Etiket arşivi: azerbaycan

III. Göktürkçe Kursu da Bitti

2011 yılından bu yana Türk damgalarınıñ öğrenilmesi adına çalışmalarda bulunuyor; kurs açıyor, toplu öğrenimlerin olmasını sağlıyorum. İlk kursumu (bundan böyle öğrenek diyeceğim) 2011 yılında Iğdır’da çocuklara géçmiştim.[1] Buradaki deneyimlerimi bir günlüğe yazmış, hangi damganıñ daha öncelikli öğretilmesi gerektiğini, hangisiniñ öğrenme güçlüğünüñ ne düzeyde olduğunu birbir belirlemiş, öğretim süreci için bir yordam çıkarmıştım. 2012 yılınıñ soñlarına doğru da daha ileri çalışmalara atılmak istemiş, soñucu olarak da Türkem Dersanesiyle anlaşmış, Göktürkçe üzerine öğrenek açılmasını sağlamıştım. Böylece Azerbaycan Bakü’de ilk kéz Göktürkçe üzerine özel bir işletmede, üstelik ödenişsiz bir öğrenek açılmış bulundu.[2] Bu, Bakü’deki I. öğrenek, benim içinse II. öğrenek olarak géçmişimizdeki yérini aldı.

Ocak 2013’de bir sınav yaparak, II. öğrenek katılımcılarını mezun étmiş ulayı böylece somut bir iş görebileceğimizi Azerbaycan’daki soydaşlarımıza kanıtlamış bulununca, III. öğreneğimize ilgi daha çok oldu. Bakü’deki ilk öğreneğimize 90 kadar kişiniñ başvurup bilgi almasına karşın, II. öğreneğimize 180 kadar kişi başvurdu. Bunlardan 40 kadarı kayıt yaptırıp 27’si öğrenek soñuna değin katılımlarını eksik étmediler.

DSCI0548

Bakü’deki I. öğreneği bitirenler arasından istekli bir öbek, derinlemesine öğrenmek istediklerini söyleyince, onlarla yéñi bir öğrenme öbeği oluşturdum. Bugün için çalışmalarını sürdürüyorlar. Irk Bitig’i baştan ayağa okuyup, Azerbaycan Türkçesine çévirme çalışmasını sorunsuz bir biçimde ilerletiyorlar. %30’luk bir bölümünü bitirdiklerini söyleyebilirim.

Bakü’deki II. öğrenek öğrencileriyle de yéñi bir çalışmaya giriştim. Bu çalışmam, bütün bir öğreneği, baştan soñuna değin görüntüleyip, géñelağ üzerinden yayınlamaktı. Başardım. Tüm öğrenek olmasa da, 5 öğreneğimizi çekebildik. Bu 5 öğreneği izleyerek Irk Bitig üzerinde çalışabilecek, onu okuyup añlayabilecek düzeye çıkabilirsiniz.[3] Kolay olmadı. Kamera niteliksiz de olsa, ortam koşulları çok iç açıcı olmasa da, ortaya bir ürün çıkarabildiğim için mutluyum.

DSCI0551

Üçüncü ayın 7’si 2013’de yaptığım bitirme sınavı ile, Bakü’deki II. öğreneğimi de bitirmiş bulundum. Sınavıñ 1. sorusu Irk Bitig’deki bir ırkın okunmasını istiyordu. Öğrenciler, aldıkları 3 yédigünlük öğrenimle bile bunu kolayca okuyup géçtiler.

Öğrenek çalışmalarımız sürecek. İlkyaz bayramından (nevruz) soñra, benim için IV, Bakü’deyse III. olacak öğreneğimizi başlatacağım. Büyük olasılık 25.03.2013 olacak. Yine de gelişmeleri bildireceğim.

Dipçe:                     
[1] http://kokturukce.blogspot.com/2011/07/cocuklara-gokturkce-ogretme-deneyimi.html
[2] http://kokturukce.blogspot.com/2013/02/bakude-gokturkce-kursu.html
[3] http://www.youtube.com/watch?v=ER5ZpxKIeyc

Bakü’de Göktürkçe Kursu

Azerbaycan’ıñ başkenti Bakü’de 8 Ocak 2013’te Göktürkçe öğreneğine (kursuna) başladık. 29 Ocak’taki yazılı sınavla da bitirdik.

