<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Türkçesi Varken &#187; dil devrimi</title>
	<atom:link href="http://turkcesivarken.com/damga/dil-devrimi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://turkcesivarken.com</link>
	<description>Başka sese benzemez ananın sesi, ararsan vardır her sözün Türkçesi.</description>
	<lastBuildDate>Tue, 24 Jan 2012 22:14:47 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Yaygın Yanlışlar</title>
		<link>http://turkcesivarken.com/yaygin-yanlislar/</link>
		<comments>http://turkcesivarken.com/yaygin-yanlislar/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 09 Dec 2011 20:54:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Gökhan Çağlayan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[dil devrimi]]></category>
		<category><![CDATA[özleşme]]></category>
		<category><![CDATA[yanlış türetimler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://turkcesivarken.com/?p=1833</guid>
		<description><![CDATA[Yaygın yanlış*, Dil Derneğinin Türkçe Sözlük’ünde şöyle tanımlanmış: “genelleştiği için yanlışlığı, önemsenmeksizin kullanılagelen sözcük, deyim ya da terim”. (Başka sözlüklerdeyse buna benzer tanımlar, var.). Bu yazıda dilimizin “yad” öğelerindeki yaygın yanlışları, bir kıyıya bırakıp öz Türkçede yapılan kimi yaygın yanlışları, ele alacağım. Bunlar, alabildiğine çok olduğundan; yalnızca en yaygın yanlışlardan örnekler üstünde duracağım. Hele başlayayım: [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size: medium;">Yaygın yanlış*, Dil Derneğinin Türkçe Sözlük’ünde şöyle tanımlanmış: “genelleştiği için yanlışlığı, önemsenmeksizin kullanılagelen sözcük, deyim ya da terim”. (Başka sözlüklerdeyse buna benzer tanımlar, var.). Bu yazıda dilimizin “yad” öğelerindeki yaygın yanlışları, bir kıyıya bırakıp öz Türkçede yapılan kimi yaygın yanlışları, ele alacağım. Bunlar, alabildiğine çok olduğundan; yalnızca </span><span style="font-size: medium;"><em>en</em></span><span style="font-size: medium;"> yaygın yanlışlardan örnekler üstünde duracağım. Hele başlayayım:</span></p>
<p align="JUSTIFY"><span style="font-size: medium;">Yayım ile yayın sözcüklerinin karıştırıladurduğu, söylenir. Oysa başlangıçta böyle bir karıştırma, yapılıyorduysa da; şimdi yayım sözcüğü, </span><span style="font-size: medium;"><em>yok </em></span><span style="font-size: medium;">sayılıp onun yerine yayın, kullanılıyor. Bu durumda “yayımcı” *yayıncı; “yayımcılık” *yayıncılık; yayımlamaksa, *yayınlamak oluyor. Gelgelelim yayım, Os. </span><span style="font-size: medium;"><em>neşir </em></span><span style="font-size: medium;">sözcüğünün karşılığıdır; yayın(lar), Os. </span><span style="font-size: medium;"><em>neşriyat</em></span><span style="font-size: medium;">ı karşılar; yayımlamaksa, Os. </span><span style="font-size: medium;"><em>neşretmek </em></span><span style="font-size: medium;">sözlükbirimine karşılık gelir. Demek yayım sözcüğü ile türevlerini, yok saymak; birtakım anlam inceliklerini ya da ayırtıları, dile getirememeyle sonuçlanır. Nitekim olan, tüm budur. (Yazar-çizer takımının bile bu yanlışları, yapagitmesiyse, düşündürücü mü düşündürücü.). Konuyu, toparlayacak olursam; Türkçede yayım sözcüğü de, vardır; yayın sözcüğü de… İki öğeyi, karıştırmamak (örneğin “genel yayım yönetmeni” yerine genel yayın yönetmeni, dememek); dahası, yayım ile türevlerini, yok saymamak gerektir: Yayıncı, yayıncılık, yayınlamak yanlış; yayımcı, yayımcılık, yayımlamak doğrudur. Hepsi bu.</span></p>
<p align="JUSTIFY"><span style="font-size: medium;">Karşıtçı sözcüğü de, hepten yok sayılmakta. Onun yerine *karşıt, kullanılıyor. Karşıtçılık yerineyse *karşıtlık, deniyor. Ancak, karşıt, Os. </span><span style="font-size: medium;"><em>zıt </em></span><span style="font-size: medium;">sözcüğünün karşılığıdır; karşıtçıysa, Os. </span><span style="font-size: medium;"><em>aleyhtar</em></span><span style="font-size: medium;">ı, karşılar. Buna göre karşıtlık, Os. </span><span style="font-size: medium;"><em>zıddiyet</em></span><span style="font-size: medium;">; karşıtçılık, Os. </span><span style="font-size: medium;"><em>aleyhtarlık</em></span><span style="font-size: medium;"> anlamlarındadır. Bundan ötürü, örneğin, “Akın karşıtı, karadır.” denebilir de; “başakçacılık</span><sup><span style="font-size: medium;"><a name="sdfootnote2anc" href="#sdfootnote2sym"></a><sup>1</sup></span></sup><span style="font-size: medium;"> karşıtları” denemez. Doğru kullanım, başakçacılık karşıtçılarıdır. (Başakçacılık karşıtı=Toplumculuk. Başakçacılık karşıtçısı=Toplumcu.). Demek gene bir yoksayma ile ona bağlı olarak kimi anlamsal ayırtıların anlatılamaması, söz konusu. Bu tür örnekler, kolayca çoğaltılabilir.</span></p>
<p align="JUSTIFY"><span style="font-size: medium;">Bir de, </span><span style="font-size: medium;"><em>gereksiz</em></span><span style="font-size: medium;"> eklerle “biçimbozum”a uğratılan öz Türkçe sözcükler, var. Örneğin duyar, geçer, yeter sözcükleri yerine *duyarlı, *geçerli, *yeterli deniyor. Oysa – gene örneğin – “geçer belge” sözü, doğrudur; geçer</span><span style="font-size: medium;"><em>li </em></span><span style="font-size: medium;">belgeyse, yaygın yanlış. Kendisi, bir önad olan geçer sözcüğüne bir önad yapma ekinin ulanmasına hiçbir gerek, yok anlayacağınız. (Dili, doğru düzgün kullanmak istiyorsak; ekleri, yerli yerinde kullanmayı, öğrenmeliyiz.</span><sup><span style="font-size: medium;"><a name="sdfootnote3anc" href="#sdfootnote3sym"></a><sup>2</sup></span></sup><span style="font-size: medium;">)</span></p>
<p align="JUSTIFY"><span style="font-size: medium;">Ayrıca kimi öz Türkçe deyimler, yaygın bir biçimde </span><span style="font-size: medium;"><em>yanlış </em></span><span style="font-size: medium;">kullanılıyor. Örneğin “alıcı gözüyle bakmak” yerine “alıcı gözle bakmak” ile “ardı, arası kesilmemek” yerine “ardı, arkası kesilmemek” gibi. Buradaki yanlışlar, önemsiz görülebilse de; deyimlerin anlamlarını − bir ölçüde − değiştirmektedir. Buysa, iletişimsel sorunlara yol açabilir. </span></p>
<p align="JUSTIFY"><span style="font-size: medium;">Yaygın yanlışlar, öz Türkçe kişi adlarında dahi görülmektedir. Örneğin Kağan yerine *Kaan gibi. Oysa “kağan” sözcüğü, çok eski olup Göktürkçede “kagan” biçimindeydi. Buna karşın bugün ülkemizde *Kaan-adlı nice erkek, var. Gelin de yazıklanmayın! (Demek çocuklara öz Türkçe adlar koymak, yetmiyor; bu adları, </span><span style="font-size: medium;"><em>biçimsiz</em></span><span style="font-size: medium;">leştirmemek gerekiyor.)</span></p>
<p align="JUSTIFY"><span style="font-size: medium;">Yok sayılmasa da; karıştırılmış, şimdi bile karıştırılan öz Türkçe sözcükler de, var. Bunların en </span><span style="font-size: medium;"><em>çarpıcı</em></span><span style="font-size: medium;"> örneği, türe ile tüze sözcükleridir. Başlangıçta – Dil Devriminin ilk yıllarında – yayımlanmış özleştirme kılavuzlarında, Türkçe sözlüklerde türe, Os. </span><span style="font-size: medium;"><em>hukuk </em></span><span style="font-size: medium;">karşılığı olarak; tüzeyse, Os. </span><span style="font-size: medium;"><em>adalet</em></span><span style="font-size: medium;"> yerine önerilmişse de; sonradan – ne, olmuşsa olmuş! – türe, adalet; tüzeyse, hukuk anlamlarında kullanılmaya başlamıştır. Türe ile tüzenin “kökteş” sözcükler olduğu; söz konusu karışıklığa bunun yol açtığı, söylenebilirse de; yaygın yanlış, yaygın yanlıştır. Demek sözcükleri, özellikle öz Türkçe olanları, karıştırmamalı.</span></p>
<p align="JUSTIFY"><span style="font-size: medium;">Ya “ülkü” sözcüğü ile türevlerinin başlarına gelmişlere ne, buyrulur?! Ülkü, Osmanlıcadaki </span><span style="font-size: medium;"><em>ideal</em></span><span style="font-size: medium;"> ile </span><span style="font-size: medium;"><em>mefkûre</em></span><span style="font-size: medium;"> sözcüklerinin öpöz Türkçe karşılığıdır. Ülkücüyse, gerçekte </span><span style="font-size: medium;"><em>idealist</em></span><span style="font-size: medium;">,</span><span style="font-size: medium;">demektir; yoksa MHP’li anlamında değil. Buna benzer bir biçimde ülkücülük, </span><span style="font-size: medium;"><em>idealizm</em></span><sup><span style="font-size: medium;"><a name="sdfootnote4anc" href="#sdfootnote4sym"></a><sup>3</sup></span></sup><span style="font-size: medium;"> anlamına gelir; yoksa MHP yandaşlığı, demek sayılmaz. Ne ki, ülkemizdeki yurtyönetimi, “bilimsel” bir dayantıya otur(tul)madığından; anılmış öz Türkçe sözcükler, ilkin anlam daralmasına, sonra anlam kaymasına uğratılmış; böylece ülkü ile türevlerinin – gerçek anlamlarıyla – tutunması, yazık ki, engellenmiştir! Bununla birlikte, ülkü, ülkücü, ülkücülük ib., pırıl pırıl sözcükler olup tutundurulmayı, beklemekte. Doğallıkla </span><span style="font-size: medium;"><em>ideal</em></span><span style="font-size: medium;">, </span><span style="font-size: medium;"><em>idealist</em></span><span style="font-size: medium;">, </span><span style="font-size: medium;"><em>idealizm</em></span><span style="font-size: medium;"> ib. yerlerine…</span></p>
<p align="JUSTIFY"><span style="font-size: medium;">Burada sesletimsel yaygın yanlışlara değinmemde yarar, bulunuyor. Demek örneğin öz Türkçe “yarın” sözcüğü, çoğun *yârın ya da – daha kötüsü – *yârin biçiminde sesletiliyor. Bu yanlış konusunda Osmanlıcanın olumsuz etkisinin sözü, edilebilir. (Doğrusu, Osmanlıcanın “olumlu” etkisi, görülmemiştir!). Bununla birlikte, ölçünlü Türkey Türkçesinde uzun ünlü, öz Türkçe öğelerde var olmadığından; yarın sözcüğünün iki seslemindeki ünlüler, </span><span style="font-size: medium;"><em>kısa </em></span><span style="font-size: medium;">okunmalı. Güzelim yarını, yanlış sesletimle karartmamalı anlayacağınız.</span></p>
<p align="JUSTIFY"><span style="font-size: medium;">Yaygın sesletim yanlışlarına değinmişken; k’lerin “ka” diye okunmasına dokunmaksızın geçemeyeceğim. Gerçekten Türklerin çoğunluğu, k’leri, “ka” diye okuyaduruyor. Oysa Türk abecesindeki imcelerin okunuşları, Dil Devriminden de önce bir yasayla belirlenmişti: Bütün ünsüzler, sonlarına birer “e” getirilerek okunur. K/k’yse, “ayra” değildir; demek bu yasadan </span><span style="font-size: medium;"><em>bağışık</em></span><span style="font-size: medium;"> tutulamaz. (Kimi kez h’lerin “aş” ya da “ha”, r’lerin “er” diye; dahası, tüm imcelerin İngilizce uyarınca okunduğunun ayrımındayım. Gelgelelim onlar, şimdilik yaygın yanlışlar değil. [K’deki sorun, gene Osmanlıcadan ileri geliyor olabilir. Öyleyse, dilimizi, Osmanlıcanın bütün dokuncalı etkilerinden kurtarmamız gerek.])</span></p>
