur (zaman) tapındıkları bu nesnelere adlar takmışlardır. Öyle ki, &#8220;güneş, ay, yıldız&#8221; gibi bir takım gök nesneleriniñ adları töz (temel) sözcükler olarak taplanır (kabūl edilir). Eski Türkler de öbür uluslar gibi gözle görülebilen gök nesneleriñi adlandırmıştır. Bu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Vâr oluştan bu yana, tüm kişioğlunuñ (insanoğlunuñ) ilgisiñi çekmiştir gökyüzü. Eski kişiler de gökyüzünde erişilmez olan dahası kimi oğur (zaman) tapındıkları bu nesnelere adlar takmışlardır. Öyle ki, &#8220;güneş, ay, yıldız&#8221; gibi bir takım gök nesneleriniñ adları töz (temel) sözcükler olarak taplanır (kabūl edilir).</p>
<p>Eski Türkler de öbür uluslar gibi gözle görülebilen gök nesneleriñi adlandırmıştır. Bu adlandırmada ilgimizi çeken &#8220;-dXz&#8221; ekiniñ kullanılıyor olmasıdır. Bu ek &#8220;parlaklık&#8221; durumuñu belirtir. Günümüzde yaşamakta olan &#8220;yıl<strong>dız</strong>, yal<strong>dız</strong>, gün<strong>düz</strong>&#8221; gibi sözcükler örnek verilebilir.</p>
<p><strong>Çolpan</strong> : Venüs gezegeniñ adıdır.<br />
<strong>Yertinç</strong> : Üzerinde yaşadığımız gezegeniñ adıdır. Dünya için bir de &#8220;ajun / acun&#8221; sözcüğü olduğu bilinmektedir. Ançıp &#8220;acun&#8221;, <em>Soğutça kökenli</em> bir sözcüktür.<br />
<strong>Bakırsokum</strong> : Mars gezegeniñ adıdır. Marsıñ kızıl görünümünden ötürü böyle adlandırılmıştır. Günümüzde de &#8220;Kızıl Gezegen&#8221; diye sıkça anılmaktadır.<br />
<strong>Erendiz</strong> : Jüpiter gezegeniñ adıdır.<br />
<strong>Sekendiz</strong> : Satürn gezegeniñ adıdır.</p>
<p>Sekiz gezegenden beşiniñ adınıñ Türkçe karşılığı olduğuñu bilmek güzel bir duygu. O günüñ koşullarına göre gördükleriñi adlandırmışlar. Bugün bilimsel verileriñ artması ile çıplak gözle görülemeyen gezegenleri dahası birçok gök nesnesiñi görebiliyoruz. Öyle ise yapmamız gereken bunları adlandırmaktır.</p>
<p><img class="alignnone size-full wp-image-208" title="oz-turkce_gezegenler" src="http://turkcesivarken.com/wp-content/uploads/2009/06/oz-turkce_gezegenler.jpg" alt="oz-turkce_gezegenler" width="522" height="202" /></p>
<p><span style="color: #333399;"><strong>Öneriler</strong></span><br />
Günümüzde geçerli olan gezegen adlandırmaları incelendiğinde çok ilginç bir neñ (şey) ortaya çıkıyor. Sanıldığı gibi âhım şâhım olmayan bu sözcükler, bilimsellikten öte bir dayatmadır. Kendi söylenbilimleriñi (mitolojileriñi) kullanarak oluşturmuşlar. &#8220;<em>Çiviyi çivi söker</em>&#8221; diyip, bu yolla bir iki öneri yapalım.</p>
<p><strong>Erdenay &gt; Merkür</strong><br />
Roma söylenbilimiñde çav (haber)  tañrısınıñ adı Merkür&#8217;dür. Yunan söylenbilimiñdeki Hermes ile eşdeğerdir. Bu öbür tañrılarıñ eñ hızlısı ulayı (ve) eñ kurnazıdır. Bilindiği üzre, bizde vâr oluştan beri tek Tañrı inançı olduğundan bu söylenbilimlere ayak uyduramayacağız. Ançıp (ama) bizim de tinlerimiz (ruhlarımız) vâr. &#8220;Kötülük tini, iyilik tini&#8221; gibi. Merkür için önerimiz; Erdenay&#8217;dır.<br />