2011 yazında Iğdır’da obamızdaki çocuklara vérdiğim öğrenek deneyimine güvenerek, böyle bir girişimde bulunma yönünde düşünce belirdi önce. Bunu, Türkem Dersanesi’niñ yönetimine bildirdiğimde olumlu karşıladılar. Elnur Manafov bey, sağolsun dersaneniñ tüm olanaklarını sundu. Böylece biz de, Aralık 2012’de bol bol tanıtım yapmaya géçtik. 3 yédigünlük tanıtımıñ soñunda, 17 kişilik bir başvuru almış, bunuñ 14’ünü ilk derste görmüştük. Öğreneğimiz ödenişsiz olup, tüm araç gereçler de yine kurumca karşılıksız dağıltı.

Göktürkçe üzerine daha önce özel kurumlarda böylesi bir uygulama oldu mu, bilmiyorum. Sanırım bir ilk olarak değerlendirilebilir. Kişisel öğrenimleri es géçiyorum. Yoksa, Iğdır’daki 1 aylık deneyimim bundan daha önce gelir. Orada, çocuklar üzerinde bir deneyim yaşamıştım. Hangi damgayı daha hızlı öğreniyor, hangi damgayı yazmakta çetinlik çekiyorlar gibisinden günlük tutmuş, ileride bir kılavuz anıklanacaksa, bu günlükten yararlanılabilir diye de saklamıştım. Nitekim, bu günlüğümüñ bir beñzerini Türk Dil Kurumu’na da gönderdim. Géribildirimde bulunmadılar ya, neyse.

Tanıtımlarda 7 Ocak’ta ders başlayacak dések de, katılımcılarıñ uygun öy dilimlerine göre geliş gidişlerini gözönüne alıp, öğrenek çizelgesi çıkardığımızda, bir günlük bir gécikme ile 8 Ocak’ta başladık. Iğdır’daki deneyimlerimi, birileriniñ birgün kılavuz anıklar diye düşündüğüm günlüğümüñ yardımıyla çıkardığım yöntemi uygulamaya koyuldum. Öğrenmek için od fışkıran gözleri gördükçe, daha bir istekli añlattım dersleri. Böylece, 2. dersiñ soñunda öğrenciler damgalarıñ tümünü biliyor, adlarını yazabiliyor, günlük dilden sözcükleri bol yanlışlarla yazabiliyorlardı.

2. dersimizden soñra Türküstan çavlığında (gazetesinde) tanıtımımız yapıldı. Dersdeki görüntülerimizi çekip, yérlikler üzerinde paylaştık. Böylece, géñelağ üzerinden kendimizi daha iyi pazarladık. İlk başlarda tanımımızı yaparken, bizim göñül adamış kişiler olduğumuzu düşünüyorlar, gérçekleşmeyecek hoş bir istek arkasından gittiğimizi sanıyorlardı. Oysa şimdi, ortada somut görülen bir iş, bu işi yapan kişiler olunca düşünceler değişti.

Génelağ üzerinden bolca ileti aldık. Dersleriñ ağ üzerinden yayınlanması düşüncesini dile getiren arkadaşlarımız olsa da, ben bu düşünceyi şimdi uygulamayı doğru bulmadım. Çünkü, daha önce böylesi bir deneyimim yoktu. Doğaçlama gidiyordum derslerde. Doğrudur, ilk başlarda izlediğim bir yol yordam vardı da, şimdi o yordamıñ dışına çıktım. Iğdır Günlüğü, damgalarıñ öğrenilmesi üzerine çocuklar üzerindeki deneyimlerimdi. Bu deneyimle çok kısa sürede damgaları öğrettikten soñrası için bir düşüncem yoktu. İşte! Bu yüzden, bu öğreneği çekmek, görütlü (vidyolu) ders oluşturmak konusuna soğuk davrandım. Ancak yine de, böylesi bir uygulama için kolları sıvadım. Daha soñraki dönemlerde açılacak bölüt (sınıf) üzerinde bunu gérçekleştirecektim. Bu düşüncelerle yola çıkıp, birkaç çizim bile yaptım.