<p align="JUSTIFY"><span style="font-size: medium;">Doğallıkla yaygın yanlışlara karşı bunca çok söz söylemiş beni, “doğrucu Davut” olmayla suçlayacak okurlar, var olabilirler. Ancak, ben, yalnızca – genelde yaşamsal, özelde dilsel – doğruların ardındayım. Demek </span><span style="font-size: medium;"><em>aşırı</em></span><span style="font-size: medium;"> doğruculuk, gütmüyorum. Doğrusu, kendi yaşamımda, dilimde dahi kimi yanlışlar – ister istemez − bulunur. (Yeryüzünde yanlışsız kişi, yoktur.). Dayatmacı da sayılmam. Benimki, bir tür yol-göstericiliktir. Göz göre göre yanlış, yapmamak gerek; eşdeyişle yanlışçı olmamalı. Benim demek istediğim, bu. Bir yaygın yanlışlar yağızyerinde</span><sup><span style="font-size: medium;"><a name="sdfootnote5anc" href="#sdfootnote5sym"></a><sup>4</sup></span></sup><span style="font-size: medium;"> yaşayageldiğimiz, ortada. (Öyle ki, yaygın yanlışlar; sözlüklerde, yazım kılavuzlarında yer almıştır.). Gelin, bu yağızyerde yaşayagitmeyelim. Yaşam niteliğimizi, iyileştirmeyi diliyorsak; işe dilimizden başlamalıyız: Dil güzelleştikçe; yaşam güzelleşir. Bunun tersi de, doğrudur. Bu denemede öz-Türkçesel yaygın yanlışların bir bölümünü, ele aldım. Gerçekte dilimizdeki yad öğelerle ilgili yaygın yanlışlar, çok daha artıktır. Bundan ötürü, öz Türkçenin yanlış kullanıldığı, ileri sürülemez. (Yad sözcüklerle yanlış yapma olasılığının daha büyük olduğu, bilinen bir gerçektir.). Sorun, öz Türkçede değil; öz Türkçeyi, kullananlarda anlayacağınız. Gene de, doğru doğrudur; yanlışsa yanlış. Bence bir yanlış, ne denli yaygın olursa olsun onu, yapmaktan kaçınmak gerek. Doğrunun yanlış, yanlışın doğru sayıldığı bir ortamda yaşadığımızın bilincindeyim. Bu, bizi yıldırmak, bir yana; doğruculuğumuzu bilemeli. Yanlışlarla savaşım, yeryüzünde hiçbir doğrucu kalmayasıya sürmeli. Yanlışların egemenliğini, tanımak kolaydır; onlarla savaşmaksa, çetin. Sizi bilmem; ben, güç yolu, yeğlemekteyim. Güç, ancak doğru yolu…</span></p>
<p align="JUSTIFY">
<p>_______________________________</p>
<div id="sdfootnote1">
<p align="JUSTIFY"><a name="sdfootnote1sym" href="#sdfootnote1anc"></a>*<span style="font-size: medium;"> Yaygın yanlış teriminin Osmanlıca karşılığı olan </span><span style="font-size: medium;"><em>galatımeşhur</em></span><span style="font-size: medium;"> – sözcüğü sözcüğüne – “ünlü bozukluk/yanlış” anlamına gelirse de; yaygın yanlış, daha uygun bir söz sayılsa gerek.</span></p>
</div>
<div id="sdfootnote2">
<p><a name="sdfootnote2sym" href="#sdfootnote2anc"></a>1<span style="font-size: medium;"> Os. </span><span style="font-size: medium;"><em>kapitalizm</em></span><span style="font-size: medium;">.</span></p>
</div>
<div id="sdfootnote3">
<p align="JUSTIFY"><a name="sdfootnote3sym" href="#sdfootnote3anc"></a>2<span style="font-size: medium;"> Bu bağlamda örneğin “benimki”, “biri”, “kimi” yerlerine </span><span style="font-size: medium;"><em>benimkisi</em></span><span style="font-size: medium;">, </span><span style="font-size: medium;"><em>birisi</em></span><span style="font-size: medium;">, </span><span style="font-size: medium;"><em>kimisi</em></span><span style="font-size: medium;"> eyitmek de, yanlıştır. Dil, şakaya gelmez. Bundan dolayı, ona özen göstermemiz gerek. </span></p>
</div>
<div id="sdfootnote4">
<p><a name="sdfootnote4sym" href="#sdfootnote4anc"></a>3<span style="font-size: medium;"><em>İdealizm</em></span><span style="font-size: medium;">i, “düşüncecilik” de, karşılar.</span></p>
</div>
<div id="sdfootnote5">
<p><a name="sdfootnote5sym" href="#sdfootnote5anc"></a>4<span style="font-size: medium;"> Yağızyer: Os. </span><span style="font-size: medium;"><em>cehennem</em></span><span style="font-size: medium;">.</span></p>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://turkcesivarken.com/yaygin-yanlislar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Uydurmacılık Suçlaması</title>
		<link>http://turkcesivarken.com/uydurmacilik-suclamasi/</link>
		<comments>http://turkcesivarken.com/uydurmacilik-suclamasi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 10 Nov 2011 20:54:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Gökhan Çağlayan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[dil devrimi]]></category>
		<category><![CDATA[uydurmacılık]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://turkcesivarken.com/?p=1817</guid>
		<description><![CDATA[Güzel dil Türkçe bize. Başka dil gece bize Ziya Gökalp &#160; Uydurmacılık, öz-Türkçecilerin en çok karşılaştıkları suçlamadır. Bundan ötürü, bu yazı, bir “savunum” özeti sayılır. Demek burada bilimdışı uydurmacılık suçlamasını, kimi bilimsel kanıtlarla çürütmeye çalışacağım. İşe koyulayım: Bilindiği üzere Türk Dil Devrimi sırasında, sonrasında özleştirme çalışmaları, yapılırken; şu yöntemlere başvurulmuş; şimdi bile başvuruluyor, başvurulmalı: 1. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: right;">Güzel dil Türkçe bize.<br />
Başka dil gece bize</p>
<p style="text-align: right;">Ziya Gökalp</p>
<p>&nbsp;</p>
<p align="JUSTIFY"><span style="font-size: small;">Uydurmacılık, öz-Türkçecilerin en çok karşılaştıkları suçlamadır. Bundan ötürü, bu yazı, bir “savunum” özeti sayılır. Demek burada </span><span style="font-size: small;"><em>bilimdışı</em></span><span style="font-size: small;"> uydurmacılık suçlamasını, kimi bilimsel kanıtlarla çürütmeye çalışacağım. İşe koyulayım:</span></p>
<p align="JUSTIFY"><span style="font-size: small;">Bilindiği üzere Türk Dil Devrimi sırasında, sonrasında özleştirme çalışmaları, yapılırken; şu yöntemlere başvurulmuş; şimdi bile başvuruluyor, başvurulmalı: 1. Sözcük türetme (varolan köklerden, eklerden yararlanarak örnekseme yoluyla yeni sözcükler oluşturma;</span><sup><span style="font-size: small;"><a name="sdfootnote1anc" href="#sdfootnote1sym"></a><sup>1</sup></span></sup><span style="font-size: small;"> örneğin “sağlam” sözcüğü, örneksenerek yaratılmış “toplam” sözcüğü gibi). 2. Anadolu ağızlarının sözvarlığından yararlanma (ilboy dilinden sözcükler derleyip onları, genel dile sokma; örneğin Arapça </span><span style="font-size: small;"><em>mükâfat</em></span><span style="font-size: small;"> yerine önerilip tutundurulmuş “ödül” sözcüğü gibi). 3. Diriltmece (Türkçenin eski çağlarında kullanılmış olup çağdaş Türkey Türkçesinde ölü bulunan sözcükleri, diriltme; örneğin Ar. </span><span style="font-size: small;"><em>cevap</em></span><span style="font-size: small;"> yerine kullanılan “yanıt” sözcüğü gibi). 4. Başka Türk dillerinden, diyeleklerinden sözcükler alma; örneğin Kazan Türkçesinden (Tatarcadan) alınıp Ar. </span><span style="font-size: small;"><em>rey </em></span><span style="font-size: small;">yerine konmuş bulunan “oy” sözcüğü gibi.</span></p>
<p align="JUSTIFY"><span style="font-size: small;">Şimdi, bütün bu yöntemlerde uydurmacılıkla suçlanabilecek bir öğe, yok. Peki, uydurmacılık suçlaması, neden kaynaklanmakta? Hele düşüneyim: Karşıdevrimciler – demek Dil Devrimi karşıtçıları – yukarıda belirtilmiş özleştirme yöntemlerinden en çok sözcük türetmeyi, yermişlerdir. Öyleyse, sözcük türetme üstünde biraz durmalı: Demin anlattığım gibi sözcük türetmede, varolan – az ya da çok işlek – ekler, işletilerek yeni sözcükler, türetilir. Ayrıca, iki ya da daha çok sözlükbirimden yeni bir sözcük, ortaya getirmek, olanaklıdır. Gerçekte bu yöntem, Türkçenin başlangıcından beri uygulanmakta. Demek Dil Devrimine gelesiye Türkçenin sözvarlığındaki öz Türkçe sözcüklerin çoğu, şu ya da bu biçimde </span><span style="font-size: small;"><em>türetilmiş</em></span><span style="font-size: small;">ti. (Örneğin “başlık” ile “beşibiryerde” sözcükleri gibi.). Kolayca anlaşıldığı üzere dilin “doğal” bir yönelimi olan türetmeciliği, uydurmacılık olarak adlandırmak, uygun değildir. Bundan ötürü, öz-Türkçeciliği, uydurmacılık</span><sup><span style="font-size: small;"><a name="sdfootnote2anc" href="#sdfootnote2sym"></a><sup>2</sup></span></sup><span style="font-size: small;"> saymak, yakışık almaz.</span></p>
<p align="JUSTIFY"><span style="font-size: small;">Karşıdevrimcilerin – öteden beri − birtakım “takınaklar”ı, vardır. -sal/-sel ekiyse, bunlardan biri. Söz konusu ek, Dil Devriminden önce yalnızca “kumsal” ile “uysal” örneklerinde yaşıyorken; Dil Devrimiyle bu eke çok geniş bir kullanım alanı, açılmış; demek <em>işlerlik</em>, kazandırılmıştır. Öyleyse, karşıdevrimci topluluğun işlek-olmayan eklerin işletilmesine karşı çıktığı, söylenebilir. Ancak, niçin?.. Öyle ya, öz Türkçe eklerin işletilmesinde ne sakınca, bulunuyor? Dahası, bütün türetilmiş sözcükleri, uydurma diye niteleyivermek, yanlış kaçmaz mı? Oysa, dilin özleştirilmesine hepten karşı olununca; bu yöneltideki tüm çabaları, etkinlikleri, uydurmacılık olarak damgalamak, kaçınılmazdır.</span></p>
<p align="JUSTIFY"><span style="font-size: small;">Kimileyin karşıdevrimci sayılamayacak kişilerce birtakım yeni sözcüklerin <em>gerçekten</em> uydurma olduğu, ileri sürülür. Örneğin “simge” sözcüğü gibi. Ne ki, bu sözcüğün bile Anadolu’da (Adana ağzında) “im” anlamına gelen bir kökü, vardır: sim. Demek burada dahi uydurmalık, söz konusu değil. Kaldı ki, bu tür sözcükler, azraktır. Koskoca Dil Devrimi, sayılı sözcük yüzünden karalanamaz.</span></p>
<p align="JUSTIFY"><span style="font-size: small;">Türk özleştirmeciliğinde</span><sup><span style="font-size: small;"><a name="sdfootnote3anc" href="#sdfootnote3sym"></a><sup>3</sup></span></sup><span style="font-size: small;"> uydurmacılık olarak görülebilecek bir edime bugüne değin düşgelinmemiş midir? Benim usuma – bu konuyla ilgili olarak – salt bir örnek, geldi: Dilbilimcilerimizden Özcan Başkan, Dilde Yaratıcılık-adlı yapıtının özdeş-adlı yazısında Belçikalı özdekbilimci Van Helmont’un eski Yunanca-kökenli “kaos” sözcüğünü, biraz değiştirerek “gaz” sözcüğünü, </span><span style="font-size: small;"><em>hiç yoktan</em></span><span style="font-size: small;"> yarattığını; bugün İngilizcede bu </span><span style="font-size: small;"><em>uydurma</em></span><span style="font-size: small;"> kökten türemiş 30 denli çok terimin kullanıldığını, söylemiş. Başkan’a göre Türkçede bunculayın ekler, dahası kökler, yaratarak yeni sözcükler, elde etmek, olanaklı. Örneğin -bef, -biy, -büç gibi yeni ekler, oluşturulabilir. Üstelik “yök” kökü, yaratılarak – yökçü, yökteş, yökkeç, yöklenti, yöklence, yökelge, yökümtırak, yökümsü, yökülesi, yökgiller, yöküştay gibi – bir dizi sözcük, üretilebilir. Böylece “Türkçenin gizilgüç olarak saklı duran sözcük yaratma düzeneği, devinime geçirilerek” dilimizin daha çok varsıllaşması, sağlanacaktır. Kuşkusuz, yazarın bu önerisi, aradan geçmiş nice yıla karşın yaşama geçiril(ebil)miş değil. Demek – şimdilik – kimsenin ek ile/ya da kök yarattığı, yok.</span><sup><span style="font-size: small;"><a name="sdfootnote4anc" href="#sdfootnote4sym"></a><sup>4</sup></span></sup><span style="font-size: small;"> Eşdeyişle özleştirmecilikte gene yukarıda anılmış dört yöntem, uygulanıyor. Doğrusu, ek ile/ya da kök yaratma, en son başvurulması, gereken umardır. Daha öbür yöntemler, </span><span style="font-size: small;"><em>büsbütün</em></span><span style="font-size: small;"> tüketilmedi anlayacağınız. Bir dilbilimcinin uygulama alanına konmamış önerisinden dolayı özleştirmeciliği, uydurmacılıkla özdeşleştirmeyse, “sağlıklı” bir yaklaşım olmasa gerek.</span></p>
<p align="JUSTIFY"><span style="font-size: small;">İşin ilginç yanı, öz-Türkçecileri, uydurmacılıkla suçlayagelen karşıdevrimcilerin kendileri, uydurmacılığın en iyi örneklerini, sergilemişlerdir. Örneğin – şimdi bile öz-Türkçecilere kara çalmak üzere gündeme getirilen − kimi sözcükler, karşıdevrimcilerce <em>basbayağı</em> uydurulmuştur. (Yazdırgaç [sözümona “kalem” anlamında] ile yazgaç [sözümona “defter” karşılığında] gibi. Örnekler, çoğaltılabilir.). Doğallıkla hiçbir özleştirmen, böyle sözcükleri, önermemiştir. Ancak, karşıdevrimcilerin yaymacalarında bu tür sözde karşılıklar, sık sık kullanılıyor. Birtakım bilgisiz, bilinçsiz kimselerin söz konusu yaymacaya aldanmasıysa, düşündürücü, üzücü.</span></p>
