• avatar

    Çeşitli Ulusların Köklerine Dair Daha béğeni yapılmamış.

    tarafından 8 Mart 2014 gününde yazıldı, 3899 kéz okundu.
    Bu yazıdaki görüş ve tümceleriñ sorumluluğu, yazarıñ kendisinde olup, burada yér almasıyla Türkçesi Varken Topluluğu'nuñ Türkçecilik açısından çoksesli bir yérlik olması amaçlanmıştır.

    Esen olsun.

    Dil Üzerine III başlığı taşıyacak yazımı Sadri Maksudi Arsal’ın Türk Dili İçin başlıklı kitabındaki görüşleri ile harmanlayacağım. Ancak bu kitabı baştan okumam gerekiyor ve işlerimin yoğunluğu sebebiyle üçüncü bölümü tamamlayıp yazıyı bitiremedim. Bunun yerine, daha önce yaptığım gibi, tukcesivarken.com okurunun ilgisini çekebileceğini düşündüğüm başka bir konuya dair ufak bir yazı yazacağım.

    Tarihte çeşitli ulusların kökenleri, isimleri vs. tartışmalıdır. Etimoloji, arkeoloji gibi bir çok disiplinden faydalanılarak bu ulusların kökleri vs. tespit edilmeye çalışılır. Benzer yöntemlerle, bir kaç tartışmalı ulus hakkında söz söyleyeceğim ancak, notlarımın derlemesinden ibaret olan bu yazı, akademik değildir. Yazının sonunda, ilgili okur için faydalı olabilecek kaynaklara değineceğim.

    I. Macarlar

    Kafkasya ile bağlantıları olan bir topluluktur. Akrabalıktan ziyade, bir zaman aynı sudan içmişlik, aynı dağın(Mingitav, yani “bengü dağ”, “ebedi dağ”. Elbruz olarak da bilinir.) gölgesinde at koşturmuşluk.

    Mesela, Macarların oluşturan unsurlardan biri olan Türk kökenli Kabarlar (Kabarların Türk olduğu ilmi olarak kesindir,  Kabarlara ait olduğu düşünülen bir yazıt Romanya’nın Macar bölgelerinden birinde bulundu. Dileyen okur, Alsószentmihály yazıtını araştırabilir. ), Çerkes yazar Jabağhi Baj tarafından Çerkes Kabardeyler ile ilişkilendirilir, ilişkilendiren sadece o değildir zaten. Kendisi, mealen şöyle de bir tespit yapar; “Çerkeslerde sınıflı toplum yoktur, asalet vs. gibi kavramlar bize Macarlar yoluyla geldi. Kabardeyler bu Macarlardan Çerkesler arasında kalan grupların bakıyesidir.” Efendim doğrudur, Çerkes kültürü uzun bir zaman boyunca neredeyse anarşik bir özellik sergilemiştir. Ve bugün de, pşılık vs. gibi kurumlar ve asalet iddiaları bir şekilde Kabardeylere gider dayanır.

    Ben bunu okuduğumda, araştırma yapmak istemiştim ancak pek bir kaynak yoktu ulaşabildiğim. Tek aklıma gelen, Macarca’daki “hajra” narasının bir Kabardey şarkısında da kullanıldığıydı. (meşhurdur, a hajra hajra hajra) Bu alanda yapılmış bilimsel bir çalışmadan daha sonra haberdar oldum, o kitaba yazının sonunda değineceğim.

    Öyleyse diyebilirim ki: Macarlar Türk değildirler, aralarına Türk kökenli uluslar karışmıştır ve Bizans kaynaklarında Macaristan’ın “Türkiye” olarak anılmasının sebebi, bu Hazar kökenli ulusların Bizanslılar tarafından iyi bilinmesidir. (Ki, bir Hazar, kağıt üzerinde de olsa, Bizans imparatoru seçilmişti.) Bunun yanında Macar kimliğini oluşturmakta daha sonra göçen Alanlar ve Macarlardan önce ovada bulunan Avarlar da katkıda bulunmuştur. “Öz Macar” olarak tanımlayabileceğimiz çekirdek ise, Ural dilleri konuşan, aristokrat yapı olarak Türklerden etkilenmiş bir etnisitedir. (Alanlar, Kabarlar ve Hunlar’a, yazının devamında değineceğim.)