İlerleyen günlerde, öğrenciler uzun uzun bétinler yazmaya başladılar. Evde yazıp getirmelerini istiyordum. Bölütte ise, daha çok Orkun Yazıtları üzerinde duruyor, kolay añlaşılabilir bétinler üzerinde alıştırmalar yapıyorduk. Soñ derslerde daha çok Irk Bitig üzerinden gittim. Çünkü orada kullanılan dil, çok daha açık, çok daha añlaşılabilirdi. Onsuz da bu öğrenekten çıkardığım eñ açık deneyimlerden biri, daha doğrusu çıkarımlardan biri; Irk Bitig üzerinden öğretim yapılmasıdır. Ancak yine de, “Türk Oğuz beyleri, duyun işitin; üstte mavi gök çökmedikçe, altta yağız yer delinmedikçe, seniñ ulusunu, töreni kim bozabilir” gibisinden en bilindik, eñ ünlü sözleri de es géçmedim.

Çoğu kéz şunu işittim; “Neden Göktürkçe öğretiyorsun?”. Şunu dédim hep, “Bu yazıtlar bizim ortak kalıtımız (mirasımız), ortak değerlerimizdir. Ulusumuzu daha yakından tanımak için”.

Arada bir dersimize konuk öğrenciler de geldi. Konuk bir hoca getirip, 1 saatliğine de olsa, bizimle olması için çabaladım, ancak bu soñuçsuz kaldı. Çağrımızı géri çéviren hocaya kırıldım.

Soñuç olarak 29 Ocak’ta yazılı sınav yaptım. Sınavda 5 soru sordum. Irk Bitig’iñ 11. ırkını çetinlik çekmeden tüm öğrenciler okudu. Öbür 4 sorunuñ 2’si yazım kuralları, öbür 2’si de damgalar arası çévirmeleri içeriyordu. Sınav kâğıtlarını kendime sakladım. Bu konudaki bencilliğimi añlayışla karşılayın. Sınav soñrası anı olsun diye bedizlerimizi de çektirdik. Bedizde tüm arkadaşları bir yérde görmek isterdim açıkcası ancak, sınava soñraki saat diliminde gelecek arkadaş olmayınca, birkaçımız çıkamadı.

Bugün için 11 kişi daha Göktürkçe biliyor. Eski el yazmalarımızı okuyabilecek özgüce kavuştu. Günlük dilimizi kolaylıkla damgalarla yazabilecek düzeye erişti. Üstelik tüm bunlar, 3 yédigünlük, sözüm ona 3 haftalık bir öğretimiñ soñucunda oldu.

Öğrenek, başarıyla soñuçlandığı için, sözlerimi övünerek yazıyorum. Gelecek dönemlerde yéñi bölütler açacağız. Daha güzel düşüncelerim de var. Gérçekleştirmeden yazmak istemiyorum. Bittiğinde, böylesi bir tutanakla bildiririm.

Basından:

http://kokturukce.blogspot.com/2013/02/bakude-gokturkce-kursu.html
http://www.dgtyb.org/news/1874.html
http://www.turkustan.net/Medeniyyet/goyturk-dili-kursunda-sertifikatlar-verildi-haberi/664/
http://dilcilik.blogspot.com/2013/02/goyturk-dili-kursunda-ilk-sertifikatlar.html
http://www.publika.az/index.php?action=static_detail&static_id=37589&project_id=48
http://kokturukce.blogspot.com/2011/08/gokturkce-ogreneginin-sonucu.html

Azerbaycan’da Özleşmeye Bakış Açısı

Daha önceki bir yazımda[1] Azerbaycan’da özleşme akımıñdan daha doğrusu gizli bir dil devrimi olduğundan söz étmiştim. Toplum arasında özleşme varken yétkili kişilerde, yüksek orunlarda olanlarda ise Rusça’dan İngilizce’ye doğru bir akım olduğu gözle görülmektedir.

