<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Türkçesi Varken &#187; dile duyarlılık</title>
	<atom:link href="http://turkcesivarken.com/damga/dile-duyarlilik/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://turkcesivarken.com</link>
	<description>Başka sese benzemez ananın sesi, ararsan vardır her sözün Türkçesi.</description>
	<lastBuildDate>Tue, 24 Jan 2012 22:14:47 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Azerbaycan&#8217;da Sessiz Dil Devrimi</title>
		<link>http://turkcesivarken.com/azerbaycanda-sessiz-dil-devrimi/</link>
		<comments>http://turkcesivarken.com/azerbaycanda-sessiz-dil-devrimi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 27 Feb 2010 16:27:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Gökbey ULUÇ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[altın çağ]]></category>
		<category><![CDATA[Ana Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[arı dil]]></category>
		<category><![CDATA[arındırma]]></category>
		<category><![CDATA[azerbaycan]]></category>
		<category><![CDATA[azerice]]></category>
		<category><![CDATA[dil bildirisi]]></category>
		<category><![CDATA[dil devrimi]]></category>
		<category><![CDATA[dil devrimi ve sonuçları]]></category>
		<category><![CDATA[dil yaratmak]]></category>
		<category><![CDATA[dile duyarlılık]]></category>
		<category><![CDATA[dili bozanlar]]></category>
		<category><![CDATA[dilimizi bozan emolar]]></category>
		<category><![CDATA[eski Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[Gökbey Uluç]]></category>
		<category><![CDATA[özleştirme]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[yeni sözcük]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://turkcesivarken.com/?p=999</guid>
		<description><![CDATA[Bakacak yayınlarınıñ Azerbaycan’da özgür olduğu dönemler, kimbilir kimseniñ ayrımında olmadan sessiz bir devrimi başlattı. Şuan için diyebilirim, tüm Azerbaycan toplumu İstanbul Türkçesini añlıyor. Genç kuşağın kimi öy kendi aralarında İstanbul ağzında konuştukları da oluyor, ne var ki yaşlılar añlamasına karşın, konuşamıyorlar, konuştuklarında da gülmeli oluyor. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye&#8217;deki dil devriminiñ ne güçlüklerle yaşandığını yaşlılarımız çok iyi biliyor. Biz ise onların bize añlattıklarını, yazıp-çizdiklerini okuyarak neler yaşandığını öğreniyoruz. Bugün çok sıradan bir biçimde kullandığımız sözcüklerle bile o dönemlerde nasıl alay edildiğini öğrenmek, çok şaşırtmıştı beni. Toplum ağızlarından yazı diline aktarılan <em>ödül, düş</em> gibi masum sözcüklere kara çalanların olduğunu bilmek üzücü olsa da, bugün için bize güç vermekte, ders olmaktadır.</p>
<p>Cumhuriyetin yeñi kurulduğu dönemlerdeki yazılarda geçen Türkçe sözcük oranı %35 iken, günümüzde %95&#8242;lere değin çıkmaktadır. Bu devrim, bitmiş değil; bugün için de tüm hızıyla sürmektedir. Sevindirici olan, yalnızca Türkiye sınırları içerisinde tıkanıp kalmamış, Azerbaycan&#8217;dan Tabgaçeli&#8217;ne değin uzanmasıdır. Özellikle Tabgaçeli&#8217;nde yaşayan Salar Türkleri bu konuya çok önem veriyorlar. Öz dilden olan sözcükleri, uyarlayarak yeñi oluşturdukları Lâtin tabanlı yazı dillerine aktarmaktadırlar. Öyle ki, üzerinde birçok tartışma yaptığımız -sAl ekine değin alıp, kullanıma sokmuşlar.</p>