<p align="JUSTIFY"><span style="font-size: small;">Uzun sözün kısası, öz-Türkçecilere yönelik uydurmacalık suçlaması, <em>dayanaksız</em>dır. Bununla birlikte, o, Dil Devriminin başlangıcından beri gündemde. Nitekim bu suçlamaya uğramamış bir özleştirmen, yoktur. Oysa, bugün karşıdevrimciler, Dil Devriminin uydurma (!?) ürünlerini, bolca kullanmaktan kendilerini, alıkoyamıyorlar. Demek Dil Devrimi, bu denli “başarılı” olmuştur. Kuşkusuz özleştirmecilik gütmeyi, sürdürmek gerek. Buysa, uydurmacılık gibi boş suçlamalara kulak asmayıp doğru bilinen yolda ilerlemekle olanaklı. Şunu, hep anımsamalı: Suçlamak, kolay; anlamak, güçtür. Yapıcı olmaksa, hepten çetin. Ne diyeyim!: Karşıdevrimciler dahi – bir gün – “dil gerçeği”ni, kavrarlar umarım. Bu arada biz öz-Türkçeciler, kendi çığırımızda yürüyegidelim. <em>Gerçek</em> aydınlık, bunu, gerektirir de ondan…</span></p>
<p align="JUSTIFY">__________________________________</p>
<div id="sdfootnote1">
<p align="JUSTIFY"><a name="sdfootnote1sym" href="#sdfootnote1anc"></a>1<span style="font-size: x-small;">Sözcük türetme, bileştirme yoluyla da olanaklıdır. Örneğin “bilgisayar” sözcüğünde olduğu gibi.</span></p>
</div>
<div id="sdfootnote2">
<p align="JUSTIFY"><a name="sdfootnote2sym" href="#sdfootnote2anc"></a>2<span style="font-size: x-small;">Karşıdevrimciler, “uydurmak” eyleminin “imge gücünden yararlanarak gerçekdışı bir nen, söylemek” anlamından yararlanageliyor; daha doğrusu, bu anlamı, kötüye kullanagidiyorlar. Böylece öz-Türkçeciler – sözümona – birer </span><span style="font-size: x-small;"><em>yalancı </em></span><span style="font-size: x-small;">oluyorlar!</span></p>
</div>
<div id="sdfootnote3">
<p align="JUSTIFY"><a name="sdfootnote3sym" href="#sdfootnote3anc"></a>3<span style="font-size: x-small;">Gene karşıdevrimciler ile onların ekmeklerine yağ sürenler, </span><span style="font-size: x-small;"><em>özleştirmecilik </em></span><span style="font-size: x-small;">yerine Osmanlıca “tasfiyecilik” sözcüğünü, kullanırlar. Buradaysa “tasfiye” sözcüğünün “kaldırma, kapatma, yok etme” gibi olumsuz anlamlarından çağrışımsal olarak yararlanma, söz konusu: Sanki özleştirmenler, Türkçeyi, kaldırmaya ya da yok etmeye çalışaduruyorlar!</span></p>
</div>
<div id="sdfootnote4">
<p align="JUSTIFY"><a name="sdfootnote4sym" href="#sdfootnote4anc"></a>4<span style="font-size: x-small;">Gerçekte bir dildeki bütün kök sözcüklerin </span><span style="font-size: x-small;"><em>uydurma</em></span><span style="font-size: x-small;"> olduğu, söylenebilir. Örneğin öz Türkçe “taş” sözcüğünün kökeni olarak “dış” sözcüğü, gösterilmektedir. Peki, dış sözcüğünün kökeni, nedir? Ya da özdeş nesneye İngilizcede niçin “stone” denmiştir? (</span><span style="font-size: x-small;"><em>Stone</em></span><span style="font-size: x-small;"> sözcüğünün kökeni olaraksa eski İngilizce “stãn” sözcüğü, gösterilir. Peki, </span><span style="font-size: x-small;"><em>stãn</em></span><span style="font-size: x-small;"> sözcüğünün kökeni, nedir?). Besbelli dilbilimdeki “gösterenlerin nedensizliği ilkesi”ni, onamak gerekiyor. Yoksa, işin içinden çıkılası değil. </span></p>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://turkcesivarken.com/uydurmacilik-suclamasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Türk Dil Devrimi &#8211; 2</title>
		<link>http://turkcesivarken.com/turk-dil-devrimi-2/</link>
		<comments>http://turkcesivarken.com/turk-dil-devrimi-2/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 15 Oct 2011 21:55:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Batur ALPTÜRK</dc:creator>
				<category><![CDATA[Üyelerimizden]]></category>
		<category><![CDATA[dil devrimi]]></category>
		<category><![CDATA[özleştirme]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://turkcesivarken.com/?p=1600</guid>
		<description><![CDATA[Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti’nin çalışmalarının ardından sıra dil meselesine gelmişti. Mustafa Kemal’in bu konuyu sürekli düşündüğünü şu sözlerinden anlıyoruz: “Daha çocukken dersler, kitaplar arasında yuvarlanırken, hissederdim ki, bu dilin bir şeye ihtiyacı var. O ihtiyacın ne olduğunu, nasıl elde edileceğini bilmezdim. Fakat mutlaka bir şey lazım olduğunu duyardım.” “Eğer ben size bu meseleyi ancak son [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti’nin çalışmalarının ardından sıra dil meselesine gelmişti. <strong>Mustafa Kemal’in </strong>bu konuyu sürekli düşündüğünü şu sözlerinden anlıyoruz:</p>
<p><em>“Daha çocukken dersler, kitaplar arasında yuvarlanırken, hissederdim ki, bu dilin bir şeye ihtiyacı var. O ihtiyacın ne olduğunu, nasıl elde edileceğini bilmezdim. Fakat mutlaka bir şey lazım olduğunu duyardım.”</em></p>
<p><em>“Eğer ben size bu meseleyi ancak son senelerde düşündüm dersem, inanmayınız. Ben tâ çocukluğumdan beri bu davayı düşünmüş bir adamım.”</em></p>
<p>15 Eylül 1928 günü Sinop’ta halka yeni harflerle ilgili ders verirken yapıtığı konuşmada şöyle demişti:</p>
<p><em>“&#8230;Türk dili güzeldir, zengindir. Onun bu güzelliğini, zenginliğini ortaya koymamız lazımdır. Fakat, dilde tasfiyeciliğe, yapaylığa da kaçmak istemem. Ne Türk Derneği’nin tasfiyeciliğini ne de Sebilürreşat’ın Osmanlıcılığını asla kabul edemem. (Süer Eker-Çağdaş Türk Dili, 3.baskı, s.595)”</em></p>
<p><strong>Sadri Maksudi</strong>’nin “Türk Dili İçin” adlı eserinin başına ‘2 Eylül 1930’ tarihinde şunları yazdı:</p>
<p><em>“Millî his ve dil arasındaki bağ çok kuvvetlidir. Dilin millî ve zengin olması millî hissin inkişafında başlıca müessirdir. Türk dili dillerin en zenginlerindendir; yeter ki bu dil şuurla işlensin. Ülkesinin yüksek istiklalini korumasını bilen Türk milleti, dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır.”</em></p>
<p>Eylül 1930 tarihinde:</p>
<p><em>“Türk dili zengin, geniş bir dildir, her mefhumu ifadeye kabiliyeti vardır. Yalnız onun bütün varlıklarını aramak, bulmak, toplamak, onlar üzerinde işlemek lazımdır. Türk Milleti&#8217;ni ve Türk Dili&#8217;ni medeniyet tarihinin ve kültür dillerinin dışında görmenin ne yaman bir yanlış olduğunu bütün dünyaya göstereceğiz.”</em></p>
<p>Aynı dönemde bir başka sözünde:</p>
<p><em>“Öyle istiyorum ki, Türk dili bilim yöntemleriyle kurallarını ortaya koysun ve her dalda yazı yazanlar bütün terimleriyle çoğunluğun anlayabileceği güzel, ahenkli dilimizi kullansınlar.”</em></p>
<p>17 Şubat 1931 tarihindeki Adana seyahatinde:</p>
<p><em>““Türk demek dil demektir. Milliyetin çok bariz vasıflarından birisi dildir. Türk milletindenim diyen insanlar her şeyden evvel ve mutlaka Türkçe konuşmalıdır. Türkçe konuşmayan bir insan Türk harsına, camiasına mensubiyetini iddia ederse buna inanmak doğru olmaz.”</em></p>
<p>Bütün bu sözler <strong>“Dil Devrimi”</strong>nin habercisi idi. Nitekim, 12 Temmuz 1932 tarihinde Türk Dili Tetkik Cemiyeti’nin (bugünkü adıyla ‘Türk Dil Kurumu’) kurulmasıyla dil işlerindeki çalışmalar hız kazandı. 1932-1938 yılları arasındaki dönemi üçe ayırmak daha sistemli bir çözümleme için daha doğru olacaktır. Safhaların değişmesinde Türk Dil Kurultayları etkili olmuştur denebilir. Onlar şöyle:</p>
<p>Birinci Türk Dili Kurultayı (26 Eylül-5 Ekim 1932)<br />
İkinci Türk Dili Kurultayı (18 Ağustos-23 Ağustos 1934)<br />
Üçüncü Türk Dili Kurultayı (24 Ağustos-31 Ağustos 1936)</p>
<p>Birinci safha, Türkçeleştirme akımının aşırı boyutlarıyla denendiği evredir. Amaç, Türk dilinde bir tek yabancı asıllı sözcük bulundurmamaktı:</p>
<p><em>“Türk vatanını yabancı çizmelerden beraberce kurtardık, fakat asıl kurtuluş millî benliğimizdir. Siz bana seslendiğimiz temiz Türkçe ile birbirimizi anlayarak konuşmak ihtiyacındayız. Topraklarımızı yabancı çizmelerden nasıl kurtarmışsak benliğimizi saran zehirli yılanlar gibi mikrop olan yabancı kelimelerden kurtarmak bizim için yeni bir kurtuluş savaşı olacaktır. (A. Muhtar Kumral’ın anılarından)”</em></p>
<p><strong>Ruşen Eşref Ünaydın</strong>’ın ‘Türk Dili Tetkik Cemiyeti Kurulduğundan İlk Kurultaya Kadar Hatıralar’ında da Mustafa Kemal şöyle konuşmuştur:</p>
<p><em>“En iyi müdafaa usulü taarruzdur. Şu hâlde dl alanında türemiş yabancılıklara saldıralım; ağacı bir defa silkeleyelim: Görelim hangi çürükler düşecek; kalan sağlamlar bakalım ne kadardır? Dökülmeyenler, özleri ve arınmışları bulununcaya kadar biraz daha işe yarayabilir; geçici olarak!&#8230;”</em></p>
<p>Bu katı tutumla çalışmalara başlanmıştır. Ve bu çalışmalara bütün devlet teşkilatının katkı sağlaması yolunda ‘1 Kasım 1932’ günü meclis kürsüsünden çağrıda bulunmuştur:</p>
<p><em>“Türk dilinin, kendi benliğine, aslındaki güzellik ve zenginliğe kavuşması için, bütün devlet teşkilatımızın dikkatli, alakalı olmasını isteriz.”</em></p>
<p>Türk dilinin işlenip özgürlüğüne kavuşturulmasıyla en ileri sayılan medeniyetler arasında yer bulunacağı ülküsüyle çalışmalar yürütülüyordu. Atatürk’ün TDK için hedefi şunlardı:</p>
<p><em>“1-   Türk Dili’nin sadeleştirilmesi halkın konuşma dili ile yazı dili arasında bir birlik ve âhenk kurulması, konuşma, edebiyat ve ilim dilimizin kesin kurallar ile tespit edilerek tarihî metinlerden ve yaşayan halk lehçelerinden taramalar, derlemeler yapılarak bir kelime ve terim hazinesi vücuda getirilmesi,<br />
2- Tarihî araştırmalarda belge değeri olan  ölü veya eski dillerin, metotlu bir şekilde incelenmesi ve karşılaştırmalar yapılması”</em></p>
<p>O devreyi bir miktar <strong>Falih Rıfkı Atay’dan </strong>dinleyelim:</p>
<p><em>“Birinci Dil Kurultayı’nda ‘Türk Dili Tetkik Encümeni’ kurulmuştu. Samih Rifat reis idi. Ruşen Eşref ve Celal Sahir’den başka üyeleri zorlamacı ve özleştirmeci takımdan idiler.<br />
Atatürk denemeye karar vermişti.<br />
Sözüme dikkat ediniz. Atatürk, bir büyük Türk’tür. O kadar büyük bir stratejidir. Halk ağzından taranan kelimelerin, sadece görünürde ve sayı bakımından zenginliği ile öz ve ileri bir Türkçe davası üzerine o kadar merakını uyandırmışlardı ki, bu deneme değerdi. Atatürk ise denemeden ürkmeyen, onun bütün risklerini kabul eden bir lider idi. Öz bir dil denemesinde son neticeleri alıncaya kadar bu teze inanmış ve bağlanmış tesiri verecek, en acayip kelimeleri bizzat kendisi Meclis kürsüsünde kullanmaktan çekinmeyecekti.”</em></p>
<p>1 Kasım 1934’te şöyle diyordu <strong>Atatürk</strong>:</p>
<p><em>“Kültür işlerimiz üzerine ulusça gönüllerimizin titrediğini bilirsiniz. Bu işlerin başında da Türk tarihini doğru temeller üzerine kurmak; öz Türk diline, değeri olan genişliği vermek için candan çalışmakta olduğunu söylemeliyim. Bu çalışmaların göz kamaştırıcı verimlere erişeceğine şimdiden inanabilirsiniz.”</em></p>
<p>Hemen kapsamlı bir derleme-tarama çalışmasına girişildi. Sonunda fişler derlenerek 1934 senesinde ‘Tarama Dergisi’ yayımlandı. Bu sözcüklerin halka tanıtılması için, Atatürk üslup sahibi yazarlardan gazetelerde bu kelimelerle yazılar kaleme almasını istedi. <strong>Falih Rıfkı Atay </strong>da bunlardan birisiydi:</p>
<p><em>“Kendini seven başyazarlardan öz Türkçe yazmalarını istedi. Ben gazetesinin başyazarı idim. Yunus Nadi’nin kolayını bulmuş olduğunu öğrenmiştim. Bildiği gibi yazar, içeri gönderir, Tarama Dergisi’nden öz Türkçe’ye çevirtirmiş. Tabii ertesi gün kendi yazdığını kendi de anlamazdı. Ben, ki pek çabuk yazarım, dörtte bir yazı çıkarıncaya kadar evdeki yemek masasının etrafında dört dönerdim.”</em></p>
<p>Bir gün <strong>Atatürk</strong>’ün sofrasında bir olay cereyan etti. <strong>Falih Rıfkı Atay’dan</strong>:</p>
<p><em>“Bu dar özleştirme sıkıntıları içinde, bir gün, arkadaşlarından birine bir nutuk söylettiğini hatırlıyorum. Hiçbir yabancı kelime kullanmayacaktı. Ayağa kalktı, nutuk bir kekelemeden ibaretti. Kendisine dedim ki:<br />
- Sanki İç Asya’dan gelen biri size derdini anlatmaya çalışıyor. Ama derdi nedir, galiba hiçbirimiz öğrenemedik.<br />
Güldü.<br />
Sonra yalnız olduğumuz bir gün:<br />