    II. Alanlar

    Kendilerine “as” dedikleri için bugün Asya kıtası “Asların ülkesi” olarak anılmaktadır, Kafkasya’nın ötesinde bunlar güçlü bir krallık kurduklarından ve Yunanlılar tarafından, Kafkasların ötesi “Asların ülkesi” olarak adlandırıldığından.

    Bir de anladığım kadarıyla, Karaçaylar arasında, kendilerini “Alan” olarak tanımlamak yaygın. Alanların kökenlerine dair tartışmalar da var gerçi, ki İskitlerden Sarmatlara, Kafkasya civarında kurulan devletler tek bir etnik kimliğe ait değillerdir, Otokton kafkas halkları, İrani halklar ve Orta Asyalı Türk (Türk isminin belirmesi öncesi Türkler, usulen Türk diyorum.) unsurlar her zaman karışıktır. Bu açıdan, Alanlar bir etnik grup değil, etnik topluluklar şemsiyesi ve aralarında Türkçe konuşanlar bugüne Karaçaylar olarak gelmiş olabilir.

    Mesela Karaçayların “Hey alanla gazavatka turganbız” (ey alanlar, gazavata [savaşa] durduk) anlamında bir şarkıları vardır. Gördüğünüz gibi gayet anlaşılır bir Türkçe. Ruslara karşı başkaldırış zamanından yadigar bir “cır”.

    Ve etnik olarak nasıl bir karışma olduğunu aynı şarkıda, şuradan anlıyoruz: “altın çaçlı, kök közlüle, kaydasız?” (altın saçlı, gök[mavi] gözlüler, nerdesiniz?) (şarkının Karaçay Ağbaş Otarlanı Omar tarafından seslendirilen kaydı bende ve internette mevcuttur.)

    Görüleceği gibi fenotip açısından Avrupai tip çok baskın ki, savaşa çağıran adam sarı saçlı, gök gözlülerden dem vuruyor. Ve bu derece karışmış olmalarına rağmen, üstelik “Türkçe zayıf bir dildir” gibi iddialar olmasına rağmen, dillerini koruyor olmaları ilgi çekici.

    Sonuç olarak şunu diyebiliriz: Bugün Osetlerin Alanların torunları olduğu yazılır, çizilir. Ancak Karaçaylar da kendilerine Alan derler ve Karaçay Türkçesi’nde baskın yapı Kıpçak olmasına rağmen, Çuvaş esintilerinin olduğu da söylenir. Buradan hareketle, etnik olarak homojen olmayan Alan grubunun iki torunu olduğunu söyleyebiliriz.

    Ayrıca, büyük Alan göçleriyle sürekli batıya göçen Alanlar, Vandallarla birlikte “Vandal-Alan krallığı”nı Afrika’da kurmuşlar. Bunun yanında, daha yakın tarihlerde Macarlara katılan Alanların izini Macaristan ve Romanya’da, “yaş” ve benzeri telaffuz edilen yer isimlerinden sürebilirsiniz. Jász denen bu halk uzun süre kendi dilini (Osetçe ile akraba) Macaristan’da konuşmuş ve bugünün Romanya’sında Iaşi şehrine ad vermişlerdir.

    III. Kabarlar

    Hazar denizi civarından Avrupa’ya ve Kafkasya’ya yayılan bir Türk grubu.

    Anlaşılan o ki, daha evvel değindiğim gibi, Hazarlar egemenliğinde bir vassal özelliği gösteren Kabarlar, Hazarlar’a isyan ediyorlar ve sürülüyorlar. Bunlardan, Kuban bölgesinde Macarlar ile birleşip aşağı Don, Kırım, Besarabya yolu ile Macaristan’a gidenleri, Arpad’ın önderliğinde Macar krallığı olmaya giden devletin asil sınıfını oluşturuyorlar ki, tekrar edecek olursak Bizans zamanında Macaristan’a Türkiye denmesi ve Macar asillerinden “Türk prensleri” diye bahsedilmesinin sebebi bu.

    Macarlarla ilgili kısımda değindiğim şeylere burada değinmeyeyim.