Erdenay; Sibirya Türklerinde, Tañrı&#8217;nıñ kişilere bildirmek istedikleri iyi kararları ileten tindir; Cebrail gibi.</p>
<p><strong>Altayhan &gt; Uranüs</strong><br />
Yunan söylenbilimiñde tañrılarıñ atasıdır. Biz yiñe bir tin (ruh) önerisiñde bulunacağız. Altay dağlarınıñ çelebisi (efendisi) olan &#8220;Altayhan&#8221;. Altay dağlarınıñ doruğuñda (zirvesiñde) oturduğuna inanılan çok güçlü bir tin (ruh).</p>
<p><strong>Talayhan &gt; Neptün</strong><br />
Romalılarıñ deñiz tañrısıdır. Bizim de yiñe bu iş ile uğraşan bir tinimiz var; Talayhan.<br />
Talay, öz Türkçe okyanus demek.</p>
<p><strong><span style="color: #333399;">Sonuç olarak gezegen adlarımız;</span></strong><br />
<strong>Erdenay</strong> : Merkür<br />
<strong>Çolpan</strong> : Venüs<br />
<strong>Yertinç</strong> : Dünya<br />
<strong>Kızıldız</strong> : Mars<br />
<strong>Erendiz</strong> : Jüpiter<br />
<strong>Sekendiz</strong> : Satürn<br />
<strong>Altayhan</strong> : Uranüs<br />
<strong>Talayhan</strong> : Neptün</p>
<p><strong>Gökbey ULUÇ</strong><br />
<img class="alignnone" title="y-ulati_uluc.png" src="http://turkcesivarken.com/belgeler/y-ulati_uluc.png" alt="" width="146" height="15" /></p>
<p>___________________________________________________________________<br />
<strong>Kaynaklar :</strong><br />
<a href="http://turkcesivarken.com/yazismalik/index.php?topic=721.0" target="_blank">Gezegen adları denemeleri</a><br />
<a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Yunan_mitolojisi" target="_blank">Yunan söylenbilimi</a><br />
<a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Roma_mitolojisi" target="_blank">Roma söylenbilimi</a><br />
<a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Tengricilik" target="_blank">Tengricilik</a><br />
<a href="http://tdkterim.gov.tr/dlt/" target="_blank">Divân-ı Lügât&#8217;it Türk</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://turkcesivarken.com/oz-turkce-gezegen-adlari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>TDK&#8217;ye atılan iftiralar</title>
		<link>http://turkcesivarken.com/tdkya-atilan-iftiralar/</link>
		<comments>http://turkcesivarken.com/tdkya-atilan-iftiralar/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 18 Jun 2009 23:03:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Gökbey ULUÇ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[dil devrimi]]></category>
		<category><![CDATA[Gökbey Uluç]]></category>
		<category><![CDATA[iftira]]></category>
		<category><![CDATA[özleştirme]]></category>
		<category><![CDATA[TDK]]></category>
		<category><![CDATA[TDK'ye atılan iftiralar]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe özleştirmesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://turkcesivarken.com/?p=161</guid>