- Çocuğum beni dinle. Türkçe’nin hiçbir yabancı kelimeye ihtiyacı olmadığını söyleyenlerin iddiasını tecrübe ettik. Dili bir çıkmaza saplamışızdır. Dili bu çıkmazda bırakırlar mı? Bırakmazlar.. Biz de çıkmazdan kurtarma şerefini başkalarına bırakamayız.”</em></p>
<p><strong>İsmail Habip Sevük</strong> ve arkadaşlarına:</p>
<p><em>“Bu dil işi bu tutumla sökmeyecek. Ben öldükten sonra döneceklerine ben kendim dönerim”</em></p>
<p>Bu söz bir dönüm noktasıydı. İkinci Dil Kurultayı’ndan sonra tasfiyeciliğe fren vurmaya başlayacaktı Atatürk. Atatürk’ün o eski üslubu da değişmeye başlayacaktı. Bu bakımdan 3 Eylül 1934 tarihinde İsveç Veliahdı Prens Güstav Adolf şerefine Çankaya Köşkü’nde irat edilen sözler yerinde bir örnek:</p>
<p><em>“Altes Ruayâl,<br />
Bu gece, yüce konuklarımıza, Türkiye’ye uğur getirdiklerini söylerken duyduğum, tükel özgü bir kıvançtır. Burada kaldığınız uzca, sizi sarmaktan hiç durmayacak ılık sevgi içinde, bu yurtta, yurdunuz için beslenmiş duyguların bir yankısını bulacaksınız.<br />
İsveç-Türk uluslarının kazanmış oldukları utkuların silinmez damgalarını tarih taşımaktadır. Süerdemliği, önü, bu iki ulus, ünlü sanlı sözlerinin derinliğinde sonsuz tutmaktadır.<br />
Ancak, daha başka bir alanda da onlar erdemlerini, o denli yaltırıklı yöntemle göstermişlerdir. Bu yolda kazandıkları utkular, gerçekten daha az özence değer değildir.<br />
Avrupa’nın iki bitim ucunda yerlerini berkiten uluslarımız, ataç özlüklerinin tüm ıssıları olarak baysak, önürme, uygunluk kıldacıları olmuş bulunuyorlar; onlar bugün en güzel utkuyu kazanmaya anıklanıyorlar; baysal utkusu.<br />
Altes Ruayâl,<br />
Yetmiş beşinci doğum yılında oğuz babanız, bütün acunda saygılı bir sevginin söyüncü ile çevrelendi. Genlik, baysal içinde erk sürmenin gücü işte bundadır.<br />
Ünlü babanız, yüksek Kralınız Beşinci Güstav’ın gönenci için en ıssı dileklerimi sunarken, Altes Ruvayâl, sizin Altes Ruvayâl, Prenses Louise, sevimli kızınız Altes Prenses İngrid’in esenliğine, tüzün İsveç Ulusunun gönencine içiyorum.”<br />
</em></p>
<p>Yahut 26 Eylül 1934 günü <strong>Dil Bayramı</strong> dolayısıyla verdiği kutlama demeci:</p>
<p><em>“Dil Bayramı’ndan ötürü Türk Dili Araştırma Kurumu Genel Özeği’nden, ulusal kurumlardan, türlü orunlardan birçok kutunbilikler aldım. Gösterilen güzel duygulardan kıvanç duydum. Ben de kamuyu kutlarım.”</em></p>
<p>Ama bu safha yavaş yavaş kapanıyordu.<strong> Ahmet Cevat Emre</strong> anılarında şöyle der:</p>
<p><em>“Bu uydurma dil bir müddet yazılarda tecrübe edildi, hatta böyle konuşanlar bile oldu. Rahmetli Kâzım Dirik bu dili çatır çatır konuşurdu. Bir akşam sofrada böyle konuşmuştu. Gazi yüzüne bakmış, gülümsemiş, ‘birbirimizi anlamaz olduk’ buyurmuştu.<br />
O geceden itibaren özleştirmecilik, Gazi için, iflas etmişti. Fakat geri dönmek de çok güçleşmişti.”</em></p>
<p>Bir sonraki yazımda Türk Dil Devrimi&#8217;nin normalleşme döneminin üzerinde duracağım.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p style="text-align: right;"><strong>Batur ALPTÜRK</strong></p>
<p style="text-align: right;">baturalpturk[kıvrım]hotmail[nokta]com</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://turkcesivarken.com/turk-dil-devrimi-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Öztürkçe Konuşun Démiyoruz ki!</title>
		<link>http://turkcesivarken.com/ozturkce-konusun-demiyoruz-ki/</link>
		<comments>http://turkcesivarken.com/ozturkce-konusun-demiyoruz-ki/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 27 Aug 2011 17:07:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Gökbey ULUÇ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[dil devrimi]]></category>
		<category><![CDATA[kasıntı türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[özleşrime]]></category>
		<category><![CDATA[özleştiriciler]]></category>
		<category><![CDATA[öztürkçe]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://turkcesivarken.com/?p=1544</guid>
		<description><![CDATA[Türkçesi Varken Akımında, altın kayığımız ile ilerliyoruz. Akıntıda oluşan dalgalar kayığımızı sallamasa, daha da iyi olurdu ancak esen yél, yüzümüzü okşayıp géçince tüm kaygımızı da sıyırıp alıyor. Kötü olan ise, kayıktan düşenleriñ olması! Türkçesi Varken diyerek kasıldığımızı, yapay olduğumuz düşünüp, suya atlayanlarımız da yok déğil. Yok, yok! Kayığımıza soñradan girenlerden söz édiyoruz. Akıntıda çırpınıyorlardı, ellerinden [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Türkçesi Varken Akımı</strong>nda, altın kayığımız ile ilerliyoruz. Akıntıda oluşan dalgalar kayığımızı sallamasa, daha da iyi olurdu ancak esen yél, yüzümüzü okşayıp géçince tüm kaygımızı da sıyırıp alıyor. Kötü olan ise, kayıktan düşenleriñ olması!</p>
<p><strong>Türkçesi Varken</strong> diyerek kasıldığımızı, yapay olduğumuz düşünüp, suya atlayanlarımız da yok déğil. Yok, yok! Kayığımıza soñradan girenlerden söz édiyoruz. Akıntıda çırpınıyorlardı, ellerinden tutup kayığa çekmiştik. Kimisi dédi ki; <em>Benimle dalga géçiyorlar</em>, kimisi de dédi ki; <em>Ne zamandır bu kayıktayım da, yok yani, hiç olmuyor artık. Çok bayıyor. Kasmaya gerek yok. &#8216;Search etmek&#8217; demek olmaz ama gidip hiç kullanmadığım halde öztürkçe kelimeler kasacak halim yok. Allah aşkına, sizler evde kaç kez &#8216;betik&#8217; kelimesini duydunuz? Ööh! Bu edinilmiş Türkçe değil. Zorlama.</em></p>
<p>Kayıktan atlayan güzel kardeşim!</p>
<p>Oturağıñ yérinde duruyor. Onu seniñ için temizliyoruz. Dalgalarla gelen su, seniñ yérinde birikse de, aramıza yéñiden döneceğin için kurulamaktan géri kalmıyoruz. Dinle! Bak yıllar önce <strong>Falih Rıfkı Atay</strong> neler démiş;</p>
<blockquote><p>Özleştirmeciler her zaman, her yerde uygularlar mı bunu? Nerede! <strong>Kadar</strong> derler <strong>değin</strong> yazarlar. <strong>Bir defa</strong> derler <strong>bir kez</strong> yazarlar. <strong>Tabiî</strong> der <strong>doğal</strong> yazarlar. Konuşurken, üniverisiteler <strong>muhtar</strong> olmalıdır derler de iş yazmaya gelince muhtarı da muhtariyeti de kapı dışarı edip <strong>özerk</strong> derler. Öyle ise bu kişilerde samimiyet diye birşey aramak koca bir yalandır.</p></blockquote>
<p>Oysa bugün böyle mi? <strong>Doğal</strong> sözcüğünü yadırgayan gördün mü? <strong>Özerk</strong> sözcüğünüñ dillerde sakız olduğunu söylesem, şaşırmazsıñ bile. Bu sözleri yazan kişi, bugün seniñle dalga géçenlerle aynı ruh halini yaşadı. Alıştığını bir kıyıya atmak istemedi. Sigara bağımlısı olan biriniñ elinden sigarasını alırsan, o sana kötü sözler dér. Sen onlarıñ yad sözcüğünü alınca, sana bu yüzden kötü davrandılar.</p>
<p>Göñlü kırılan arkadaşlar!</p>
<p>Sizlere Öztürkçe konuşun démedik ki! Özleşme yazıda başlar. Yazılarınızı özleştiriñ, diliniziñ özleşmesini zamana bırakıñ. Bir süre soñra göreceksiniz ki, ayrımında bile olmadan o sözcüğü kullanıyorsuñuz. Eñ önemlisiyse konuştuğuñuz kişiniñ bu sözcüğü yadırgamayacak oluşudur. Yol, yordam budur. Böyle yapmadığıñız için vücuda giren virüse benzediñiz. Vücuduñ savunma düzeneğiniñ sizi sindirmemesi sıradışı olurdu. Sizi sindirenleriñ sözleri <strong>A. Fenik, F. Baysal, E. Bayrakdaroğlu</strong> gibi kişilerinkine mi benziyordu?</p>
<blockquote><p>Türkçemizin güzel âhengini, ceviz çuvalı boşaltırken çıkan takur tukur seslere boğmakta, meselâ o cânım <strong>rüyâ</strong>yı çüşten farkı olmayan <strong>düş</strong>, <strong>hâtıra</strong>yı <strong>anı</strong> kılığına sokmakta midesi bulanmış insan ağzından çıkar gibi bir sesle söylenen <strong>ödül</strong> kelimesi de dâhil bir dil çorbası oluşturmaktadırlar. Oysa bizim alışkın olduğumuz kelimeler velevki yabancı bir dilden aktarılmış bile olsalar bu garçlı gırçlı lâflara hem zevk hem âhenk bakımından yüz defa müreccahtır.</p></blockquote>
<p>Sindiricileriñ sözüne gücenen kayıktaş!</p>
<p>Eski Türkçeden gelen <strong>düş</strong> sözcüğüne yapılan aşağılamaya gücenmediñ de, anadiliniñ sözcüğüne mi küstüñ? Yörelerimizde anamızıñ, babamızıñ kullandığı <strong>ödül</strong> sözcüğünü yazı diline aktaranlara sövenleriñ yanında mı durursuñ?</p>
<div style="text-align: center;">***</div>
<p>Güneş kollarımızı yaksa da, inceden esen yélle birleşince tatlı bir sıcaklık uyandırıyor derimizde. Kayık da küçük gelmeye başladı. İlk karada değiştirmek, gemi almak gerek oldu artık. Altın bir kayık karşılığında büyük bir gemi alacağımıza kuşkum yok. Eñ azından gümüş bir gemi ile değiştokuş édebiliriz.</p>
<p><em><span style="text-decoration: underline;">dipçe:</span><br />
Özleştirmeye dil uzatanlarıñ sözlerini şuradan aldım:<br />
Tahsin Yücel, Dil Devrimi ve Sonuçları, Bétler: 36,48,64,70,149</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://turkcesivarken.com/ozturkce-konusun-demiyoruz-ki/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Geliyom, Gidiyom Demek Dili Bozar mı?</title>
		<link>http://turkcesivarken.com/geliyom-gidiyom-demek-dili-bozar-mi/</link>
		<comments>http://turkcesivarken.com/geliyom-gidiyom-demek-dili-bozar-mi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 01 Mar 2010 19:48:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Gökbey ULUÇ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[azerice]]></category>
		<category><![CDATA[bozulan türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[dil devrimi]]></category>
		<category><![CDATA[dilbilim]]></category>
		<category><![CDATA[gelişen dil]]></category>
		<category><![CDATA[geliyom]]></category>
		<category><![CDATA[gidiyom]]></category>
		<category><![CDATA[Gökbey Uluç]]></category>
		<category><![CDATA[istanbul türkçesi]]></category>
		<category><![CDATA[lehçeler]]></category>
		<category><![CDATA[ortak ağız]]></category>
		<category><![CDATA[ortak türk dili]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://turkcesivarken.com/?p=907</guid>
		<description><![CDATA[Türkçe&#8217;yi savunanlar arasında şöyle bir yanılgınıñ olduğuna denk gelmek olanaklıdır; İstanbul ağzı dışındakı tüm ağızlar yanılgılıdır, bozuntudur. O ağızlarda konuşmak dile zarar vermeniñ yanında çok da gülünçtür. Bilinmelidir; dil devriminde ortak ağız olarak İstanbul&#8217;unku seçildi. Nedeni çok sıradan; bilgin kimseler İstanbul&#8217;daydılar. Ankara yeñi baş-il olmuştu, bildiğiniz köy idi. Özünde ana ağız olarak Ankara&#8217;nıñ alınması gerekirdi, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Türkçe&#8217;yi savunanlar arasında şöyle bir yanılgınıñ olduğuna denk gelmek olanaklıdır; <em>İstanbul ağzı dışındakı tüm ağızlar yanılgılıdır, bozuntudur. O ağızlarda konuşmak dile zarar vermeniñ yanında çok da gülünçtür.</em></p>
<p>Bilinmelidir; dil devriminde ortak ağız olarak İstanbul&#8217;unku seçildi. Nedeni çok sıradan; bilgin kimseler İstanbul&#8217;daydılar. Ankara yeñi baş-il olmuştu, bildiğiniz köy idi. Özünde ana ağız olarak Ankara&#8217;nıñ alınması gerekirdi, sonuçta baş il idi. Bugün Yörüklerin ağzı ile konuşuyor, yalnızca onlarıñ dilinde kalmış geñizcil n sesini de âbecemizde yaşatıyor olacaktık.</p>
<p>Dile duyarlı biriniñ yanıñda <strong>geliyom, gidiyon</strong> dediğinde demeli Yörük ağzında konuşmaya çalıştığında hemen sert çıkar; <strong>Ne biçim konuşma, dilin içine ediyorsun!</strong><em> </em>diye uyarı verir. Iğdır ağzında yaptığım konuşmalardan söz etmek bile istemiyorum, karşı tarafın alaycı devinmeleri ile sözleri gerçekten üzücü boyutta. Öyle bir durum olmuş ki artık Iğdır dışında sürekli kendimi kasarak İstanbul ağzıyla konuşmaya, sözümona <em>kırıtmaya</em>[1] çalışıyorum.</p>