<p>Bakacak yayınlarınıñ Azerbaycan&#8217;da özgür olduğu dönemler, kimbilir kimseniñ ayrımında olmadan sessiz bir devrimi başlattı. Şuan için diyebilirim, tüm Azerbaycan toplumu İstanbul Türkçesini añlıyor. Genç kuşağın kimi öy kendi aralarında İstanbul ağzında konuştukları da oluyor, ne var ki yaşlılar añlamasına karşın, konuşamıyorlar, konuştuklarında da gülmeli oluyor.</p>
<p>Bu durumun soñradan ayrımına varılmış olmalı&#8230; Türk dizileriniñ çevirisiz yayınlanmasına yasak getirildi. Ruslar kızmasın diye, yansız bir karar aldık diye Rusça yayınlara da aynı yasak uygulandı. Gerekçe olarak Türkiye Türkçesi yad dil olarak gösterildi ulayı Azerbaycan diline zarar verdiği söylendi. Bu durumu kimi yurttaşları da onayladı. Onlara göre bir ülkede başka bir ülkeniñ dili ile yayın yapılması uygun değildi. Evet, Türkiye Türkçesini yad dil olarak görenler de bulunmaktadır.</p>
<p>İnanılmaz ama Türk dizileriniñ büyük etkisi olduğunu Behram Caferoğlu şöyle söylüyor; &#8220;Öyle olmuştu ki, küçük çocuklar birbirlerine -nasılsın efendim- diye selam verip, İstanbul ağzında konuşuyorlardı.&#8221; Belgeselin birinde Türkçe kursuna gelen Kırgız öğrenciye &#8220;Neden Türkçe öğrenmek istiyorsunuz?&#8221; diye sorulduğunda şu yanıt alınmış idi; &#8220;Türk dizilerini daha iyi añlamak için&#8230;&#8221; Bir başkası ise; &#8220;Türkiye ürünleriniñ kullanım kılavuzlarını okuyabilmek için&#8230;&#8221;</p>
<p>Yasağa karşın diyebilirim, Azerbaycanda eñ yoksul uruğun bile evinde uydu alıcısı var artık. Böylelikle TÜRKSAT üzerinden Türkiye arklarına ulaşabilmektedirler. Toplumun gösterdiği bu ilgi, kendime adıma diyeyim beni çok onurlandırmaktadır.</p>
<p><a href="http://turkcesivarken.com/wp-content/uploads/2010/02/pedeqoji-universitesi.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-1053" title="pedeqoji-universitesi" src="http://turkcesivarken.com/wp-content/uploads/2010/02/pedeqoji-universitesi-300x224.jpg" alt="" width="300" height="224" /></a>Azerbaycanda iki türlü dil devrimi yaşanmaktadır. Biri devletce yürütülen öbürü de toplumca. Önce toplumca yürütülen devrimden söz edeyim; öz kökten olan, dil devriminde kullanıma sokulan azı ağızlardan alınıp yaygınlaştırılan sözcüklere yoğun ilgi var. Sözgelimi,<em> öğ-</em> kökünden olan <em>öğrenmek, öğrenci, öğretmen,</em> öğretim gibi sözcükler pek yeğlenir durumda. Kendi ağızlara göre uyarlayıp kullanıyorlar.<em> İmtihan</em> yerine <em>sınak</em> (sınav), <em>dost</em> yerine <em>arkadaş</em> diyenlerin sayısı azımsanmayacak denli yüksek. <em>Düşünce</em> sözcüğü <em>fikir</em>&#8216;in yerine geçip oturmuş bile; <em>fikirleşmek</em>ten çok <em>düşünmek</em> sözcüğü kullanımda. <em>Devamlı </em>yerine <em>sürekli</em> sözcüğünü kullanan çavlıklara demeli gazetelere denk gelinebilmektedir. Özetle toplumun büyük bir kısmında ana kökten gelen sözcükler kullanılmaya çalışılmaktadır.</p>
<p>Ne var, şöyle bir yanlışa düşüyorlar; <em>arkadaş</em> sözcüğünü,<em> okul</em> sözcüğünü olduğu gibi alıyorlar. Oysa okul yerine <em>oxul</em>, arkadaş yerine <em>arxadaş</em> demeleri gerekir. Kalın ünlülü sözcüklere /k/ sesi kesinlikle Azeri ağzında olmaz.</p>
