• avatar

    Bütün Bunlar Boşuna mıdır?
    Daha béğeni yapılmamış.

    tarafından 31 Ağustos 2013 gününde yazıldı, 784 kéz okundu.
    Bu yazıdaki görüş ve tümceleriñ sorumluluğu, yazarıñ kendisinde olup, burada yér almasıyla Türkçesi Varken Topluluğu'nuñ Türkçecilik açısından çoksesli bir yérlik olması amaçlanmıştır.

    Yıllar önceydi. Bir akçaevinin1 iş sınavına girecektim. (Yaşama atılmam gerekti. Onlar “toplumsal baskı”yı üzerimde duyduğum sürevlerdi.). Ağabeyim beni sınavın yapılacağı yere arabasıyla götürüyordu. Ben – alışılageldiği üzere – suskundum. Dışarıdaki kış görünümünü: koşuşturan kişileri, taşıt ırmağını… sözümona izliyordum. Gergin, tedirgindim. Benim dilsel duyarlığımı bilen ağabeyim, “Kimsenin Türkçeyi iplediği yok. Usunu başına devşir: Çalışmalısın. İş görüşmesinde sakın öz Türkçe sözcükler kullanmayasın.” dedi. O kıpıda2 kuralsızlığı3 yeniden görüp ürküye4 kapılmıştım. Koskoca evren anlamını yitirivermişti. “Bütün bunlar boşuna!” diye düşündüydüm. Demek çaba harcamak ne denli gereksizdi! Şundan ötürü: Birey etkisiz mi etkisizdi.

    Doğallıkla yaşam sürdü,5 sürer. Kişi ne kerte kötümser olursa olsun; yaşamdan kopmak kolay değildir. Bense yaşamımı sürdürdüm, sürdürüyorum. Ancak, “Bütün bunlar boşuna mıdır?” tümcesi kendi kendime sık sık yönelttiğim bir soru olagitti. Kimi kez – kötümserliğimin doruğundayken – bu soruyu, “He, bütün bunlar boşunadır.” biçiminde yanıtladım; kimileyinse – olumlu düşünmeye çalışarak – “Yok, bütün bunlar boşuna değildir, olamaz; kişi varoluşu büsbütün yararsız sayıl(a)maz.”-yollu uslamladım. Gelgelelim söz konusu soruya bir-türlü genelgeçer bir yanıt veremedim. (Bu tekinsiz [!?] soruyu genelde yaşam açısından, özelde özleştirmecilik – öz-Türkçecilik − bakımından göz önünde tuttuğumu buracıkta belirteyim.). Şimdi bu bağlamda daha “sağlıklı” düşündüğüm kanısındayım. Öyleyse, başlıktaki soru üzerinde ölçünmeyi sürdüreyim. Kuşkusuz denememi “Yaşam sürülmeye değer midir?” sorusunu da yanıtlamaya doğru geliştirerek…

    Kişinin etki alanı ereylidir6; ayrıca yaşama süresi kısa sayılır. Durum böyle olunca, bu yaşamda olumlu bir ayrım yaratmayı dileyen bireyin − ara sıra − gereksizlik duygusuna kapılması kaçınılmaz. Gelgelelim bir kişi bir kişidir. Demek kendimizi büsbütün etkisiz/gereksiz görmemiz yanlış kaçar. Kötülüğe karşı koymak, en azından katkıda bulunmamaya çalışmak dahi bir nendir. (Bir nense hiçbir nenden yeğdir.). Bundan ötürü, saçmacılık güderek bireyin etkisizliği ya da kişi yaşamının gereksizliği söz konusu edilebilse de “usauygun” değildir. Burada önem taşıyan, beniçincilik tuzağına düşmeksizin, gizemcilik ile Tanrıcılık gibi bilimdışı öğretilerden uzak durup kendini etkili/gerekli bularak yaşam katkıcısı olabilmektir, olmaktır. Yoksa bir kişinin bir başına yeryüzünü kurtaramayacağını: bütün kişilerin tüm sorunlarını çözemeyeceğini bilmeyen bulun(a)maz. Daha ne!..