<p>Şimdiki öy eki <strong>-yor</strong>&#8216;un kökenini bilsek, bunlar olmayacak azı daha seyrek olacak. Söz başındakı <strong>t &gt; d</strong> dönüşümleri Türkçeniñ bir kuralıdır. Bu yüzden Irk Bitig&#8217;iñ 24. ırkında geçen <strong>tileyür</strong> sözcüğü bugün kullandığımız <strong>diliyor</strong> sözcüğü ile birdir. Tıpkı <em>temür &gt; demir, tıl &gt; til &gt; dil</em> sözcüklerinde olduğu gibi&#8230;</p>
<p>Eski dilde vâr olan bu <strong>-yür</strong> ekiniñ kökeni <strong>yörü-</strong> den gelir. Orkun yazıtlarından da bildiğimiz gibi /ü/ ile /ö/ sesleri ayırt edilemiyordu. Batı illerimizde ulayı Özbeklerde buna benzeyen bir kullanım bulunmaktadır; <em>gelip turıng</em>. <strong>Dur</strong> sözcüğünüñ eskin biçimi olan <strong>tur-</strong> söz konusudur burada&#8230; Oğuz dillerinde <strong>yörür</strong> önceleri ayrı denirmiş, soñraları kökleşmiş, her bir ağızda türlü biçimleri bitmiş. Örñeğin <em>Kafkas Türkçesinde</em>[2] şöyle bir değişim süreci izlemiş;</p>
<p><em>gele yörür &gt; geleyör &gt; geleyür &gt; geliyir &gt; gelir</em></p>
<p>Bir süre soñra <strong>yörür</strong> sözcüğü ekleşiyor ulayı kısalmaya uğruyor. Önceleri <strong>-ür</strong> kısmını yitiriyor, ardından <strong>-yör</strong> de kalan ünlü /ö/ sesi Oğuz dillerinde bir bir değişiyor. Anadoluda kalınlaşıp<strong> -yor</strong> olurken, Türkmenlerde <strong>-yAr</strong> oluyor. Gagavuzlarda /y/ sesi de düşerek <strong>-Ar</strong> biçimini alıyor. Eñ düzgünü Kafkaslarda yaşanıyor, her ünlü için bir biçimi oluşuyor; <strong>-Xr, -yXr</strong> gibi olağan derecede güzel yeñi bir ek olmuş oluyor. Yeri gelmiş iken demeden geçmeyeyim; ortak bir Türk dili oluşturulacaksa şimdiki öy eki olarak Kafkaflarınkınıñ alınmasını isterim, bu yönde çıkış ederim.</p>
<p>Soñ yıllarda <strong>geliyo, gidiyo</strong> gibi kullanımların arttığını, gençler arasındakı yazışmaların dışına çıktığını biliyoruz. Yazın diline geçeceğine kuşku yok, şimdilik reklamlarda, ürün uramlarında demeli sloganlarında görüyoruz. Buna sorun gözüyle değil de gelişim gözüyle bakıyorum. Söz soñuñdakı /r/ düşümü dilde sürekli yaşanmaktadır. Azericede <strong>-dXr</strong> ekiniñ geldiği tüm sözcükler <strong>-dX</strong> biçiminde bitirilir. Ne var, yazı dilinde böyle yazmak yañlış sayılmaktadır. Gagavuz Türkçesiniñ iki kolundan biri olan güney kolunda <strong>geliyi, gideyi</strong> gibi konuşulmaktadır. İlginizi çekti mi? <strong>Geliyir, gideyir</strong> sözcükleriniñ /r/ &#8216;siz biçimi bunlar. Demeli söz sonundakı /r/ düşüyor tıpkı <strong>geliyo, gidiyo</strong> gibi.</p>
<p><em><strong>Yörü-</strong> sözcüğü nasıl olur da ek olur?</em> Gibi bir düşünce oluşabilir usuñuzda; bunuñ beñzer örñekleri günümüzde yaşanmaktadır. Bu bir gelişim olduğundan, yaşanmaması ne kötü olurdu. <strong>Bilim</strong> sözcüğünü ele aladım. Bu yeñi bir kavram, daha bir yüzyıl bile olmadı oluşalı ançıp bugün için ekleşme sürecinde de görmekteyiz kendisini&#8230; Kimse <strong>gök bilimi</strong> demez <strong>gökbilim</strong> der, <strong>añlam bilimi </strong>demez <strong>añlambilim</strong>, <strong>dil bilimi </strong>değil <strong>dilbilim</strong> der; hatta <strong>dilbilimsel </strong>gibi bir sözcüğü betiklerinde kullananları da görmekteyiz. Bu, gün gibi aydın görünen bir olaydır; <strong>-bilim</strong> artık ekleşmiş bir sözcüktür. Kim bilebilir, ileride <strong>-im</strong> kısmı düşüp yalnızca <strong>-bil</strong> olarak kalmasın! Dilbil, añlambil, gökbil&#8230;</p>
<p>Göñül isterdi; <strong>yörü-</strong> sözcüğü Kafkaslarda olduğu gibi olsaydı tüm lehçelerde, ne uyumlu olurdu. Ançıp Anadoluda kalınlaşmış <strong>-yor</strong> biçimini almış. Bu dil ölü olmadığı için sürekli kendine geliştirmek istediğinden durmamış, kısalmayı sürdürmüş. <strong>Gidiyorum</strong> diyenlere <strong>nere gidiyon</strong> demiş. <strong>Nereye varıyorsun</strong> olmuş <strong>havaryon</strong>: <em>hara (nere) varıyorsun (varyon)</em></p>
<p>Bunlar dilin gelişimidir, bu nedenle her bir ağızda konuşulan bildik, arı Türkçedir. Yörükleriñ ağzı ortak ağız seçilseydi, kimbilir İstanbul ağzını eleştirenlere yazıyor olacaktım. Kuşkum yok; İstanbul ağzına da diyeceklerdi <strong>çox uzadıyon sözü&#8230;</strong></p>
<p><strong>Gökbey ULUÇ</strong></p>
<p><strong></strong>____________<br />
[1] Iğdır&#8217;da İstanbul ağzı ile konuşmaya çalışanlara söylenen söz, damga.<br />
[2] Azerbaycan, İran ulayı Ardahan, Iğdır, Kars gibi yerleşim bölgelerinde konuşulan Türk diline verdiğim geñel ad.<strong><br />
</strong></p>
<div id="_mcePaste" style="overflow: hidden; position: absolute; left: -10000px; top: 627px; width: 1px; height: 1px;">cimbomlu_redkid@hotmail.com</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://turkcesivarken.com/geliyom-gidiyom-demek-dili-bozar-mi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Azerbaycan&#8217;da Sessiz Dil Devrimi</title>
		<link>http://turkcesivarken.com/azerbaycanda-sessiz-dil-devrimi/</link>
		<comments>http://turkcesivarken.com/azerbaycanda-sessiz-dil-devrimi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 27 Feb 2010 16:27:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Gökbey ULUÇ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[altın çağ]]></category>
		<category><![CDATA[Ana Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[arı dil]]></category>
		<category><![CDATA[arındırma]]></category>
		<category><![CDATA[azerbaycan]]></category>
		<category><![CDATA[azerice]]></category>
		<category><![CDATA[dil bildirisi]]></category>
		<category><![CDATA[dil devrimi]]></category>
		<category><![CDATA[dil devrimi ve sonuçları]]></category>
		<category><![CDATA[dil yaratmak]]></category>
		<category><![CDATA[dile duyarlılık]]></category>
		<category><![CDATA[dili bozanlar]]></category>
		<category><![CDATA[dilimizi bozan emolar]]></category>
		<category><![CDATA[eski Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[Gökbey Uluç]]></category>
		<category><![CDATA[özleştirme]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[yeni sözcük]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://turkcesivarken.com/?p=999</guid>
		<description><![CDATA[Bakacak yayınlarınıñ Azerbaycan’da özgür olduğu dönemler, kimbilir kimseniñ ayrımında olmadan sessiz bir devrimi başlattı. Şuan için diyebilirim, tüm Azerbaycan toplumu İstanbul Türkçesini añlıyor. Genç kuşağın kimi öy kendi aralarında İstanbul ağzında konuştukları da oluyor, ne var ki yaşlılar añlamasına karşın, konuşamıyorlar, konuştuklarında da gülmeli oluyor. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye&#8217;deki dil devriminiñ ne güçlüklerle yaşandığını yaşlılarımız çok iyi biliyor. Biz ise onların bize añlattıklarını, yazıp-çizdiklerini okuyarak neler yaşandığını öğreniyoruz. Bugün çok sıradan bir biçimde kullandığımız sözcüklerle bile o dönemlerde nasıl alay edildiğini öğrenmek, çok şaşırtmıştı beni. Toplum ağızlarından yazı diline aktarılan <em>ödül, düş</em> gibi masum sözcüklere kara çalanların olduğunu bilmek üzücü olsa da, bugün için bize güç vermekte, ders olmaktadır.</p>
<p>Cumhuriyetin yeñi kurulduğu dönemlerdeki yazılarda geçen Türkçe sözcük oranı %35 iken, günümüzde %95&#8242;lere değin çıkmaktadır. Bu devrim, bitmiş değil; bugün için de tüm hızıyla sürmektedir. Sevindirici olan, yalnızca Türkiye sınırları içerisinde tıkanıp kalmamış, Azerbaycan&#8217;dan Tabgaçeli&#8217;ne değin uzanmasıdır. Özellikle Tabgaçeli&#8217;nde yaşayan Salar Türkleri bu konuya çok önem veriyorlar. Öz dilden olan sözcükleri, uyarlayarak yeñi oluşturdukları Lâtin tabanlı yazı dillerine aktarmaktadırlar. Öyle ki, üzerinde birçok tartışma yaptığımız -sAl ekine değin alıp, kullanıma sokmuşlar.</p>
<p>Bakacak yayınlarınıñ Azerbaycan&#8217;da özgür olduğu dönemler, kimbilir kimseniñ ayrımında olmadan sessiz bir devrimi başlattı. Şuan için diyebilirim, tüm Azerbaycan toplumu İstanbul Türkçesini añlıyor. Genç kuşağın kimi öy kendi aralarında İstanbul ağzında konuştukları da oluyor, ne var ki yaşlılar añlamasına karşın, konuşamıyorlar, konuştuklarında da gülmeli oluyor.</p>
<p>Bu durumun soñradan ayrımına varılmış olmalı&#8230; Türk dizileriniñ çevirisiz yayınlanmasına yasak getirildi. Ruslar kızmasın diye, yansız bir karar aldık diye Rusça yayınlara da aynı yasak uygulandı. Gerekçe olarak Türkiye Türkçesi yad dil olarak gösterildi ulayı Azerbaycan diline zarar verdiği söylendi. Bu durumu kimi yurttaşları da onayladı. Onlara göre bir ülkede başka bir ülkeniñ dili ile yayın yapılması uygun değildi. Evet, Türkiye Türkçesini yad dil olarak görenler de bulunmaktadır.</p>
<p>İnanılmaz ama Türk dizileriniñ büyük etkisi olduğunu Behram Caferoğlu şöyle söylüyor; &#8220;Öyle olmuştu ki, küçük çocuklar birbirlerine -nasılsın efendim- diye selam verip, İstanbul ağzında konuşuyorlardı.&#8221; Belgeselin birinde Türkçe kursuna gelen Kırgız öğrenciye &#8220;Neden Türkçe öğrenmek istiyorsunuz?&#8221; diye sorulduğunda şu yanıt alınmış idi; &#8220;Türk dizilerini daha iyi añlamak için&#8230;&#8221; Bir başkası ise; &#8220;Türkiye ürünleriniñ kullanım kılavuzlarını okuyabilmek için&#8230;&#8221;</p>
<p>Yasağa karşın diyebilirim, Azerbaycanda eñ yoksul uruğun bile evinde uydu alıcısı var artık. Böylelikle TÜRKSAT üzerinden Türkiye arklarına ulaşabilmektedirler. Toplumun gösterdiği bu ilgi, kendime adıma diyeyim beni çok onurlandırmaktadır.</p>
<p><a href="http://turkcesivarken.com/wp-content/uploads/2010/02/pedeqoji-universitesi.jpg"><img class="alignright size-medium wp-image-1053" title="pedeqoji-universitesi" src="http://turkcesivarken.com/wp-content/uploads/2010/02/pedeqoji-universitesi-300x224.jpg" alt="" width="300" height="224" /></a>Azerbaycanda iki türlü dil devrimi yaşanmaktadır. Biri devletce yürütülen öbürü de toplumca. Önce toplumca yürütülen devrimden söz edeyim; öz kökten olan, dil devriminde kullanıma sokulan azı ağızlardan alınıp yaygınlaştırılan sözcüklere yoğun ilgi var. Sözgelimi,<em> öğ-</em> kökünden olan <em>öğrenmek, öğrenci, öğretmen,</em> öğretim gibi sözcükler pek yeğlenir durumda. Kendi ağızlara göre uyarlayıp kullanıyorlar.<em> İmtihan</em> yerine <em>sınak</em> (sınav), <em>dost</em> yerine <em>arkadaş</em> diyenlerin sayısı azımsanmayacak denli yüksek. <em>Düşünce</em> sözcüğü <em>fikir</em>&#8216;in yerine geçip oturmuş bile; <em>fikirleşmek</em>ten çok <em>düşünmek</em> sözcüğü kullanımda. <em>Devamlı </em>yerine <em>sürekli</em> sözcüğünü kullanan çavlıklara demeli gazetelere denk gelinebilmektedir. Özetle toplumun büyük bir kısmında ana kökten gelen sözcükler kullanılmaya çalışılmaktadır.</p>
<p>Ne var, şöyle bir yanlışa düşüyorlar; <em>arkadaş</em> sözcüğünü,<em> okul</em> sözcüğünü olduğu gibi alıyorlar. Oysa okul yerine <em>oxul</em>, arkadaş yerine <em>arxadaş</em> demeleri gerekir. Kalın ünlülü sözcüklere /k/ sesi kesinlikle Azeri ağzında olmaz.</p>
<p>Dilde yalınlaşmayı isteyen yazarlar da bulunmaktadır. Özellikle Türkçü kesimin çıkarttığı dergi, çavlık gibi basın-yayın ürünlerinde ortak sözcüklere nasıl geçildiği gözle görülebilir. Bunuñ yanında bir örñek daha vereyim; <em>fren</em> yerine Azerbaycan ağızlarında yaşayan <em>dur</em> añlamındakı <em>eyle-</em> sözcüğünden yararlanarak <em>eyleç </em>sözü türetilmiş ulayı bugün tüm yurtta kullanılmaktadır.</p>
<p>Bunlar güzel gelişmeler ançıp devletce yürütülen <em>sessiz dil devrimi</em> sakıncalı boyutlarda ilerlemektedir. Ülke Rusça egemenliğinden soñra devletce İngilizce egemenliğine sürüklenmektedir. Tüm kamu kuruluşlarınıñ giriş kapılarınıñ yanlarına biri Azerbaycan Türkçesi öbürü İngilizce olmak üzere iki tabela asılmaktadır. Özel şirketler yapsa añlarım da kamu kurumlarındakı bu uygulamaya hiçbir biçimde añlam verememekteyim.</p>