		<description><![CDATA[1970 yıllarda basın tarafından TDK&#8217;yi karalamak için gülünç türetimler yapılmıştır. Bu türetimlerin kimler tarafından yapıldığı bilinmiyor ancak, kamu içinde hızla yayılmış ulayı (ve) bunların gerçekten TDK tarafından türetildiği sanılmıştır, hatta sanılmaktadır. TDK&#8217;nıñ türettiği sanılan sözcükler; * Otobüs : Çok Getirgeçli götürgeç * Tren : Alttan ittirmeli üstten tüttürmeli çok oturgaçlı getirgeçli götürgeç * Yumurta : [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>1970 yıllarda basın tarafından TDK&#8217;yi karalamak için gülünç türetimler yapılmıştır. Bu türetimlerin kimler tarafından yapıldığı bilinmiyor ancak, kamu içinde hızla yayılmış ulayı (ve) bunların gerçekten TDK tarafından türetildiği sanılmıştır, hatta sanılmaktadır.</p>
<p><strong>TDK&#8217;nıñ türettiği sanılan sözcükler;</strong></p>
<p>* Otobüs : Çok Getirgeçli götürgeç<br />
* Tren : Alttan ittirmeli üstten tüttürmeli çok oturgaçlı getirgeçli götürgeç<br />
* Yumurta : Tavuksal fırtlangıç<br />
* İstiklâl Marşı : Ulusal düttürü<br />
* Hostes : Gök konutsal avrat<br />
* Uçak : Gökkonut<br />
* Restaurant : Sosyal Otlangaç<br />
* Fren : Durdurgaç<br />
* Fotoğraf makinesi : Şekil çeken<br />
* Minibüs: Kaptıkaçtı<br />
* Zil : Zırlangaç<br />
* Problem : Zorlangaç<br />
* Flüt : Öttürgeç<br />
* Ütü : Alttan püskürtmeli düzelteç<br />
* CD : Dönen Bilgi Tekeri<br />
* Gitar : Çok telli çalgaç</p>
<p><strong>Toplum üzerindeki etkileri</strong><br />
Bu sözcükler, kamu tarafından gülünç bulunup TDK&#8217;nıñ alay konusu olmasına neden olmasının dışında, dilimizdeki en güzel eklerden biri olan -geç,-gaç ekini de öldürmüştür. Bu iftiranın doğruluğuna inanlar, yapılan yeni türetimlere direnç gösterme eğiliminde olup bu sözcükleri neden olarak göstermektedirler.</p>
<p><strong>Gökbey ULUÇ</strong><br />
<img title="y-ulati_uluc.png" src="../belgeler/y-ulati_uluc.png" alt="" width="146" height="15" /></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://turkcesivarken.com/tdkya-atilan-iftiralar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Türetilen yeñi sözcükleri kullanmak</title>
		<link>http://turkcesivarken.com/turetilen-yeni-sozcukleri-kullanmak-olanakli-midir/</link>
		<comments>http://turkcesivarken.com/turetilen-yeni-sozcukleri-kullanmak-olanakli-midir/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 18 Jun 2009 13:26:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Gökbey ULUÇ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[dil devrimi]]></category>
		<category><![CDATA[Gökbey Uluç]]></category>
		<category><![CDATA[türetme]]></category>
		<category><![CDATA[yeni sözcük]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://turkcesivarken.com/?p=94</guid>
		<description><![CDATA[Türetilen yeñi sözcükleri kullanmak, yıllardır kullandığımız sözcükleri bir kıyıya bırakmak doğru mudur  dahası  olanaklı mıdır ? Olanaksız olması için bir neden yok. İlk başlarda yadırgamañız olağandır ancak üç beş kullanımdan soñra yıllardır kullanıyormuşsuñuz gibi alışacağımızdan kuşkum yok. Kimileri Türkçeleşmiş(!) sözcüklerin değişemeyeceğini söyler, bu yönde direterek konuşurlar. Bu kişiler &#8220;dil devrimi&#8220;nden çavsız (habersiz) mıdırlar, bilemem ancak [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Türetilen yeñi sözcükleri kullanmak, yıllardır kullandığımız sözcükleri bir kıyıya bırakmak doğru mudur  dahası  olanaklı mıdır ?</p>