    Kuram – anaçizgileriyle – bu. Uygulamaya gelince, örneğin bencileyin sıkı bir öz-Türkçeciyseniz, çevrenizdeki kimseleri birer “dilsever” yapmaya çalışmaklığınız hiçbir yarar sağlamayacaktır. Böylece “Bütün bunlar boşuna!” diye yazıklanabilirsiniz. Ne ki, yazıklanmak da yarar sağlamayacağından, kendi kendinizi yiyip bitirmeye başlarsınız. Buysa – söylemek aşırı – dokuncalıdır. Oysa değme kişi kendisinden sorumludur. Bireyin iyi örnek olması, hiç değilse kötü örnek olmaması yeter. Başkaları – türlü nedenlerle – özleştirmecilik gütmeyeceklerdir. Onların değişmeleri için boşu boşuna çaba harcamak yerine kendinizi düzeltmeye çalışmanız çok daha ussaldır. (Tözlü7 kişi – doğrusu – öz-Türkçeciliğin gerekli, yararlı olduğunu anlayacak, giderek kavrayacaktır.). Gerçekten işe yaramak istiyorsak, işe kendimizden başlamalıyız. Hepsi bu.

    Bilinir: Evrenin uçsuzluğunda kişinin varlığı değersiz, önemsiz görünür; sürevin sonsuzluğunda yıllarımız savrulu-savruluvererek yitip gider. Bununla birlikte, kopkoyu bir umutsuzluğa düşmek için geçer neden yoktur: Birey toplumsaldır, toplumsal olma baskısındadır. (Yoksa eksiklik duygusu, olgusu dayanılmazlaşır.). Yaşam kıpılardan oluşur. Kıpının bağlayıcılığı vardır. Değme kıpıdan tat almayı, onun ülevini8 vermeyi öğrenirsek, boşunalık duygusuna kapılmaz oluruz. Başkaca “evrensel uyum” göstermeyi başaran kişi, evrendeki değme nenin bir işlevi bulunduğunu ayrımsamıştır. Üstelik kişigillerin çok güzel bir buluşu olan dil yardımıyla anlamlandırıp anlatma olanağına kavuşmuşuzdur. Tüm bunlar kişi varoluşunun anlamsız değil, saçma olduğunu tanıtlar. Söz konusu saçmalıksa eytişim9 yasasının ayrımına varmakla tedirgin-edici olmaktan çıkar; dahası, bir güdüleyici/itki durumuna gel(ebil)ir.

    Yukarıdaki önermelerden çıkarsanması gereken vargılar şunlar: Kişi yaşamı hepten boşuna değildir. Şundan dolayı: Bireyin kendisini gerekli, yararlı kılması hep olanaklı. Bu güçtür; o ayrı. Gene de, güçlüğü yenmenin tadı yadsınamaz. Böyle düşünce yürütünce, yaşamın – bütün olumsuzluklara karşın – sürülmeye değer olduğu ortaya çıkar. Değme nen kişinin elindedir. Yaşamın eytişimsel bir “süreçler bileşkesi” olduğuysa hiç unutulmamalı. He, Tanrı yok; ölüm gövdenin de, tinin de sonu anlamına gelir. Ancak, bunlar bizi korkutacağına avutmalı: Hiçbir acı sürgit çekil(e)mez: Ölüm – bir bakıma − kurtuluştur. Yaşam kuşkusuz kutsal. Gelgelelim doğaüstü bir gücün yaratmasından ötürü değil, yaşamın dışında hiçbir nen var olmadığından… İyimserlik ile kötümserlik arasında yer alan güzelim gerçekçilikle bunları düşündüm, yazdım. Doğallıkla dilim döndüğünce ya da usum yettiğince… Peki, ey okur siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

    dipçe:                                                                     

    1 1. Akçaevi: Os. banka.

    2 2. Kıpı: Os. an.

    3 3. Kuralsızlık: Os. anomi.

    4 4. Ürkü: Os. dehşet.

    5 5. Belki öğrenmek isteyen vardır: O sınavdan iyi hiçbir sonuç almadım. Ayrıca ağabeyim – yazık ki! − şimdi bile Türkçeyi “kimse”nin önemsemediğini düşünüyor.

    6 6. Ereyli: Os. sınırlı.

    7 7. Os. cevherli.

    8 8. Ülev: Os. hak.

    9 9. Os. diyalektik.

    Değerleme:

yukarı çık