<p><strong>Gökbey ULUÇ &#8211; Bakü</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://turkcesivarken.com/azerbaycanda-sessiz-dil-devrimi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yeŋi Türkçe Dedikleri</title>
		<link>http://turkcesivarken.com/yeni-turkce-dedikleri/</link>
		<comments>http://turkcesivarken.com/yeni-turkce-dedikleri/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 14 Aug 2009 02:05:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Oktay DOĞANGÜN</dc:creator>
				<category><![CDATA[Çavlar (Haberler)]]></category>
		<category><![CDATA[derleme sözlüğü]]></category>
		<category><![CDATA[dil devrimi]]></category>
		<category><![CDATA[harf inkilabı]]></category>
		<category><![CDATA[harf yeniliği]]></category>
		<category><![CDATA[osmanlıca]]></category>
		<category><![CDATA[öz türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[tarama sözlüğü]]></category>
		<category><![CDATA[yeni türkçe]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://turkcesivarken.com/?p=638</guid>
		<description><![CDATA[Çoğunlukla görülebildiği gibi, Türkçeniŋ bugünkü durumu çok iç açıcı değil. Geŋelde sözü edilen ve eŋ çok rahatsızlık veren şey, Türkçeye giren ve girmekte olan yabancı (özellikle Batı kökenli) sözcükler oluyor. Bunuŋ istenmemesiniŋ yanında, koyu bir biçimde tüm yabancı sözcükleriŋ (Arapça ve Farsça kökenliler de dâhil olmak üzere) dilden atılmasını isteyenler var. Bunuŋ soŋucunda aŋlaşılmaz bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size: small;">Çoğunlukla görülebildiği gibi, Türkçeniŋ bugünkü durumu çok iç açıcı değil. Geŋelde sözü edilen ve eŋ çok rahatsızlık veren şey, Türkçeye giren ve girmekte olan yabancı (özellikle Batı kökenli) sözcükler oluyor. Bunuŋ istenmemesiniŋ yanında, koyu bir biçimde tüm yabancı sözcükleriŋ (Arapça ve Farsça kökenliler de dâhil olmak üzere) dilden atılmasını isteyenler var. Bunuŋ soŋucunda aŋlaşılmaz bir &#8220;öz&#8221; Türkçe oluştu diyoruz. Ancak bunuŋ karşı duruşu olarak, yabancı sözcükleriŋ girmesini isteyen ve bu sözcükleri övünçle kullananlar da var. Bu da aynı biçimde aŋlaşılmaz bir &#8220;Türkçe&#8221; oluşturuyor.</span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: small;"><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span lang="tr-TR">Aslında bu tür akımlar ve görüşler, Türkçeniŋ her döneminde ortaya çıkmış. Türkçeyi geliştirme amacında olan ve başarılı olanlardan en soŋuncusu da Atatürk&#8217;üŋ &#8220;dil devrimi&#8221; idi. Tırŋak içine aldım, çünkü bilerek </span></span></span><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span lang="tr-TR"><strong>dil</strong></span></span></span><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span lang="tr-TR"> ve </span></span></span><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span lang="tr-TR"><strong>devrim</strong></span></span></span><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span lang="tr-TR"> sözcüklerini kullandım. Bu süreciŋ yavaş ve özünde tamamlanmamış olması nedeniyle bu </span></span></span><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span lang="tr-TR"><strong>devrim</strong></span></span></span><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span lang="tr-TR">den çok, bir </span></span></span><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span lang="tr-TR"><strong>evrim</strong></span></span></span><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"> </span></span><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span lang="tr-TR">sayılabilir. Ancak devrimsi yanları da göze çarpıyor. Örŋeğin, bir şeyleri devirmiş, yerine başka bir şey getirmiş. İşte olay da tam burada kopuyor: devrilen ve yerine gelen şeyler ne?!</span></span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size: small;">Bugün, çoğu insanıŋ bunu umursamaması dışında, bunu ya yaŋlış aŋlayanlarıŋ ya da bilerek başka yöne çekenleriŋ olduğunu gözlemledim. Gördüğüm kadarıyla, ya neyiŋ devrilip neyiŋ yerine geldiğini bilmiyoruz, ya da bu durum, bazılarının işine gelmiyor. İşine gelmeme olayını zâten hiç bir zaman aŋlayamadım! Ancak biraz daha saf düşünüp sâdece durumu aŋlamadığımızı varsayalım.</span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size: small;"><br />
</span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size: small;"><strong>TIRNAK İÇİNDE DİL</strong></span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size: small;">Osmanlı&#8217;da bir ulus kaygısı olmadığından, ulusal dil aŋlayışı da yoktur. Bu yüzden, yazı dili olarak kullanılan Osmanlıcayı çoğu Türkolog, Türkçe saymaz. Ben bu tartışmaya girmeyeceğim, sadece Osmanlıcanıŋ “Osmanlı ulusçuluğu” kadar yapay bir dil olarak görmekle yetineceğim. Yalnızca sarayın yazışma dili olarak kullanılmış, zamanın aydıŋları tarafından hiçbir şekilde günlük yaşama tümleştirilemeyen bir dildir. Oysa halk hep kendi dilini konuşmuş.</span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: small;"><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span lang="tr-TR">Türkiye&#8217;nin resmî dili olan Türkiye Türkçesi, bir Oğuz Türkçesidir. Bunuŋ dışında Oğuz öbeğinde; Azerî Türkçesi, Türkmen Türkçesi ve Gagavuz Türkçesi bulunuyor. Yâni, bunlar 11. yüzyılda tek bir dildi, sonradan ayrılıklar gösterdi. Türkiye Türkçesi de özünde, Oğuzcanıŋ </span></span></span><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span lang="tr-TR"><strong>Anadolu Lehçesi</strong></span></span></span><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span lang="tr-TR">ne dayanır. Buna bazıları </span></span></span><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span lang="tr-TR"><strong>Eski Osmanlıca</strong></span></span></span><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"> </span></span><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span lang="tr-TR">der</span></span></span><span style="color: #000000;"><sup><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span lang="tr-TR">[1]</span></span></sup></span><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span lang="tr-TR">. Bu lehçe, halk tarafından konuşulurdu. Bu, bizim sandığımız Arapça, Farsça, Türkçe karışımı üçlü dil (lisân&#8217;ül salâse) değildir, tersine şu anki konuştuğumuz Türkçeniŋ ta kendisidir! Osmanlı devletiniŋ soŋ zamanlarına doğru bilimde Arapça ve yazınıŋ büyük bir kısmında Farsça kullanılırken halk hâlâ bu Türkçeyi konuşuyordu. Ne var ki, dil devriminde &#8220;giden/devrilen&#8221; Türkçe bu değildi! Yazınıŋ ilerleyen bölümlerinde savunacağım üzere bu, geri gelen Türkçedir!</span></span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: small;"><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span lang="tr-TR"><br />
</span></span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size: small;"><strong>TIRNAK İÇİNDE DEVRİM</strong></span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size: small;">Mustafa Kemâl Atatürk&#8217;üŋ hızlandırdığı dil akımınıŋ devrim tanımına pek uymaması ancak bir devrim edâsı taşıması nedeniyle, buna &#8220;devrim&#8221; demek gelenek olmuştur. Burada <strong>devrim</strong> sözcüğü, yapılan şeyiŋ etkisiniŋ büyüklüğünü ifâde eden mecâzî bir kullanımdır. Hattâ, Atatürk&#8217;üŋ “dil devrimini” çoğumuz, özellikle eski nesil (örneğin babam), &#8220;harf devrimi&#8221; ya da &#8220;harf inkılâbı&#8221; olarak bilir. Çünkü Arap âbecesiniŋ Türk-Latin âbecesine geçişinden ibâret olarak bilinir. Oysa bu iki kavram aslında farklıdır. Harf inkılâbı ya da yeŋiliği, 1928&#8242;de olmuştur ve gerçekten sâdece âbeceyi ilgilendirir. Ancak &#8220;dil devrimi&#8221; diye söz edilen şey, 1932&#8242;de başlayıp 1935&#8242;te yoğunlaşan süreçtir ve âbece değişimi bunuŋ tetikleyicisidir. Kavramları gerçek anlamlarıyla ifâde etmek istersek, bu olaya &#8220;dilde arılaşma, gelişme ve halk diliniŋ resmî yazı dili hâline gelmesi&#8221; denilebilir.</span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size: small;">Bu akım ile, Anadolu ağızlarından derlemeler yapılmış (Derleme Sözlüğü), eski yapıtlar taranıp Türkçe kökler bulunmuş (Tarama Sözlüğü), Anadolu dışında konuşulan Türk dillerinden yararlanılmış ve Türkçenin sözcük yapımına işlerlik kazandırılmış. Bütün bu girişimlerle ve yazı diliniŋ de toparlanmasıyla, halkıŋ eskiden beri konuştuğu bu Türkçe gelişmeye başlamış. Bu dönemden geri Orta Türkçe dönemi kapanmış ve Oğuz Türkçesiniŋ lehçeleri ayrı birer dil olma durumuna gelmeye başlamış[4]. Bu yüzden bu Türkçeye çoğunlukla &#8220;Türkiye Türkçesi&#8221; denir. Orta Türkçe dönemindeki Eski Anadolu lehçesiniŋ bugünkü hâlidir.</span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size: small;"><br />
</span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size: small;"><strong>TIRNAK İÇİNDE ÖZ</strong></span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size: small;">Dil devriminden hemen soŋra bu etkiden hareketle bazı çevreler bu işte aşırılığa kaçmıştır. Tarama Sözlüğünden bulunan onca sözcük bazen Türkçe sanılarak bazen yaŋlış aŋlamlarla Türkçeye katılmak istenmiştir. Olduğu gibi aktarılan bu sözcükler yiŋe dile zarar vermiş oldu. Örŋeğin bugün Türkçede hem <strong>otağ</strong> hem de <strong>oda</strong> sözcükleri bulunur. Oysa bunlar bir ve aynı sözcüklerdir. Sâdece, <strong>oda</strong> sözcüğü 13.yy ortalarında henüz ses dönüşümlerini geçirmediği sıralarda <strong>otag</strong> biçimindeydi. Çağataycanıŋ etkisiyle onu bir süre daha “çadır, oda” olarak kullanmayı sürdürmüşüz. Bu eŋ hafif örŋekti, yoksa dil devriminiŋ ilk ardıllarınıŋ yaptıkları çalışmalar ayrı bir yazı konusudur.</span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size: small;">Bugünlerde ise, TDK&#8217;ye atfedilen yalancı türetimlerle insanların gözü çok başarılı olarak korkutulmuş görünüyor. &#8220;Çok oturgaçlı götürgeç&#8221;, &#8220;uçan avrat&#8221; gibi sözcükler güyâ türetildi. Ne ki bunlar, türetim gücüne zarar vermiş durumda. Örneğin -gaç/-geç yapım eki bu biçimde yitirilmiş. Daha birçok işlekliğini yitirmiş ek sayılabilir. Bunlar bazı görüşlerce Türkçeye yapılan komplolar olarak görülüyor. Biz hâlâ saf düşünmeye devâm edelim.</span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: small;"><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span lang="tr-TR">Eminim çoğu kişi, sözcükleriŋ içinin boşaltığını düşünüyordur. Bir sözcük kullanıldığında, tam olarak o sözcüğüŋ karşıladığı kavram söylemek istenmiş midir gerçekten? O zaman, bu sözcüğüŋ Türkçe ya da yabancı kökenli olması fark eder miydi? İşte bu tür bir durumuŋ olmasınıŋ gerçek nedeni, sözcüğüŋ biçimsel olarak iyi çağrışım yapamamasıdır. Bu durumda bir sözcük, rastgele bir harf diziminden öte değildir. Yabancı sözcükler ister istemez öyledir, Türkçe bir sözcüğüŋ ise çağrışım yapması için Türkçeniŋ yapısı gereği kökünüŋ de konuşulan Türkçeye ait olması bir gerekliliktir. Örŋeğin </span></span></span><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span lang="tr-TR"><strong>ardıç kuş</strong></span></span></span><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span lang="tr-TR"> dediğimizde </span></span></span><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span lang="tr-TR"><strong>ardıç</strong></span></span></span><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span lang="tr-TR"> sözcüğünüŋ aŋlamı hiç sorgulanmaz. Sorgulansa bile, bir araştırma yapılmadıkça çağrışım yapacak hiçbir şey bulunmayabilir. Bunuŋ nedeni, Eski Türkçe</span></span></span><span style="color: #000000;"><sup><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span lang="tr-TR">[2]</span></span></sup></span><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span lang="tr-TR"> </span></span></span><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span lang="tr-TR"><strong>ār-</strong></span></span></span><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"> </span></span><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span lang="tr-TR">(dolaşmak, gezinmek) eyleminiŋ Türkiye Türkçesinde bulunmayıp bir iki türeviniŋ</span></span></span><span style="color: #000000;"><sup><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span lang="tr-TR">[3]</span></span></sup></span><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span lang="tr-TR"> kalmasıdır. Eğer bu köküŋ aŋlamını ilk kez duyduysaŋız, artık </span></span></span><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span lang="tr-TR"><strong>ardıç</strong></span></span></span><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span lang="tr-TR"> sözcüğünüŋ &#8220;dolaşan, gezinen&#8221; aŋlamını taşıdığı daha çok belirginleşmiş olsa gerek.</span></span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: small;"><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span lang="tr-TR"><br />