<p>Olanaksız olması için bir neden yok. İlk başlarda yadırgamañız olağandır ancak üç beş kullanımdan soñra yıllardır kullanıyormuşsuñuz gibi alışacağımızdan kuşkum yok.</p>
<p>Kimileri <em>Türkçeleşmiş(!)</em> sözcüklerin değişemeyeceğini söyler, bu yönde direterek konuşurlar. Bu kişiler &#8220;<strong>dil devrimi</strong>&#8220;nden çavsız (<em>habersiz</em>) mıdırlar, bilemem ancak bize yağılık (<em>düşmanlık</em>) ettikleri kesindir.</p>
<p>Gerek iki yıl önce olsun gerek sekizyüz yıl önce olsun, dilimize haçan (<em>ne zaman</em>) girerse girsin tüm sözcükler ayıklanmalıdır. &#8220;<span style="text-decoration: underline;">Metamorfoz</span>&#8221; bizim için nasıl yad bir söz ise &#8220;<span style="text-decoration: underline;">merhaba</span>&#8221; da o kadar yaddır.</p>
<p>Ulu önder Atatürk&#8217;ün yarım kalan &#8220;dil devrimi&#8221; sonuca ulaştırılmalıdır. Buna karşı çıkanların Türklüğündeñ kuşku duyarım. Hañı ulustan olursa olsun (<em>İngiliz, Arap, Japon</em>&#8230;) öz değerlerini benimseyemeyen, dışlayan ya da öteki uluslardan alçak görenlerin kanı bozuktur. Bunlar farkında olmadan devşirme olmuşlardır. Onlar bunu taplamazlar (<em>kabul etmezler</em>) ancak ulusu için çalışanların da ayaklarını çelmesini iyi bilirler. Türkçe&#8217;niñ gücüne inanmayan, dil devrimine karşı çıkanlarıñ hamısı (<em>kamusu, hepisi</em>) benim gözümde birer <strong>devşirmedir</strong>. Bu üç, beş çapulcu karşı çıkıyor diye de dilimden cayamam, yeñi sözcükleri benimsemiyorlar diye ben de kullanmayı bırakamam&#8230;</p>
<p>Bunların yanısıra iyi niyetli kardaşlarımız da yeñi sözcükleri kullanmaya çalışıyorlar. Ne ki, <em>yalnızca kendi aralarında&#8230;<br />
</em><br />
Türkçe&#8217;yi umursamayanlarıñ yanlarıñda olduklarında, çekinip konuşmuyorlar. Benim yanımda &#8220;betiz&#8221; diyen öte yanda &#8220;resim&#8221; diyor. Alay edilmekten, anlaşılmamaktan çekiniyor olmalılar. Peki &#8220;öteki&#8221; dediklerim de böyle düşünüyorlar mı?</p>
<p>&#8220;<strong>Ruminantlarda oluşan mastitis ve abortus semptomlarının etiyolojisi&#8230;</strong>&#8221; diye yazıyor öğrence (<em>ders</em>) betiklerimizde&#8230; Öğrenci añlarmış, añlamazmış yazanıñ umurunda mıdır: Değildir! Çünkü bu yazım biçimi evrenselliktir; bilimiñ evrenselliğiymiş (!) Ancak orada şöyle yazsaydı olabilir miydi? :</p>
<p>&#8220;<strong>Gevişgetirenlerde oluşan meme yangısı ilen yavru atımı belirtilerinin etkeni&#8230;</strong>&#8221;</p>
<p>Böyle bir yazımda biliyurttakı (<em>üniversitedeki</em>) öğrenci de anlar ilkokula giden çocuk da&#8230; Sonuçta Iğdır&#8217; daki meme yangısının etkeni ile Aşkabat&#8217; taki inekte oluşan meme yangısının etkeni birebirdir. İşte bilimin evrenselliği budur.</p>
<p>Çekimser arkadaşlara önerim, yeñi sözcüklerin yaygınlaştırılması konusunda biraz yüzsüzlük yapmalarıdır. Tıpkı yad sözleri dilimize sokanlar gibi biz de öz Türkçe sözcükleri sokalım, diriltelim.</p>