Özleşmeyi yalnızca kendimiz için istemek, kuşkusuz çok sığ bir bakış olur. Ben, özellikle tüm Türk soylu uluslarıñ özleşme akımına katılmasını istiyorum. Ortak Türk Dili diye kendimizi yiyip bitirdiğimiz bir konu da eñ usa yatkın yoluñ bu olduğu su götürmez bir gérçek. Kimiñ ağzı ortak olacak? Kim kime uyarlanacak? Yoksa Türk dilleriniñ bir karması yapıplıp yapay bir dil mi yaratılacak? Soruları çoğaltabiliriz; yanıtlamamak koşulu ile. Daha doğrusu göreceli yanıtlarla. Oysa özleşme olduğunda istifade etmek diyen Azeriler dillerine uyarlanmış olarak qullanmaq sözcüğünü alacaklar. Yazıda olmasa da konuşmada ortaklık sağlanacaktır eñ azından. Bir süre soñra bu yazıya da yansıyacak, dönemiñ eñ güçlü ağzına göre toplumlarıñ kendileri yönelecektir.

***

Onbirinci ayın yédisinde Türküstan çavlığında gördüğüm bir çav ilgimi çekmişti; orada bir çavlık sorumlusunuñ, yazarlara kullandıkları Türkçe sözcüklerden dolayı sözcük başına 1 manat (~2 lira) kıyın vérdiğini yazıyordu. Bu ülkedeki Türkçü kesimiñ tepki vérmesine, şaşkınlığına yol açsa da benim için sıradan, hatta güzel bir çavdı.

Güzel gelmişti çünkü o sorumlunuñ böyle davranıyor olması, orada özleşme olduğunuñ, hatta onlara göre tehlikeli duruma çıktığınıñ eñ büyük somut kanıtıdır. Çekinceleri olduğu için bu yaptıkları da bir bakıma doğaldır, işimiziñ yolunda gittiğini bilerek bunuñla sévinip övünebiliriz.

Bu akımı Azerbaycan’da gözlerimle görmek, duymak beni hep heyecanlandırıyor. Çünkü bizdeki dil devriminiñ 60’lı yıllarındaki durumu olduğu gibi yansıtan bir yapıları var. Sürecin içinde olmak, gidişine étki édenlerden olmaktan duyduğum mutluluğu da belirtmek istiyorum.

Orta yaşlı yazarlar, özellikle de genç yazarlar yad sözcükler yérine anadilden sözcükleri séçmeye özen gösteriyor, bétiklerinde bunu yapmaktan övünç duyuyorlar. Hatta, Yad Dilde adlı bétiğinde yazar Perviz, tüm öykü kahramanlarınıñ adını Dede Korkut öyküsünde géçen adlardan séçmişti de bunuñla övünç duymuştu.

Bunlarla birlikte diyebilirim ki, burada olan özleşme akımınıñ kesintiye uğramadan gitmesi durumunda bir öngörü olarak 2040 yılına dek İstanbul Türkçesi durumuna çıkabilir.

dipçe:
[1] http://kokturukce.blogspot.com/2010/02/azerbaycanda-sessiz-dil-devrimi.html

Azerbaycan’da Sessiz Dil Devrimi

Türkiye’deki dil devriminiñ ne güçlüklerle yaşandığını yaşlılarımız çok iyi biliyor. Biz ise onların bize añlattıklarını, yazıp-çizdiklerini okuyarak neler yaşandığını öğreniyoruz. Bugün çok sıradan bir biçimde kullandığımız sözcüklerle bile o dönemlerde nasıl alay edildiğini öğrenmek, çok şaşırtmıştı beni. Toplum ağızlarından yazı diline aktarılan ödül, düş gibi masum sözcüklere kara çalanların olduğunu bilmek üzücü olsa da, bugün için bize güç vermekte, ders olmaktadır.

Cumhuriyetin yeñi kurulduğu dönemlerdeki yazılarda geçen Türkçe sözcük oranı %35 iken, günümüzde %95’lere değin çıkmaktadır. Bu devrim, bitmiş değil; bugün için de tüm hızıyla sürmektedir. Sevindirici olan, yalnızca Türkiye sınırları içerisinde tıkanıp kalmamış, Azerbaycan’dan Tabgaçeli’ne değin uzanmasıdır. Özellikle Tabgaçeli’nde yaşayan Salar Türkleri bu konuya çok önem veriyorlar. Öz dilden olan sözcükleri, uyarlayarak yeñi oluşturdukları Lâtin tabanlı yazı dillerine aktarmaktadırlar. Öyle ki, üzerinde birçok tartışma yaptığımız -sAl ekine değin alıp, kullanıma sokmuşlar.