</span></span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size: small;"><strong>TIRNAK İÇİNDE TÜRKÇE</strong></span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size: small;">Osmanlı&#8217;nıŋ yazı dilindeki yozlaşması bugün halk diline inmiş görünüyor. Ancak bu kez, etki batıdan geliyor. Osmanlı&#8217;da da aydınlar doğuya özenip Arapça ve Farsça sözcük ve dil bilgisel yapıları Türkçeye zorla sokmaya çalışmışlardı (neyse ki bu, giden dille birlikte gömüldü). Ne var ki, bugün de aynı tür bir özentilikle Batı dilleri girişiyor. Ancak hâlâ saf davranıp bunun bilinçsizce yapıldığını varsayabiliriz. Ne de olsa benim için bunuŋ bilinçli ya da bilinçsiz olması değil, sonuçta olup olmaması önemli. Bugün, özellikle &#8217;80 sonrası kuşak olarak, çok az sözcükle konuşuyor ve yazıyoruz. Zâten okuduğumuzu ya da yazdığımızı kimse savunamaz. Demek ki düşünce üretmiyoruz ki yazma gereksinimimiz olmuyor!</span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: small;"><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span lang="tr-TR">Türkleriŋ tarihine bakıldığında, özünde çok yazdığımız görülüyor. Durmadan yazmışız. Her gittiğimiz yerde her gördüğümüz şeyi yazmışız. Eŋ yakın örŋekle, şu ânda sadece Osmanlı Devlet arşivleri bile Avrupa&#8217;nıŋ o zamana kadar ulaşamadığı sayıda belge içeriyor</span></span></span><span style="color: #000000;"><sup><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span lang="tr-TR">[4]</span></span></sup></span><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span lang="tr-TR">. Ancak 20. yüzyılın ortalarına gelindiğinde ne okur ne de yazar olduğumuzu görüyoruz. Şu ânda herhangi bir konudaki Türkçe kaynaklarıŋ azlığı herkesiŋ dikkatini çekmiştir. Çoğu dal için, bazı konularda Türkçe hiçbir kaynağa deŋ gelinmiyor. Bilgi üretmekten yoksun olsak bile, çeviri kültürümüzüŋ de gelişmediği çok açık. Diğer uluslar ise ellerine geçen her şeyi çevirir, bildikleri her şeyi yazar olmuşlar. Rolleri değiştirmişiz.</span></span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size: small;">Eğer düşünce ya da bilgi üretseydik, tartışsaydık, konuşsaydık, yazsaydık, okusaydık; daha fazla sözcük bilme gereksinimi duyardık diye düşünüyorum. Böylece 500 sözcükle yetinmezdik (sayıyı salladım). Türkçeniŋ yetmediğini düşünmez ve bu yüzden, yabancı sözcükleriŋ girmesine izin vermezdik (onlar da girmeye can atmıyorlar ya!). İşte bu durum, &#8220;dil devrimi&#8221;yle &#8220;geri&#8221; gelen Türkçe sayılamaz; bu 500 sözcüklük dil, Türkiye Türkçesi sayılamaz. Asıl bu şey, tırnak içinde &#8220;Türkçe&#8221;dir.</span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size: small;"><br />
</span></span></span></p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size: small;"><em><strong>Dipçe.</strong></em></span></span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; text-align: justify;"><span style="font-size: small;"><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span lang="tr-TR">[1]</span></span></span><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"> </span></span><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span lang="tr-TR">Fuat Bozkurt, “Türklerin Dili”, Kapı 2005, sayfa 330.</span></span></span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; text-align: justify;" lang="tr-TR"><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size: small;">[2] 5. yüzyıl ile 11. yüzyıl arası konuşulan Türkçe, Osmanlıca değil&#8230;</span></span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; text-align: justify;" lang="tr-TR"><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size: small;">[3] “art”, ”yorgun argın olmak”, ”aramak”, &#8230;</span></span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; text-align: justify;" lang="tr-TR"><span style="color: #000000;"><span style="font-family: Arial,Helvetica,sans-serif;"><span style="font-size: small;">[4] Jean Paul Roux, “Türklerin Tarihi”, Kabalcı 2005.</span></span></span></p>
<p style="margin-bottom: 0cm; text-align: justify;">
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://turkcesivarken.com/yeni-turkce-dedikleri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Uydurma söz yapmayız, yapma yola sapmayız</title>
		<link>http://turkcesivarken.com/uydurma-soz-yapmayiz-yapma-yola-sapmayiz/</link>
		<comments>http://turkcesivarken.com/uydurma-soz-yapmayiz-yapma-yola-sapmayiz/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 05 Jul 2009 19:28:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Gökbey ULUÇ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[dil devrimi]]></category>
		<category><![CDATA[dil devrimi ve sonuçları]]></category>
		<category><![CDATA[Gökbey Uluç]]></category>
		<category><![CDATA[özleştirme]]></category>
		<category><![CDATA[öztürkçeciler]]></category>
		<category><![CDATA[Tahsin Yücel]]></category>
		<category><![CDATA[uydurma söz yapmayız yapma yola sapmayız]]></category>
		<category><![CDATA[uydurma sözcükler]]></category>
		<category><![CDATA[Ziya Gökalp]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://turkcesivarken.com/?p=466</guid>
		<description><![CDATA[Türkçe&#8217;yi savunanları ikiye ayırabiliriz. Birisi &#8220;öz türkçeciler&#8221;, öbürü &#8220;yaşayan türkçeciler&#8221;. Öz türkçecilere  göre, tüm sözcükleriñ özü olmalıdır. Dil tümden arınmalı, yüzde yüz arı olmalıdır. Yaşayan türkçecilere göre ise, kökleşmiş, dile girmiş, karşılığı dilde olmayan sözcükler yad (yabancı) olabilir. Oysa biz topluluk olarak bunlarıñ ortasında bir yerdeyiz. Yüzde yüz arı bir diliñ olmayacağıñı bilir, böylesiñe boş [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Türkçe&#8217;yi savunanları ikiye ayırabiliriz. Birisi &#8220;öz türkçeciler&#8221;, öbürü &#8220;yaşayan türkçeciler&#8221;.</p>
<p>Öz türkçecilere  göre, tüm sözcükleriñ özü olmalıdır. Dil tümden arınmalı, yüzde yüz arı olmalıdır. Yaşayan türkçecilere göre ise, kökleşmiş, dile girmiş, karşılığı dilde olmayan sözcükler yad (yabancı) olabilir.</p>
<p>Oysa biz topluluk olarak bunlarıñ ortasında bir yerdeyiz. Yüzde yüz arı bir diliñ olmayacağıñı bilir, böylesiñe boş düşler görmeyiz. Buna karşın, dilimizi kısırmış gibi bir kıyıya atmaz, türetme gücünden yararlanır, yad kavramlara karşılık buluruz.</p>
<p>Kullandığımız sözcükler yüzünden katı eleştiriler alıyoruz. Oysa kullandıklarımızıñ neredeyse tümü Türkçe&#8217;niñ öz söz vârlığıdır. Bunları ya Asya&#8217;daki soydaşlarımızıñ dilinden ya Anadolu ağzıñdan ya da eski Türkçe&#8217;den diriltmekteyiz.</p>
<p>Özellikle diriltme konusunda Ziya Gökalp&#8217;iñ dizeleriñi sıklıkla önümüze atmaktadırlar.</p>
<p><em>Uydurma söz yapmayız,<br />
Yapma yola sapmayız,<br />
Türkçeleşmiş, Türkçedir;<br />
Eski köke tapmayız.</em></p>
<p>Oysa bu dizeleri kendi yazmamışcasına, &#8220;mefkūre, şe&#8217;niyet, selikıyyat&#8221; gibi bir yığın yad kökenli sözcük &#8220;uydurmakta&#8221; herhangi bir sakınca görmez. Bu arada, kendi ilginç yaratılarınıñ dilimize yerleşmesiñi beklerken, &#8220;tanık, sayrı&#8230;&#8221; gibi  öz Türkçe sözcükleriñ hiçbir oğur (zaman) yeñiden diriltiliyemecekleriñi &#8220;güñaydıñ&#8221; gibi bir Türkçe sözcüğüñ tutunmasınıñ olanaksız olduğuñu kesinler. Ziya Gökalp&#8217;iñ katkıları vardır kuşkusuz ançıp (ama) böyle ilginç davranışlarıyla da önümüzü kesmektedir.</p>
<p>Dil Devrimi, bitmiş değil. Dildeki yad söz oranı %98-99 oranlarıña çıkıncaya dek sürecektir. Dil durağan değil, işleyendir. Devrimde ise işleme hızına, hız katmış, Osmanlı dönemindeki aksakları baş döndürü bir biçimde aşmıştır. O dönemlerde sözcüklerle dalga geçenleri biliyoruz, onlarıñ torunları aynı işleri bugün dedeleriñi aratmaksızıñ sürdürmektedir. Biz bunlarıñ uzağında çalışmalarımızı kararlılıkla sürdürüyoruz. Nurullah Ataç&#8217;ıñ 1945&#8242;de dediği gibi;</p>
<p><em>Dili değiştirmeye kalkan biz değiliz ki! Bu dil eñ aşağı yüz yıldan beri boyuna değişiyor. Niçin değişiyor? Bir kişi öyle dilemiş, buyurmuş da onun için mi değişiyor? Olur mu öyle neñ? Yüz yıldan beri boyuna değişiyorsa demek ki bir sıkıntısı vâr, kendi kendine yetmiyor, kendini beğenmiyor; sınırları dar geliyor da onları genişletmek istiyor.</em></p>
<p>Yaptıklarımız konusunda eñ sık altığımız eleştirilerden biri de, sözcükleriñ bu yerlik (web sitesi) dışına çıkamayacak olması, yazdıklarımız ile sınırlı kalacağıdır. Oysa yañılmaktadırlar. Biliyoruz ki, sözcüğüñ dile yerleşmesi yazı dilinde başlar.</p>
<p>Falih Rıfkı Atay&#8217;ıñ bir eleştirisi şöyle; &#8220;Özleştirmeciler sayoğur, say yerde uygurlarlar mı bunu? Nerede! <em>Kadar</em> derler <em>değin</em> yazarlar. <em>Bir defa</em> derler <em>bir kez</em> yazarlar.<em> Tabiî</em> der <em>doğal</em> yazarlar. Konuşurken,<em> üniverisiteler muhar olmalıdır</em> derler de iş yazmaya gelince muhtarı da muhtariyeti de kapı dışarı edip <em>özerk</em> derler. Öyle ise bu kişilerde içtenlik diye birneñ aramak koca bir yalandır.&#8221;</p>
<p>Eleştirilerde adı geçen sözcükleri, şimdilerde sıradan, alışıla gelmiş bir biçimde kullanıyor, hiç de yadırgamıyoruz. İşte bu yüzden özleştirme yazıda başlar. Bu yerlikte yazılan yazılar gibi, günlük yaşantımızda konuşmuyoruz. Bunu beklemek de yañlış olur. Biz de sıradan kişileriz, yeñi sözcükleri önce yazımızda diriltiyor, soñra yaşantımıza sokuyoruz. Gün gelecek, bizimle dalga geçilen sözcükler sıradanlaşacak. Toplum dili ile dalga geçen aydın kesimi sürekli olacaktır, ançıp biliniz ki, bunlarıñ çabası boşunadır, dil devrimi durdurulumaz.</p>
<p><em>&#8220;Türkçemiziñ güzel âhengini, ceviz çuvalı boşaltırken çıkan takur tukur seslere boğmakta, örñeğin o cânım rüyâ&#8217;yı çüşten farkı olmayan düş, hâtırayı anı kılığına sokmakta midesi bulanmış insan ağzıñdan çıkar gibi bir sesle söylenen ödül sözcüğü de dâhil bir dil çorbası oluşturmaktadırlar. Oysa bizim alışkın olduğumuz sözcükler velevki yabancı bir dilden aktarılmış bile olsalar bu garçlı gırçlı lâflara hem zevk hem âhenk bakımından yüz defa müreccahtır.&#8221;</em> diyen aydıñlarımız da olmuştur. A. Fenik gibi, F. Baysal gibi, E. Bayrakdaroğlu gibi.</p>
