• avatar

    Câhil Türkler
    Daha béğeni yapılmamış.

    tarafından 11 Şubat 2010 gününde yazıldı, 338 kéz okundu.
    Bu yazıdaki görüş ve tümceleriñ sorumluluğu, yazarıñ kendisinde olup, burada yér almasıyla Türkçesi Varken Topluluğu'nuñ Türkçecilik açısından çoksesli bir yérlik olması amaçlanmıştır.

    Sevan Nişanyan’ıñ, Taraf güncülünde (gazetesinde) yayımlanan Evlek başlıklı yazısını aktarıyorum;

    Karasabanı toprağa saplayıp öküzleri dehledin mi tarlanın bir ucundan öbür ucuna bir yarık açılır. Bu yarığa Anadolu’da evlek derler. Domates fidesi dikmek için çapayla açtığın yarık da evlektir. İstanbul’da otururken ben de bilmezdim, sonradan öğrendim.

    1490 küsur tarihli Cami-ül Fürs’te aynen bu anlamda geçiyor. Kim bilir daha eskidir ama çok çok da eski değil, Ortaasya’dan gelen pakette yok, Türklerin bu coğrafyada öğrendiği yeni kavramlardan biri. Rumcası auláki diye yazılır, avláki okunur. Rumcadan Türkçeye geçişlerde kalın seslinin çoğu zaman ince sesliye döndüğünü, vurgusuz ekin de düştüğünü daha önce belirtmiştim. Dolayısıyla avláki > evlek.

    Daha da eskiye gidersek antik Yunanca aúlaks, tam aynı anlamda. Sondaki –s eril nominatif ekidir, modern Yunancada daima düşer, sesli ile yapılan ad eklerinden biri gelir, kelime vurgusu da bir sağa yürür. Misal, Eski Yu phálanks sopa, Yeni Yu phalánga aynı anlamda. Bizdeki falaka bundan mı gelir diye yüz senedir tartışmışlar, o batağa girmeye hiç niyetim yok. (Deminki kurala göre Türkçesinin *felenk olması lazım. Ama ya direkt Rumcadan değil de Arapça üzerinden gelmişse? Ya Yunancada lehçe meseleleri varsa? Tahmin edemeyeceğiniz kadar muamma bir kelime falaka.)

    Tarımla ilgili çok kelime var halk ağzına Rumcadan aktarılan. Misal: ergátis işçi, ırgat tarım işçisi. Dikráni iki dişli çatal, dirgen aynı. Drapáni Azrailin elindeki alet, tırpan da öyle. Gírisma her çeşit çevirme, kirizma toprağı kürekle altüst etme. Neátos yenilenme, özellikle toprağın yenilenmesi için tarlayı bir yıl boş bırakma, nadas aynı şey. Phyton, okunuşu /fitón/, topraktan biten bitki, çoğulu phytiá (/fitya/); fidan ve fide aynı şey. Kopriá dışkı, gübre bunun tarımsal amaçlı kullanılan çeşidi. Mándra ağıl, mandıra keza. Daha var bir yirmi yirmibeş tane.

    Türkler tarlada çalışmayı kimlerden öğrenmiş dersiniz? 

    Sayın Nişanyan, yazısınıñ sonunda alaycı bir vurguyla sormuş; “Türkler tarlada çalışmayı kimlerden öğrenmiş dersiñiz?”  Bu yöntemi genellikle, üstü kapalı biçimde, lâfı Türkçe’niñ ve dolayısıyla Türkleriñ aşağı, gelişmemiş olduğuna getirmek isteyenler kullanır. Türkçe’deki yabancı dillerden alınma olan sözcükler örnek gösterilerek, Türkçe’niñ ne deñli yetersiz ve kıt bir dil olduğu îmâ edilir.

    Oysa, dilimizdeki çoğu yabancı kökenli sözcüğüñ, eski Türkçeleri mevcuttur. Bu konuyu başka bir başlık altında irdeleyeceğiz.