<p>Dilde yalınlaşmayı isteyen yazarlar da bulunmaktadır. Özellikle Türkçü kesimin çıkarttığı dergi, çavlık gibi basın-yayın ürünlerinde ortak sözcüklere nasıl geçildiği gözle görülebilir. Bunuñ yanında bir örñek daha vereyim; <em>fren</em> yerine Azerbaycan ağızlarında yaşayan <em>dur</em> añlamındakı <em>eyle-</em> sözcüğünden yararlanarak <em>eyleç </em>sözü türetilmiş ulayı bugün tüm yurtta kullanılmaktadır.</p>
<p>Bunlar güzel gelişmeler ançıp devletce yürütülen <em>sessiz dil devrimi</em> sakıncalı boyutlarda ilerlemektedir. Ülke Rusça egemenliğinden soñra devletce İngilizce egemenliğine sürüklenmektedir. Tüm kamu kuruluşlarınıñ giriş kapılarınıñ yanlarına biri Azerbaycan Türkçesi öbürü İngilizce olmak üzere iki tabela asılmaktadır. Özel şirketler yapsa añlarım da kamu kurumlarındakı bu uygulamaya hiçbir biçimde añlam verememekteyim.</p>
<p><strong>Gökbey ULUÇ &#8211; Bakü</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://turkcesivarken.com/azerbaycanda-sessiz-dil-devrimi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yelveren&#8217;i bilmeyen yokmuş!</title>
		<link>http://turkcesivarken.com/yelvereni-bilmeyen-yokmus/</link>
		<comments>http://turkcesivarken.com/yelvereni-bilmeyen-yokmus/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 12 Jul 2009 01:54:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Gökbey ULUÇ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[alay edilen türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[dile duyarlılık]]></category>
		<category><![CDATA[garson]]></category>
		<category><![CDATA[Gökbey Uluç]]></category>
		<category><![CDATA[seçke]]></category>
		<category><![CDATA[yelveren]]></category>
		<category><![CDATA[yeni sözcük]]></category>
		<category><![CDATA[yeni sözcük kullanımı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://turkcesivarken.com/?p=515</guid>
		<description><![CDATA[Eski betikçileri (sahafları) dolaşırken, yaşlı bir amcanıñ baktığı satağa yâni dükkâna girdik. Amcamız, ne bilgisayar kullanıyor ne de bu tür bir aygıt. Sorduğumuz her betiği, önce düşünür, soñra "var" ya da "yok" diye yanıtlardı. Aytış koyulaşınca, içerisi epeyce ısınmaya başladı. Ben hemen araya girdim; "<strong>ya bi yelveren olsaydı keşke...</strong>" Amca, hiç duraksamadan, "<strong>yok be oğlum, hasta ediyor o</strong>" diye yanıtıñı verdi.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İstanbul Taksim&#8217;de, Oktay¹ ile birlikte oturmuş çaylarımızı yudumlarken, bir yandan da dil üzerine aytışıyorduk.</p>
<p>Neredeyse %100&#8242;e yakın arı bir dil ile konuşmamız sürerken, toplum içinde yeñi sözcükleriñ tutunması, verilen tepkiler, kişileriñ bakış açısı gibi konulara sıra geldiğinde, birkaç gün önce başımdan geçen bir olayı añlattım;</p>
<p><em>Anneannemgildeyken, oda epeyce sıcaklamıştı. O ânda, sanki 40 yıldır kullanımdaymış gibi, birden dilimden &#8220;<strong>yelveren</strong>&#8221; sözcüğü çıktı; &#8220;<strong>yelveren yoxtuu?</strong>&#8221; diye sordum. Anneannem, hiç duraksamadan, &#8220;<strong>bax, ordadı</strong>&#8221; diyerek yukarıdaki &#8220;<strong>vantilatörü</strong>&#8221; gösterdi. Biraz soñra içeriye dayım girince, &#8220;<strong>yelveren çalışmıır?</strong>&#8221; diye sordum. Dayım, &#8220;<strong>ne</strong>&#8221; deyince, &#8220;<strong>yelveren daa</strong>&#8221; diye yiñeledim, soñra &#8220;<strong>haa</strong>&#8221; diyerek çalıştığını söyledi.</em></p>