<p>Toplum dili böyle aşağılanmaları yaşasa da özleştirme tüm hızıyla sürmüştür, sürmektedirde&#8230; Dr. Kâmile İmer&#8217;iñ yaptığı araştırmalara göre, 1931 yılıñda bir güncedeki çav (haber) diliñdeki Türkçe oranı %35&#8242;lerde imiş. 1965&#8242;li yıllarda bu oran %60&#8242;lara dek çıkmış. 10 yıl soñra %70&#8242;leri bulan bu oran 1981&#8242;de %80&#8242;leri görmüş. Dil devrimiñi benimseyen yazarlarda ise bu oran %92&#8242;lerdeymiş.</p>
<p>Doyumsuz bir dil için %98-99 oranıñda öz dilden sözcük olmalıdır. Bu böyle oluncaya dek de özleştirme sürecektir. Çünkü biz biliyoruz ki, dildeki yad sözcükler, çorbaya atılan tuza benzer. Tuz fazla olursa yemeğiñ tadı kaçar, az olursa da yemek tatsız olur.</p>
<p><strong>Gökbey ULUÇ</strong><br />
<img title="y-ulati_uluc.png" src="../belgeler/y-ulati_uluc.png" alt="" width="146" height="15" /></p>
<p>________________________________________<br />
<strong>Kaynakça</strong><br />
Tahsin Yücel, Dil Devrimi ve Sonuçları, betler 36,48,64,70,149<br />
Ziya Gökalp, Türkçülüğün Esasları, betler 119-146<br />
Nurullah Ataç, Ataç, bet 113<br />
Dr. Kâmile İmer, Atatürk&#8217;ün Yolunda Türk Dil Devrimi, bet 68</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://turkcesivarken.com/uydurma-soz-yapmayiz-yapma-yola-sapmayiz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>TDK&#8217;ye atılan iftiralar</title>
		<link>http://turkcesivarken.com/tdkya-atilan-iftiralar/</link>
		<comments>http://turkcesivarken.com/tdkya-atilan-iftiralar/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 18 Jun 2009 23:03:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Gökbey ULUÇ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[dil devrimi]]></category>
		<category><![CDATA[Gökbey Uluç]]></category>
		<category><![CDATA[iftira]]></category>
		<category><![CDATA[özleştirme]]></category>
		<category><![CDATA[TDK]]></category>
		<category><![CDATA[TDK'ye atılan iftiralar]]></category>
		<category><![CDATA[Türkçe özleştirmesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://turkcesivarken.com/?p=161</guid>
		<description><![CDATA[1970 yıllarda basın tarafından TDK&#8217;yi karalamak için gülünç türetimler yapılmıştır. Bu türetimlerin kimler tarafından yapıldığı bilinmiyor ancak, kamu içinde hızla yayılmış ulayı (ve) bunların gerçekten TDK tarafından türetildiği sanılmıştır, hatta sanılmaktadır. TDK&#8217;nıñ türettiği sanılan sözcükler; * Otobüs : Çok Getirgeçli götürgeç * Tren : Alttan ittirmeli üstten tüttürmeli çok oturgaçlı getirgeçli götürgeç * Yumurta : [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>1970 yıllarda basın tarafından TDK&#8217;yi karalamak için gülünç türetimler yapılmıştır. Bu türetimlerin kimler tarafından yapıldığı bilinmiyor ancak, kamu içinde hızla yayılmış ulayı (ve) bunların gerçekten TDK tarafından türetildiği sanılmıştır, hatta sanılmaktadır.</p>
<p><strong>TDK&#8217;nıñ türettiği sanılan sözcükler;</strong></p>
<p>* Otobüs : Çok Getirgeçli götürgeç<br />
* Tren : Alttan ittirmeli üstten tüttürmeli çok oturgaçlı getirgeçli götürgeç<br />
* Yumurta : Tavuksal fırtlangıç<br />
* İstiklâl Marşı : Ulusal düttürü<br />
* Hostes : Gök konutsal avrat<br />
* Uçak : Gökkonut<br />
* Restaurant : Sosyal Otlangaç<br />
* Fren : Durdurgaç<br />
* Fotoğraf makinesi : Şekil çeken<br />
* Minibüs: Kaptıkaçtı<br />
* Zil : Zırlangaç<br />
* Problem : Zorlangaç<br />
* Flüt : Öttürgeç<br />
* Ütü : Alttan püskürtmeli düzelteç<br />
* CD : Dönen Bilgi Tekeri<br />
* Gitar : Çok telli çalgaç</p>
<p><strong>Toplum üzerindeki etkileri</strong><br />
Bu sözcükler, kamu tarafından gülünç bulunup TDK&#8217;nıñ alay konusu olmasına neden olmasının dışında, dilimizdeki en güzel eklerden biri olan -geç,-gaç ekini de öldürmüştür. Bu iftiranın doğruluğuna inanlar, yapılan yeni türetimlere direnç gösterme eğiliminde olup bu sözcükleri neden olarak göstermektedirler.</p>
<p><strong>Gökbey ULUÇ</strong><br />
<img title="y-ulati_uluc.png" src="../belgeler/y-ulati_uluc.png" alt="" width="146" height="15" /></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://turkcesivarken.com/tdkya-atilan-iftiralar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Türetilen yeñi sözcükleri kullanmak</title>
		<link>http://turkcesivarken.com/turetilen-yeni-sozcukleri-kullanmak-olanakli-midir/</link>
		<comments>http://turkcesivarken.com/turetilen-yeni-sozcukleri-kullanmak-olanakli-midir/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 18 Jun 2009 13:26:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Gökbey ULUÇ</dc:creator>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[dil devrimi]]></category>
		<category><![CDATA[Gökbey Uluç]]></category>
		<category><![CDATA[türetme]]></category>
		<category><![CDATA[yeni sözcük]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://turkcesivarken.com/?p=94</guid>
		<description><![CDATA[Türetilen yeñi sözcükleri kullanmak, yıllardır kullandığımız sözcükleri bir kıyıya bırakmak doğru mudur  dahası  olanaklı mıdır ? Olanaksız olması için bir neden yok. İlk başlarda yadırgamañız olağandır ancak üç beş kullanımdan soñra yıllardır kullanıyormuşsuñuz gibi alışacağımızdan kuşkum yok. Kimileri Türkçeleşmiş(!) sözcüklerin değişemeyeceğini söyler, bu yönde direterek konuşurlar. Bu kişiler &#8220;dil devrimi&#8220;nden çavsız (habersiz) mıdırlar, bilemem ancak [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Türetilen yeñi sözcükleri kullanmak, yıllardır kullandığımız sözcükleri bir kıyıya bırakmak doğru mudur  dahası  olanaklı mıdır ?</p>
<p>Olanaksız olması için bir neden yok. İlk başlarda yadırgamañız olağandır ancak üç beş kullanımdan soñra yıllardır kullanıyormuşsuñuz gibi alışacağımızdan kuşkum yok.</p>
<p>Kimileri <em>Türkçeleşmiş(!)</em> sözcüklerin değişemeyeceğini söyler, bu yönde direterek konuşurlar. Bu kişiler &#8220;<strong>dil devrimi</strong>&#8220;nden çavsız (<em>habersiz</em>) mıdırlar, bilemem ancak bize yağılık (<em>düşmanlık</em>) ettikleri kesindir.</p>
<p>Gerek iki yıl önce olsun gerek sekizyüz yıl önce olsun, dilimize haçan (<em>ne zaman</em>) girerse girsin tüm sözcükler ayıklanmalıdır. &#8220;<span style="text-decoration: underline;">Metamorfoz</span>&#8221; bizim için nasıl yad bir söz ise &#8220;<span style="text-decoration: underline;">merhaba</span>&#8221; da o kadar yaddır.</p>
<p>Ulu önder Atatürk&#8217;ün yarım kalan &#8220;dil devrimi&#8221; sonuca ulaştırılmalıdır. Buna karşı çıkanların Türklüğündeñ kuşku duyarım. Hañı ulustan olursa olsun (<em>İngiliz, Arap, Japon</em>&#8230;) öz değerlerini benimseyemeyen, dışlayan ya da öteki uluslardan alçak görenlerin kanı bozuktur. Bunlar farkında olmadan devşirme olmuşlardır. Onlar bunu taplamazlar (<em>kabul etmezler</em>) ancak ulusu için çalışanların da ayaklarını çelmesini iyi bilirler. Türkçe&#8217;niñ gücüne inanmayan, dil devrimine karşı çıkanlarıñ hamısı (<em>kamusu, hepisi</em>) benim gözümde birer <strong>devşirmedir</strong>. Bu üç, beş çapulcu karşı çıkıyor diye de dilimden cayamam, yeñi sözcükleri benimsemiyorlar diye ben de kullanmayı bırakamam&#8230;</p>
<p>Bunların yanısıra iyi niyetli kardaşlarımız da yeñi sözcükleri kullanmaya çalışıyorlar. Ne ki, <em>yalnızca kendi aralarında&#8230;<br />
</em><br />
Türkçe&#8217;yi umursamayanlarıñ yanlarıñda olduklarında, çekinip konuşmuyorlar. Benim yanımda &#8220;betiz&#8221; diyen öte yanda &#8220;resim&#8221; diyor. Alay edilmekten, anlaşılmamaktan çekiniyor olmalılar. Peki &#8220;öteki&#8221; dediklerim de böyle düşünüyorlar mı?</p>
<p>&#8220;<strong>Ruminantlarda oluşan mastitis ve abortus semptomlarının etiyolojisi&#8230;</strong>&#8221; diye yazıyor öğrence (<em>ders</em>) betiklerimizde&#8230; Öğrenci añlarmış, añlamazmış yazanıñ umurunda mıdır: Değildir! Çünkü bu yazım biçimi evrenselliktir; bilimiñ evrenselliğiymiş (!) Ancak orada şöyle yazsaydı olabilir miydi? :</p>
<p>&#8220;<strong>Gevişgetirenlerde oluşan meme yangısı ilen yavru atımı belirtilerinin etkeni&#8230;</strong>&#8221;</p>
<p>Böyle bir yazımda biliyurttakı (<em>üniversitedeki</em>) öğrenci de anlar ilkokula giden çocuk da&#8230; Sonuçta Iğdır&#8217; daki meme yangısının etkeni ile Aşkabat&#8217; taki inekte oluşan meme yangısının etkeni birebirdir. İşte bilimin evrenselliği budur.</p>
<p>Çekimser arkadaşlara önerim, yeñi sözcüklerin yaygınlaştırılması konusunda biraz yüzsüzlük yapmalarıdır. Tıpkı yad sözleri dilimize sokanlar gibi biz de öz Türkçe sözcükleri sokalım, diriltelim.</p>
<p>Genelağda &#8220;resim&#8221; yerine &#8220;imaj&#8221; dahası, doğrudan &#8220;image&#8221; diye yazanlar olduğunu görüyorum. Kim ne demiş bunların umurlarında mı? Hiç de değil, öyle ise onlar &#8220;imaj&#8221; dedikçe biz &#8220;betiz&#8221; diyeceğiz, onlar &#8220;kod&#8221; dedikçe biz &#8220;yiv&#8221; diyeceğiz, onlar PC dedikçe biz BS diyeceğiz&#8230;</p>
<p>Yeñi sözcüklerin tutmayacağına inananlar, yüreklenmek için <strong>Osmanlıca, Türkçe</strong> karşılaştırması yapmalılar. Nice Türkçeleşmiş &#8220;sanılan&#8221; sözcüğün istenildiğinde değişebileceğini kendiliklerinden görebilirler.</p>
<p><strong>müselles</strong> : üçgen<br />
<strong>tayyare</strong> : uçak<br />
<strong>nispet</strong> : oran<br />
<strong>şimal </strong>: kuzey<br />
<strong>Teşrini-evvel</strong> : Ekim<br />
<strong>asel</strong> : bal</p>
<p>Bunlar gibi binlerce sözcük dilden atılmıştır. &#8220;Harf&#8221; yerine &#8220;damga&#8221; denilemeyeceğini söyleyenlerin bir oğurlar &#8220;şimal&#8221; için &#8220;asel&#8221; için dediklerini unutmayalım.</p>
<p>Osmanlıca bir betin örneği vereyim. <em>Şeyhülislam Esad Efendi</em>&#8216;nin 1725-32 yılları arasında yazılan &#8220;<em>Lehcet-ül Lugat</em>&#8221; adlı sözlüğünün önsözü; 18. yüzyıl Osmanlıcası&#8217;nın bir örneği&#8230;</p>
<p><em>&#8220;Amed-i medid ve ahd-i ba&#8217;iddir ki daniş-gâh-ı istifadede nihade-i zanu-yı taleb etmekle arzu-yı kesb-i edeb kılıp gerçi irre-i ahen-i berd-i gûşiş-i bî-müzd zerre-i fulad-ı fu&#8217;ad-ı infihamı hıred edemeyip şecere bî-semere-i isti&#8217;daddan yek-bar-ı imkân intişar-ı nüşare-i asar-ı hayr-ül me&#8217;ad as&#8217;ab-ı min-hart-ül katad olup ancak piş-nigâh-ı ihvan ve hullanda hem-ayar-ı nühas-ı hassas olan hey&#8217;et-i danişveriyi zaharif-i tafazzul ile temviye ve tezyin edip bezm-gâh-ı sühan-gûyanda iksar-ı sersere ile ser-halka-i ihvab-ı hava-ayin olmuş idim.&#8221;</em></p>
<p>Dil devriminden önce de &#8220;aydın kesimi&#8221; bundan yalın konuşmuyordu. Ama bir de şimdiki yazı dilimize bir bakın; bakarkörlerden değilseniz ne denli büyük bir devrim olduğunu görürsünüz. Türetilen yeñi sözcüklerin tutunmasının ne denli olanaklı olduğunu biraz olsun görmüşsünüzdür umarım.</p>
<p>Ayrıca İsrailoğulları&#8217; nın ölü bir dil olan, yalnızca betiklerde geçen İbranice&#8217; yi dirilterek kullanıma soktuklarını görmenizi isterim.</p>
<p>Tek yapmamız gereken; bir uyutma kuramı olan Türkçeleşmiştir(!) savını bir kıyıya koyup yürekli davranmamızdır. Yalnızca dile girmekte olan sözcüklerle değil, dildeki tüm yad sözlerle savaşmalıyız.</p>
<p>Türkçeleşmiştir (!) savının özü &#8220;UYDURUK&#8217; TUR&#8221;, bu savın ardına sığınmak &#8220;KAYTARMACILIKTIR, UYUŞUKLUKTUR&#8221;.</p>
<p><strong>Gökbey ULUÇ</strong><br />
<img title="y-ulati_uluc.png" src="../belgeler/y-ulati_uluc.png" alt="" width="146" height="15" /></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://turkcesivarken.com/turetilen-yeni-sozcukleri-kullanmak-olanakli-midir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