Bakacak yayınlarınıñ Azerbaycan’da özgür olduğu dönemler, kimbilir kimseniñ ayrımında olmadan sessiz bir devrimi başlattı. Şuan için diyebilirim, tüm Azerbaycan toplumu İstanbul Türkçesini añlıyor. Genç kuşağın kimi öy kendi aralarında İstanbul ağzında konuştukları da oluyor, ne var ki yaşlılar añlamasına karşın, konuşamıyorlar, konuştuklarında da gülmeli oluyor.

Bu durumun soñradan ayrımına varılmış olmalı… Türk dizileriniñ çevirisiz yayınlanmasına yasak getirildi. Ruslar kızmasın diye, yansız bir karar aldık diye Rusça yayınlara da aynı yasak uygulandı. Gerekçe olarak Türkiye Türkçesi yad dil olarak gösterildi ulayı Azerbaycan diline zarar verdiği söylendi. Bu durumu kimi yurttaşları da onayladı. Onlara göre bir ülkede başka bir ülkeniñ dili ile yayın yapılması uygun değildi. Evet, Türkiye Türkçesini yad dil olarak görenler de bulunmaktadır.

İnanılmaz ama Türk dizileriniñ büyük etkisi olduğunu Behram Caferoğlu şöyle söylüyor; “Öyle olmuştu ki, küçük çocuklar birbirlerine -nasılsın efendim- diye selam verip, İstanbul ağzında konuşuyorlardı.” Belgeselin birinde Türkçe kursuna gelen Kırgız öğrenciye “Neden Türkçe öğrenmek istiyorsunuz?” diye sorulduğunda şu yanıt alınmış idi; “Türk dizilerini daha iyi añlamak için…” Bir başkası ise; “Türkiye ürünleriniñ kullanım kılavuzlarını okuyabilmek için…”

Yasağa karşın diyebilirim, Azerbaycanda eñ yoksul uruğun bile evinde uydu alıcısı var artık. Böylelikle TÜRKSAT üzerinden Türkiye arklarına ulaşabilmektedirler. Toplumun gösterdiği bu ilgi, kendime adıma diyeyim beni çok onurlandırmaktadır.

Azerbaycanda iki türlü dil devrimi yaşanmaktadır. Biri devletce yürütülen öbürü de toplumca. Önce toplumca yürütülen devrimden söz edeyim; öz kökten olan, dil devriminde kullanıma sokulan azı ağızlardan alınıp yaygınlaştırılan sözcüklere yoğun ilgi var. Sözgelimi, öğ- kökünden olan öğrenmek, öğrenci, öğretmen, öğretim gibi sözcükler pek yeğlenir durumda. Kendi ağızlara göre uyarlayıp kullanıyorlar. İmtihan yerine sınak (sınav), dost yerine arkadaş diyenlerin sayısı azımsanmayacak denli yüksek. Düşünce sözcüğü fikir‘in yerine geçip oturmuş bile; fikirleşmekten çok düşünmek sözcüğü kullanımda. Devamlı yerine sürekli sözcüğünü kullanan çavlıklara demeli gazetelere denk gelinebilmektedir. Özetle toplumun büyük bir kısmında ana kökten gelen sözcükler kullanılmaya çalışılmaktadır.

Ne var, şöyle bir yanlışa düşüyorlar; arkadaş sözcüğünü, okul sözcüğünü olduğu gibi alıyorlar. Oysa okul yerine oxul, arkadaş yerine arxadaş demeleri gerekir. Kalın ünlülü sözcüklere /k/ sesi kesinlikle Azeri ağzında olmaz.

Dilde yalınlaşmayı isteyen yazarlar da bulunmaktadır. Özellikle Türkçü kesimin çıkarttığı dergi, çavlık gibi basın-yayın ürünlerinde ortak sözcüklere nasıl geçildiği gözle görülebilir. Bunuñ yanında bir örñek daha vereyim; fren yerine Azerbaycan ağızlarında yaşayan dur añlamındakı eyle- sözcüğünden yararlanarak eyleç sözü türetilmiş ulayı bugün tüm yurtta kullanılmaktadır.