<p>&#8220;Yelveren&#8221; sözcüğü ile ergen yaştaki ulayı (ve) bir takım kişilerin, nasıl dalga geçtiğiñi biliyoruz. Ançıp bu kısa anı, Oktay&#8217;ıñ ilgisiñi çekmişti. &#8220;<em>Acabâ, eski topraklar, dile daha mı duyarlı?&#8221;</em> diye söylendik. Soñrasında &#8220;neden bunu denemiyoruz?&#8221; diye yola koyulduk.</p>
<p>Eski betikçileri (sahafları) dolaşırken, yaşlı bir amcanıñ baktığı satağa yâni dükkâna girdik. Amcamız, ne bilgisayar kullanıyor ne de bu tür bir aygıt. Sorduğumuz her betiği, önce düşünür, soñra &#8220;var&#8221; ya da &#8220;yok&#8221; diye yanıtlardı. Aytış koyulaşınca, içerisi epeyce ısınmaya başladı. Ben hemen araya girdim; &#8220;<strong>ya bi yelveren olsaydı keşke&#8230;</strong>&#8221; Amca, hiç duraksamadan, &#8220;<strong>yok be oğlum, hasta ediyor o</strong>&#8221; diye yanıtıñı verdi. Burada başka sözcük denememiz olmadı, Oktay da &#8220;Kumusî Türkî&#8221; betiğiñi aldı ulayı oradan çıktık.</p>
<p>Bir başka eski betikçiniñ yerine girdik. Burada &#8220;<strong>klima</strong>&#8221; vardı. İçeriniñ serinliği hoşumuza gidince, &#8220;<strong>ooo burada yelveren de varmış</strong>&#8221; diye söze başladık. Sonuçta klima ile vantilatörün ereği aynı. İkisi de yel verme işini yapıyor. Bu durumda ikisine de yelveren demekte sorun yok.</p>
<p>Buradan da çıkınca, yolda &#8220;<em>tümden öz Türkçe konuşalım</em>&#8221; diye karar kıldık. Başka bir satağa girince, &#8220;<em>Esenlikler</em>&#8221; diyerek söze başladık. &#8220;<em>Talat Tekin&#8217;iñ betikleri var mı?</em>&#8221; diye sorduğumda, karşı taraf, &#8220;<strong>betik</strong>&#8221; sözcüğünde takılınca, &#8220;<strong>kitap</strong>&#8221; diyerek yeñilemek durumunda kalıyordum. Soñrasında gittiğimiz sataklarda da betik sözcüğüñü baña yiñelettiler.</p>
<p>Birkaç gün soñra da Zafer² ağabey ulayı Oktay ile buluşup, öğle yemeği için bir aşeviñe  gittik. Garsona, &#8220;<strong>seçke yok mu?</strong>&#8221; diye sorduğumda, <strong>hiç duraksamadan</strong>; &#8220;<strong>işte burada</strong>&#8221; diyerek &#8220;<strong>menü</strong>&#8220;yü uzattı.</p>
<p>Günüñ soñunda şunlara ulaşmıştık;</p>
<ul>
<li>Kökleri herkesçe bilinen türetimler, ânında tutunabiliyor.</li>
<li>Eski dilden diriltme sözcükleriñ işi zor. Emek yoyulmadan tutunması olanaksız.</li>
<li>Eski topraklar, yeñi sözcükleriñ türetildiğiniñ ayırdın da bile değil. Bildiği sözcükler ile yapılan türetimleri ânında añlayıp, yanıt verebiliyor.</li>
<li>Sözcüklerle dalga geçen ergenleri ciddiye almamak gerekiyormuş.</li>
<li>Yelveren sözcüğünü bilmeyen yokmuş.</li>
<li> Seçke sözcüğünü bilen garsonlar da vârmış.</li>
</ul>
<p style="text-align: right;"><strong>Gökbey ULUÇ</strong><br />
<img title="y-ulati_uluc.png" src="../belgeler/y-ulati_uluc.png" alt="" width="146" height="15" /></p>
<p>___________________________</p>
<h5>[1] Oktay Doğangün &#8211; Doğabilimci</h5>
<h5>[2] Zafer Öztürk &#8211; Deñizci</h5>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://turkcesivarken.com/yelvereni-bilmeyen-yokmus/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

