• Biz Kimiz?

    Aşağıda soru-yanıt biçiminde yazılan metinlerde, yérliğimize yöneltilen sorular ilen bize yapılan yakıştırmalar üzerine açıklamalar yér almaktadır.
    Usuñuza takılan, beyninizi kurcalayan sorularınız varsa, buñları yanıtlamakta kaçınmayacağımızı bilmelisiñiz.
    Her türlü görüş ilen sorularıñız için iletişime geçebilirsiñiz.


    – Siz kimsiniz?

    Bizler Türkçeye, öz değerlerine göñül adamış kişileriz. Aramızda 12 yaşında ufak kardaşlarımızıñ yañı sıra 66 yaşlarına dek çıkan büyüklerimiziñ olduğu bir topluluğuz. Geñeli Türkeli olmak üzere Avrupa ilen Asya ülkelerinden de katılım sağlayan üyelerimiz bulunmaktadır.

    – Amacıñız nedir?

    Ülkesiniñ yüksek bağımsızlığını korumasını bilen yüce Türk ulusu, dilini de yad dillerin boyunduruğundan korumasını bilecektir” diyen büyük önder Atatürk’üñ buyruğunu yerine getirmeye çalışmaktan öte amacımız yoktur. Bu yüzden Türkiye’de dilbiliminiñ gelişmesini önemsiyoruz.

    Bunuñ yañında eski yazıtlarımızı/yazımızı yaşatmayı, daha çok kişiye tanıtmayı, ekinçsel varlığımızı korumaya çalışıyoruz.

    Ortak dil için ortam oluşturmak da bir diğer amacımızdır.

    – Öbür dillere bakış açıñız nedir?

    Ne İngilizceye, ne Arapçaya ne de diğer uluslarıñ dillerine düşmanlık güttüğümüz sanılmasın. Biz bunlara kesinlikle karşı değiliz. Olanaklı ise 4 dil öğreniñ, yapabiliyorsañız 8 dil konuşuñ. Bir mucize yaratıñ ve yeryüzündeki tüm dilleri konuşuñ. Ama öncelikle anadiliñize iyeleniñ. Diğer dillerden havalı görünüyorlar diye sözcükler alıp, ana dilimizi yamalı bohçaya çevirmeyiñ.

    Yad  dile karşı değiliz, yad dilde eğitime karşıyız.

    Diğer dilleriñ de aynı biçimde yozlaşmasını istemeyiz, onlarıñ da bizim yolumuzu seçmesini destekleriz.

    – Irkçı mısıñız?

    Irkçı değiliz, ırkçılığa da karşıyızdır. Türk ulusunuñ yapısında böyle bir kavram günay boyunca görülmemiştir. Öyle ki, Türkçede ırk sözcüğüne bir karşılık 15. yy’a dek hiç olmamıştır. Soñradan ortaya çıkan “soy” sözcüğü Oğuzlara özgüdür ve mecazî bir türetimdir.

    Türlüğümüz, Türkçemiz için sonuna dek çalışmaya, çırpınmaya çalışıyoruz. “Eñ ırkçı benim” diyenden daha çok ulusumuzu severiz, bunuñ için çalışırız. Ancak bu diğer ulusları öcü olarak görmemize neden değildir.

    Yaradılanı sev, yaratandan ötürü” diyen Yunus Emre’niñ torunlarıyız biz.
    Ancak bu demek değildir ki yoldaşımızı, düşmanımızı birbirinden ayırt edemiyoruz.

    – Ancak dil üzerine yaptıklarıñız ırkçılığı andırıyor, siz de “dil ırkçısı” oluyorsuñuz.

    Böyle bir yakıştırmayı taplamak olanaklı değildir. Biz, diğer dilleriñ varlığını yeryüzünüñ varsıllığı olarak görüyoruz.

    Biz Gürcü diliniñ, Hint diliniñ kendine özgü her diliñ yaşatılmasından yanayızdır. Ne Lazca’nıñ ne de Çerkezce’niñ eriyip gitmesini isteriz.

    – Burada tam olarak ne yapıyorsunuz?

    Öncelikle şu kesinkes bilinmelidir; biz yalnızca Türkçe üzerine tartışıyoruz. Yönetkisel görüşüñüz, yaşama bakış açınız, inançlarıñız bizi ilgilendirmiyor. İster Şaman olun, ister koyu şeriatçı, ister Atatürkçü olun, ister komünist ne olursañız olun eğer göñlünüz Türkçe için yanıyorsa burada size sonsuza dek kapılarımız açıktır. Çünkü bizim tek amacımız var; o da Türkçe’niñ gelişimidir.

    İsrail’iñ Filistin ile olan ilişkisi ile uğraşmıyoruz ancak İsrail’lilerin ölü bir dil olan İbraniceyi yeñiden dirilmesi ilgimizi çekiyor.

    – Türkçe olacak diye böyle uydurma sözleri nereden buluyorsuñuz?

    Dil, diridir. Dili, konuşan kişiler oluşturur. Sözcükler de bu yüzden gökten inmiş değiller. Her sözcük aynı biçimde “uydurma” sayılabilir. Bize göre gerçek uydurmacılık, sözcüğü türetim kurallarına uymadan rasgele türetmektir. Biz buna karşıyız. Bu, dile yad sözüñ yaptığından daha büyük zararlar verir.