Bunlar güzel gelişmeler ançıp devletce yürütülen sessiz dil devrimi sakıncalı boyutlarda ilerlemektedir. Ülke Rusça egemenliğinden soñra devletce İngilizce egemenliğine sürüklenmektedir. Tüm kamu kuruluşlarınıñ giriş kapılarınıñ yanlarına biri Azerbaycan Türkçesi öbürü İngilizce olmak üzere iki tabela asılmaktadır. Özel şirketler yapsa añlarım da kamu kurumlarındakı bu uygulamaya hiçbir biçimde añlam verememekteyim.

Gökbey ULUÇ – Bakü

Türk Dillerindeki Ayrım Neden Oluştu?

Iğdır’da Türkçe konuşan biri Astana’da, Taşkent’de konuşan birini anlamakta zorluk çeker. Oysa her ikisi de aynı dili konuşmaktadır. Peki, ne oldu da araya ayrımlar girdi, anlaşılmazlık doğdu?

İşin özünü incelediğimizde, nedenin çok masum olduğunu görmekteyiz; yorum ayrımı, bakış açısı.

Çakmağın kibritten daha önce bulunduğunu biliyoruz. Çünkü çakmağın bulunuşundan birkaç saniye sonra od demeli ateş bulunmuştur. İki nesneyi birbirine sürtüp, sürtünme ısısı ile od çıkarmanın daha önce olduğu söylenebilir. Ancak bu çok uzun sürdüğünden ilk önce çakmak taşlarının kullanılması daha usa yatkın duruyor. Gelelim o dönemki soydaşlarımızın bu işe nasıl ad verdikleri konusuna… Bunu bir öyküleme yaparak anlatmak istiyorum.

Dönemin geniş bozkırlarına yayılan Türklerden iki öbek varmış. Bunlardan biri kızıl çadır öbürü de ak çadır kullanırmış. Gün gelmiş çakmak taşını bulmuşlar. Kullanımının yararlı olduğunu gördükten sonra toplum arasında yaygınlaştırmışlar. Ançıp bu aygıta bir ad vermek gerekiyormuş. Ak sakallar kurulu toplanmış. Kızıl çadırlı Türkler söz almış;

– Biz bu taşları birbirine çaktık, kıvılcım çıktı. Öyle ise bunun adı çakmak olsun.  Hem I. Yemek Adları Kurultayı’nda¹ ana-bacılarımız dolma, sarma, kıyma gibi eylem köklerini kullanarak adlandırma yapmışlardı. Bu adlandırma geleneğini sürdürelim.

Karşı çıkan ak çadırlıların başı ayağa kalkmış;

– Olmaz! Bunlar elimizdeki nesneleri yakmaya yarıyor. Bu nedenle bizim önerimiz; yandıran‘dır.

Bu iki öbek anlaşamamış ançıp önerdikleri sözcükler günümüze değin kullanılıp gelmiş. Kızıl çadırlılar Anadolu’ya göç edip gelmiş, ak çadırlılar da Kafkaslara… Türkiye’de çakmak olarak kullanılan sözcük, Azerbaycan’da yandıran olarak bilinmiş. Böylece aynı nesnenin aynı ulusca iki ayrı adı olmuş.

Yukarıdakı kısa öykülemede, sıradan bir örnek verildi. Aynı us yürütümü tüm sözcükler için geçerlidir. Biri “bilgisayar” demiş öbürü “olmaz, özgün adı kompüterdir biz de öyle demeliyiz” demiş. Biri “şofben” demiş öbürü “olmaz bu suyu kızdırıp ısıtıyor adı da su kızdıran² olsun” demiş. Böyle sürüp gitmiş ulayı gitmektedir de…

Gökbey ULUÇ

________________
[1] Böyle bir kurultay hiçbir oğur olmadı.
[2] Azerbaycan’da şofben için kullanılan sözcük.

Sözcükler Terleyebilir mi?

Türkçede iki ünsüzün yanyana gelmediğini biliyoruz. Öyle ise terk sözcüğü nasıl Türk kökenli oluyor?