<p>Genelağda &#8220;resim&#8221; yerine &#8220;imaj&#8221; dahası, doğrudan &#8220;image&#8221; diye yazanlar olduğunu görüyorum. Kim ne demiş bunların umurlarında mı? Hiç de değil, öyle ise onlar &#8220;imaj&#8221; dedikçe biz &#8220;betiz&#8221; diyeceğiz, onlar &#8220;kod&#8221; dedikçe biz &#8220;yiv&#8221; diyeceğiz, onlar PC dedikçe biz BS diyeceğiz&#8230;</p>
<p>Yeñi sözcüklerin tutmayacağına inananlar, yüreklenmek için <strong>Osmanlıca, Türkçe</strong> karşılaştırması yapmalılar. Nice Türkçeleşmiş &#8220;sanılan&#8221; sözcüğün istenildiğinde değişebileceğini kendiliklerinden görebilirler.</p>
<p><strong>müselles</strong> : üçgen<br />
<strong>tayyare</strong> : uçak<br />
<strong>nispet</strong> : oran<br />
<strong>şimal </strong>: kuzey<br />
<strong>Teşrini-evvel</strong> : Ekim<br />
<strong>asel</strong> : bal</p>
<p>Bunlar gibi binlerce sözcük dilden atılmıştır. &#8220;Harf&#8221; yerine &#8220;damga&#8221; denilemeyeceğini söyleyenlerin bir oğurlar &#8220;şimal&#8221; için &#8220;asel&#8221; için dediklerini unutmayalım.</p>
<p>Osmanlıca bir betin örneği vereyim. <em>Şeyhülislam Esad Efendi</em>&#8216;nin 1725-32 yılları arasında yazılan &#8220;<em>Lehcet-ül Lugat</em>&#8221; adlı sözlüğünün önsözü; 18. yüzyıl Osmanlıcası&#8217;nın bir örneği&#8230;</p>
<p><em>&#8220;Amed-i medid ve ahd-i ba&#8217;iddir ki daniş-gâh-ı istifadede nihade-i zanu-yı taleb etmekle arzu-yı kesb-i edeb kılıp gerçi irre-i ahen-i berd-i gûşiş-i bî-müzd zerre-i fulad-ı fu&#8217;ad-ı infihamı hıred edemeyip şecere bî-semere-i isti&#8217;daddan yek-bar-ı imkân intişar-ı nüşare-i asar-ı hayr-ül me&#8217;ad as&#8217;ab-ı min-hart-ül katad olup ancak piş-nigâh-ı ihvan ve hullanda hem-ayar-ı nühas-ı hassas olan hey&#8217;et-i danişveriyi zaharif-i tafazzul ile temviye ve tezyin edip bezm-gâh-ı sühan-gûyanda iksar-ı sersere ile ser-halka-i ihvab-ı hava-ayin olmuş idim.&#8221;</em></p>
<p>Dil devriminden önce de &#8220;aydın kesimi&#8221; bundan yalın konuşmuyordu. Ama bir de şimdiki yazı dilimize bir bakın; bakarkörlerden değilseniz ne denli büyük bir devrim olduğunu görürsünüz. Türetilen yeñi sözcüklerin tutunmasının ne denli olanaklı olduğunu biraz olsun görmüşsünüzdür umarım.</p>
<p>Ayrıca İsrailoğulları&#8217; nın ölü bir dil olan, yalnızca betiklerde geçen İbranice&#8217; yi dirilterek kullanıma soktuklarını görmenizi isterim.</p>
<p>Tek yapmamız gereken; bir uyutma kuramı olan Türkçeleşmiştir(!) savını bir kıyıya koyup yürekli davranmamızdır. Yalnızca dile girmekte olan sözcüklerle değil, dildeki tüm yad sözlerle savaşmalıyız.</p>
<p>Türkçeleşmiştir (!) savının özü &#8220;UYDURUK&#8217; TUR&#8221;, bu savın ardına sığınmak &#8220;KAYTARMACILIKTIR, UYUŞUKLUKTUR&#8221;.</p>
<p><strong>Gökbey ULUÇ</strong><br />
<img title="y-ulati_uluc.png" src="../belgeler/y-ulati_uluc.png" alt="" width="146" height="15" /></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://turkcesivarken.com/turetilen-yeni-sozcukleri-kullanmak-olanakli-midir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