    Bu Kabarlardan başka bir grup ise, Kafkasya’da kalıp, bugün Kabardey – Qabardey – Kabartay olarak bildiğimiz Çerkes boyunun oluşumuna katılıyorlar ki, Kabardeylerin bir şekilde diğer Çerkes/Adige boylarından ayrılıyor olmalarının sebebi budur. (BKZ: Macarlar) Ayrıca, Kabardeylerden ayrılmış bir grup olan Besleneyler de, Kabarların kafkasya’daki varisleridirler. Kabardey pşı sülalelerinden en önemlisinin atası “İnal/Yınal” (ki Türkçe bir isimdir) oğlu “Beslan” (kimileri bey aslan diyor bu ismin kökenine) yönetiminde olduklarından Besleney ismini almışlar.

    Dikkat edilmesi gereken bir şey var ki, aristokrat bir sınıf olarak Kabarların iki etnik grubun içinde, etnik kimlik/devlet oluşurken rol oynamış olması, Macarlar ya da Kabardeyleri türk yapmaz. İki ayrı etnik mayanın oluşumunda en etkin rolü oynamış, Macar milleti ve Kabardey boyunu oluşturmuş bir köktür Kabarlar, ancak bu kökten süren filizler Türk değil, Türk’le akraba farklı kimliklerdir.

    Çengiz zamanı Moğollarından önce de, Kafkasya’da Türk nüfusu ve nüfuzu yoğun idi. Dolayısıyla, belirgin bir şekilde görüyoruz ki, en son gelen Nogaylar gibi gruplar keskin bir şekilde “Türk” iken, Çengiz Moğollarından önce orada olan Karaçaylar Türkçe konuşan ancak kültürel olarak Kafkas/Çerkes kültürünü yoğun olarak benimsemiş bir halk özelliği gösteriyor, Kabardeyler ise tamamen farklılaşmışlar.

    Son olarak, kimi Çerkes soylarında ve kabilelerinde Türkçe isimlere rastlanmasının, Kafkas efsanelerine Türkçe isimler girmesinin sebeplerinden biri bu Kabarlardır diyebiliriz.

    Bu isimlerden en önemlisi “Setenay”dır ki, Ufuk Tavkul’un Nartlar kitabında, Sete & Sata, Kıpçak ağızlarında “mercan” olarak açıklanıyor ve Kafkas mitolojisi karakteri Setenay’ın çocukluğunu “deniz dibi”nde geçirmesi ile uyumu işaret ediliyor. Bir nokta daha var ki, “sata”, kimi Türk ağızlarında “yada taşı” olarak bilinen taşın adıdır. (Ayrıntılı bilgi için Abdulkadir İnan, Tarihte ve Bugün Şamanizm)

    IV. Hunlar

    Kimi kaynaklar, Akatziroi olarak Grek kaynaklarına geçen kavmin Hunların esas nüvesini oluşturduğunu söylerler. Ki, baktığımız zaman, bugün Romanya’ya dahil olan Acatari bölgesinde yaşayan “Szekel” macarları, kendilerine “Hunların gerçek torunları” derler.

    Bu kelimeyi “hazar” kelimesine bağlayanlar olduğu gibi, “ağaçeri” olduğunu söyleyenler de vardır.

    İlginçtir, İskandinav mitolojisinde ve bağlantılı Alman mitolojisinde, Hunların anavatanı, Dnyeper ya da İtil ötesinde, ya da bazen adı bilinmeyen bir ırmağın ötesinde, ormanların yaygın olduğu bir bölge olarak söylenir. (Mirkwood. Ki bu sözcüğü Tolkien ödünç alıp eserlerinde kullanmıştır.) Orman-Akatziroi-Ağaçeri-Acatari’de yaşayan Hun olduğunu iddia eden Szekeller; bunların hepsi bir araya gelince bu iddia kendisine ciddi ilmi deliller bulabilir gibi geliyor. Hele ki, bu ırmağın İtil olduğu iddiaları (ki tarihsel açıdan diğer verilerle uyumludur), Attila adının “İtilli” olarak okunması gerektiğine dair iddialar göz önüne alınırsa, oldukça aydınlatıcı olacaktır.