Bu tür sözcükler dilimizde epeyce bulunmaktadır. En kolayından Türk sözcüğünün kendisi var. Ançıp köken araştırması yapıldığında işin özünü bilmek kişiyi sevindiriyor.

Göktürkçe’de Türk sözcüğü  (türük) gibi kullanılmakta idi. Bu yüzden bir sorun yokdu. Oğur içinde son seslemdeki /ü/ ünlüsü düşmüş ulayı Türk olmuştur. Türük sözcüğündeki /ük/ eki, kırık-sökük gibi sözcüklerde geçen eylemden ad yapan ekin kendisidir. Kırık kırılmış, sökük sökülmüş gibi türük de türemiş anlamına gelmektedir. Bu kökenlemenin ayrıntısı uzun süreceğinden, konu dağılmasın diye kısa kesiyorum.

Terk sözcüğünün de eski dilde terik () olduğunu düşünüyorum. İlk seslemde /e/ olduğu için sonrasındakı dudak benzerliğinden /i/ olmalıdır. Bu da az önce dediğim kırık-sökük sözcükleri ile eştir. Kırık kırılmış, sökük sökülmüş, terik terlemiş… Evet, terlemiş anlamına geliyor. Biraz düşündüğümüzde ter sözcüğü ile de aynı anlama geldiğini görmekteyiz. Ter; eğnimizi terk eden sıvıya denir. Demeli eğnimizdeki sıvı yerini terk ediyor ulayı terlemiş oluyor. Bana göre eskiden bu sözcük terik sıvı idi. Sıvı sözcüğü bir süre sonra kullanımdan düştü ulayı terik önadı (sıfatı) tek başına bu kavramı karşılamaya başladı.

Bu sizi şaşırtmasın. “Aydan arı, sudan duru” deyimimize göre. Burada geçen arı sözcüğünün bildiğimiz bal üreten böcek ile hiç bir ilgisi yoktur. Kaşgârlı Mahmut, Divanı Lügatit Türk betiğinde arı sözcüğünü temiz, saf olarak vermiştir. Bu yüzden bu sözcük bir önaddır. Arı böcek sözcüğündeki böcek sözü düşmüş yalnızca arı kalmıştır. Atalarımız bunlara arı demeli saf, temiz demişlerdir çünkü bunlar son derece arınıklardır. Her bir arı öz kovanına girmeden önce ayaklarını bile temizler. Dışarıda gezerken çiçeklere konarlar, mındar dediğimiz nenlere yaklaşmazlar.

Bu tür örneklerden bayağı vardır dilimizde. Mısır ülkesinin adı örneğin. Bitki adı olarak da kullanılır. İşin özü şudur; Mısır’dan gelen bu yeni bitkiye mısır buğdayı denmiştir. Bir süre sonra buğday sözcüğü kullanımdan düşmüş ulayı mısır kalmıştır.

Bu konuda çok önemli bir örnek daha var. Azerbaycan Türklerinin hindtoyuğu, hindxoruzu dediği diriye bir oğurlar biz de öyle diyorduk. Tavuk (toyuq) sözcüğü bizde düşmüş hind (hindi) tek başına kullanılır olmuş. Az önce dediğimiz mısır buğdayı örneğindeki gibi oldu. İlginç olan, bu diri bizden de İngilizlere gitmiş. Onlar da türkiye kuşu diye adlandırmışlar. Öngöreceğiniz gibi kuş sözcüğü düşmüş, yalnızca türkiye kalmış. O da bugün turkey olarak hem diriyi hem de ülkemizin adını simgelemektedir. Bu nedenle kimilerinin dediği gibi “İngilizler bizimle dalga geçiyor” sözünü taplamıyorum.

Artık diyebiliriz; sözcükler de terleyebilir. Çünkü terlemek sözcüğünün ıraklaşmak, uzaklaşmak, terk etmek anlamları olduğunu biliyoruz. Az önce verdiğim örnekleri usunuza getirin. Onlar iki sözcükten oluşuyorlardı. Biri terk etti yoldaşını, tıpkı eğnimizi terleyip, terk eden sıvı gibi…

________________
Gökbey ULUÇ