    Bu yazıda, yalñızca Nişanyan’ıñ verdiği örneklere değinelim, meselâ; ırgat < Yunanca ergátês (εργάτης) < ergázomai (εργάζομαι) “çalışmak” kökünden; Türkçesi işçi, çalışan, dirgen < Yunanca dikráni (δικράνι) diiki” + kranonboynuz“, halk ağzılarında çatal da denir, ayrıca burada bir sorun var, Yunanca dikráni > Türkçe’ye geçerken neden /r/ ile /k/ yer değiştirmiş? Dikráni‘nin > *dikren olması daha mantıklı olmaz mıydı? Üstelik bir de /k/ > /g/ olmuş !? Göçüşme olmuş *dikren > *dirken o da > dirgen olmuş denebilir.

     Benim şöyle bir düşüncem var;  Türkçe *ti– “dik olmak” kökünden > dik– “dikmek, dik konuma getirmek” > dir– “yaşamak 2) ayakta olmak 3) canlı olmak” > diril– “dirilmek, canlanmak” (edilgen) > dirilt“canlandırmak 2) ayağa kaldırmak”, Eski Türkçe tire– “diremek” > tirek “sütun, direk”, dönüşlü hâli diren-, ettirgen hâli diret-, ağızlarda yaşamakta olan dirimhayat 2) sağlık“, “ölümlük dirimlik”, diri “canlı”, dik “vertikal, âmûdî” vb.

    Kısaca, aynı kökten; *tirgen > dirgen olmuş diyebiliriz (?)  Anadoluda “dayama direği” añlamına da gelir dirgen

    Türklerin tarlada çalışmayı bildiklerini, bunu kimseden öğrenmediklerini düşünüyorum, orak, tarlaorum / orut “biçilmiş, orulmuş ot” (<orbiçmekekin, saban, ekim, darı her tür hubûbat“, arpa, buğday, burçak  gibi kelimelerin tamamı Türkçe kökenlidir.

    Mandıra‘nıñ Türkçesi ağıl‘dır, diğer Yunanca kelimeleriñ añlamca karşılıkları da her dilde vardır, nadasyenileme” demektir, görüldüğü üzere çok da matah bir añlamı yok, gübre‘niñ Türkçesi tezek, kirizma‘nıñ Türkçesi “döndürme, çevirme“, fidan ve çoğulu fide‘niñ Türkçesi ise bitki, daha eski Türkçesi ösüm‘dür (<ös– “bitmek, büyümek, yetişmek”) Anadolu ağzılarında ösmekbüyümek, boy atmak” fiili yaşamaktadır. Tırpan ise Yunanca drepô (δρεπω) “biçmek, ormak” fiilinden > drépanon (δρέπανον) biçiminde türetilmiştir yâni Türkçe or– > orak ile añlamdaştır.

    Yazınıñ başında da değindiğim gibi, dilimizdeki çoğu yabancı kelimeniñ bu şekilde, gerek eski, gerekse hâli hazırda var olan karşılıklarını bulabiliyoruz. Ancak, Türkçede gerçekten de, ne Eski Türkçede, ne de ağızlarda karşılığı olmayan yabancı kökenli kelimeler de var. Kelimeleriñ, Türkçeleşmiş biçimleriñi yazmayacağım, aldığımız dildeki biçimleri ile aktaracağım;

    pozavak < Ermenice պոզավակ ; pozhayat kadını” + avakbey, baş, sâhip

    ruspî < Farsça رسپى ; “hayat kadını

    fâhişe < Arapça فاحشة ; “utanmaz, ahlâksız” < fâhiş فاحش  / fuhuş فحش

    kârhâne < Farsça كارخانه ; “fuhşiyat yeri

    kahba < Arapça قحبة ; “hayat kadını

    zînâ < Arapça زناء ; “gayrimeşrû ilişki

    kulampara < Farsça ; غلام پرست ; gulâmoğlan” + perestseven, tapan, düşkün

    zampara < Farsça زن پرست ; zenkadın” + perest

    kotoş < Ermenice կոտոշ ; “boynuz 2) boynuzlu

    Daha bunlar gibi pekçok sözcük var. Biz Türkler de hiçbir şey bilmiyormuşuz doğrusu, iyi ki Anadolu’ya gelmişiz de kültürümüz artmış. Ben de Sayın Nişanyan gibi soruyla bitireyim; Türkler pozavaklığı, ruspîliği, fuhuşu kimlerden öğrenmiş dersiniz?

    Değerleme:

yukarı çık