    Hunlar Türk değil, Türkler Hundur bu arada. Hunları Türklerin dahil olduğu Altaylı kültür grubunun tarihi sahipliğinden başka bir yere ait kabul eden zihniyet, ilmi zihniyetten çok tavırlı zihniyettir.

    Huncadan günümüze kalmış kelimeler ki genellikle isimlerdir (Bu hun kelimesi ile, hem Avrupadaki hunları, hem orta asya Hunlarını kastediyorum. Ancak tarihsel olarak belki iki Türk grubu bağlantılı olmayabilir, değindiğimiz gibi kimi kaynaklar Avrupa Hunlarının kendilerine Hun değil, Akatziroi,  “ağaçeri” dediğini söylüyor. Ak Hunlar ve bazen karşımıza çıkan Kızıl Hunlar için, bu ulusların “Hun” sözcüğünü korkutma ya da kendini yasallaştırma amaçlı kendilerine ad seçtiği söylenir. Uzun bir mesele, akademik standartları karşılayacak şekilde yazarım bir gün umarım.), kültürleri hakkında bildiklerimiz ile yoğurulunca bütün bu işaretler, Hunların Türk olduğunu kesinliğe yakın bir biçimde gösteriyor. Ancak bizim milliyetçilerin de düştüğü bir hata var, bütün Türk devletleri, bize Türk adını veren Göktürk adıyla bildiğimiz devlet de dahil olarak, farklı etnik grupları da bünyesinde barındırıyordu, dolayısıyla saf bir etnik yapıdan bahsedemeyiz. Ama bariz olan, birleştirici unsurun, “marka”nın, Türk yani Altaylı demeyi uygun gördüğüm “Turkic” zümrenin vurduğu damga olduğudur. İskitler için de, böyledir.

    Bugünkü Çuvaşların Hunların (Avrupa Hunları) batıya göçleri esnasında geride kalmış bakiye bir topluluk olduğuna ve Çuvaşça ile Huncanın benzediğine dair tespitler gözardı edilmemelidir.

    V. Avarlar

    Avarlar, bence, yaygın görüşün iddia ettiği gibi Juan-Juanlar değildirler. Juan-Juanlar Türk-Moğol yapısının erken örneklerinden, yöneticilerin Moğol ya da Proto-Moğol olduğu bir federasyondur.

    Avarlar, Eftalitler de denen, Akhunlar olarak bildiğimiz Türk-Moğol-İrani topluluğunun (ki bir çok dil konuşuyorlardı, genel geçer dil olarak ise, İrani bir dili seçmişlerdi. Bu açıdan, iskitlere çok benzerler.) Türk kısmıdır. Kafkasya yoluyla batıya, avrupa’ya göçmüşlerdir, Avrupa’ya göçenlerin Türk olduğunu biliyoruz. (Akhunları Uar olarak kaydeden belgeler var.)

    Kafkasya’da kalanlarsa (İmam Şamil’in dahil olduğu etnisite. Bu arada bir bilgi vereyim, uzun süre boyunca Kafkasya ve Dağıstan’ın anlaşma dili Azerbaycan ağzı olmuştu. Bu açıdan Şamil’in Türkçe bildiğini varsayıyorum.) kendilerine özgü bir dil konuşurlar, bugün Alan adını nasıl Karaçaylar taşıyorlarsa, aslen “Avar” olmayan bu topluluk, Avarların ismini taşırlar.

    ***

    Bu selam bu yazıda her zamankinden anlamlı oldu: Ezen bolsun karındaş kalık.

    M. Bahadırhan Dinçaslan

    Bu alanda faydalı olabilecek eserler:

    Eski Macar Halk Müziğinin İzinde: Kafkas Karaçay Halk Müziği,(A Regi Magyar Nepzene Nyomaban) János Sipos – Ufuk Tavkul

    Çerkesler, Jabaghi Baj

    Tarihte ve Bugün Şamanizm / Materyaller ve Araştırmalar, Abdulkadir İnan

    Çin Kaynaklarına Göre Eski Türk Boyları, Ahmet Taşağıl

    Gesta Hungarorum

     

    <b>Değerleme:</b>

yukarı çık