    Oysa biz, çok incelikli davranmaya çalışıyoruz. Örñeğin, burada bir kavrama karşılık aradığımızda izlediğimiz bir yol vardır: önce ağızlarda kavrama bir karşılık olup olmadığına (derleme), bulunmazsa eski dönemlerde olup olmadığına (diriltme), yiñe olmazsa eñ soñunda yeñisiniñ kurallara uygun bir biçimde türetilip türetilemeyeceğine (türetme) bakıyoruz.

    – Kimi sözcükler vardır; Türkçeleşmiştir. Bunları değişemezsiñiz.

    Yad sözcükleriñ dilden atılması gerektiğini savunmuyoruz. Nitekim, her yad sözcüğüñ bir Türkçe karşılığınıñ da birlikte yaşayabildiği örnekleri hepimiz biliyoruz. Bu yüzden de Türkçelerini bulmaya çalışıyoruz. Kaldı ki, biz kim oluyoruz da bir sözcüğü dilden atmaya karar vérebilelim?

    Öte yandan biri, bir kavramıñ Türkçesini söylemek istediğinde onuñ gidebileceği bir seçenek olmasını istemek, soñ derece doğal diye düşünüyoruz. Soñuçta biz ancak karşılığı bulabiliriz, onu kullanmak yiñe halka kalır.

    – Türkçeyi siz mi kurtaracaksınız?

    Belki buna gücümüz yetmez ancak biz yaşadığımız sürece, Türkçe’niñ özünü yaşatmayı sürdüreceğiz.

    “Karanlığa söveceğiñe, kalk da bir mum yak” demiş Konfiçyus.
    Biz de sürekli Türkçe’niñ sorunlarından söz edip, kendimizi üzeceğimize; bir mum yakmak adına bu çalışmaları kararlılıkla sürdürüyoruz.

    – Halkıñ añladığı yabancı sözcükleri bile değiştiyorsuñuz. Uçuk musuñuz?

    Bunu yapmak gereği duyuyoruz. Çünkü Türkçe’niñ yetersiz olduğunu savunanlarıñ ağzınıñ payını vermek gerekir. Türkçe’niñ var olan türetme gücü ile yaklaşık 2 milyon kullanılabilir sözcük türetilebilirken, neden bu varsıllığımızdan yararlanmayıp, 200-300 sözcükten ibâret bir dilmiş gibi duralım?

    Kimseden bir anda “merhaba” sözcüğünü bırakmasını istemiyoruz. Arapça “merhaba” sözcüğünüñ, Türkçe “esenlikler, uğrola” gibi karşılıkları olduğunuñ da bilinmesini istiyoruz. “Metemorfoz” sözcüğü bize ne kadar yad ise, “merhaba” sözcüğü de o kadar yaddır. İster 3 yıl önce olsun, ister 800 yıl önce olsun, bizim için ayırt etmez. Yad söz, yaddır.

    – “Halka karşın, halk için” diyorsuñuz yâni…

    Dışarıdan bakıldığında bu izlenimi verdiği doğrudur. Ancak özünde böyle değildir.

    Bu çalışmaları yapan bizler de halktan biriyiz. Çevremizde kişilerle konuştuğumuzda kısa süre soñra bize hak veriyorlar, ardından arka çıkmaya, desteklemeye koyuluyorlar. İşte bu yüzden, halkıñ bilinçlenmesi ilk amacımızdır. İlk kurulduğumuz aylarda “dil bildirisi” yayınlamış, kağıt üzerine bastırdıktan soñra çeşitli illerde dağıtmıştık.

    Aldığımız geri bildirimler, hiç olumsuz olmadı. Añladık ki, halk içinde bir uyanma var ancak nereden nasıl başlanacağı bilinmiyor.

    Karşı çıkanlarıñ ise geçerli bir nedeni yoktur. Hañgi ulustan olursa olsun biri, öz değerleriniñ daha yüksek konumlara gelmesine karşı çıkıyorsa, onuñ kişiliğinden kuşku duyulmalıdır. Bir Türk’üñ, Türkçeyi en yüksek konumlarda görmesinden ve bunuñ olması için çalışmasından daha doğal ne olabilir ki?

    ________________________________________________________________________________________________

    SİZDEN GELEN SORULAR

    – Çerkezçe ve Gürcüce için yazdığınızı saygıyla karşılıyorum, peki bu ifadeniz aynı zamanda Kürtçe ve Zazaca içinde geçerli mi? (Hesene Reqasa – 05-10-2008 , 16:38)

    Yeryüzündeki tüm dilleri varsıllık saydığımızı belirtip, Lazca, Çerkezce gibi dilleriñ yaşamasından yaña olduğumuzu vurguladıktan soñra, aramızda sürtüşme geçenleriñ diline karşıyız demek, kendi içimizde düştüğümüz çelişkiyi gösterir.

    Etnik kökenimizi belirlemek bizim elimizde olan neñ değil. Bizler nasıl ki, Türkçeniñ gelişimi için çırpınıyorsak, bir Kürt’üñ de Kürtçeniñ gelişimi için çalışması çok sıradan bir olaydır.

    Kürtçe, Zazaca, Kırmançice zaten Batı Farsça’nıñ kollarıdır. Bunlarla bir alıp veremediğimiz yok. Bugün Türkiye’niñ siyasî yapısında Kürtçe (ve diğer yakın lehçeler), Türkçeye karşı savaştırılmış olsa da, biliyoruz ki bu yapaydır, kötü niyetlidir, kışkırtıcıdır. Biz, bunlarıñ uzağında bir yerlerde Türkçe’niñ geliştirilmesiyle ilgileniyoruz.”

yukarı çık