• avatar

    Bilim Dilinde Türkçe Anlatım Sorunları (Prof. Dr. Mustafa Yıldız)
    Daha béğeni yapılmamış.

    tarafından 10 Aralık 2014 gününde yazıldı, 4 kéz okundu.
    Bu yazıdaki görüş ve tümceleriñ sorumluluğu, yazarıñ kendisinde olup, burada yér almasıyla Türkçesi Varken Topluluğu'nuñ Türkçecilik açısından çoksesli bir yérlik olması amaçlanmıştır.

     

     

    Gerek bilimsel toplantılarda gerekse bilimsel yazıların okunmasında karşılaşılan bazı Türkçe anlatım sorunları anlamayı ve kavramayı zorlaştırmaktadır. Zor anlaşılan anlatım ve metinler öğrenme hızını düşürmekte bazen de yanlış anlamalara neden olabilmektedir. Konuşulan ya da yazılan dil açısından birinci derecede önemli olan anlaşılır olmasıdır. Eğer bir sözcük zihinde çağrışım yapmıyorsa onun içinde bulunduğu cümleyi anlamak zorlaşacaktır. Bir terimin ne anlatmak istediği hemen okuyunca ya da duyunca anlaşılamıyorsa içinde bulunduğu cümlenin anlatmak istediğini anlamak için ayrıca düşünmek ya da sözlüğe bakmak gerekecektir.

     

    Bir dil aslında kolay anlaşılabilir ve ifade edilebilir özelliklere sahipken neden zor anlaşılır hale getirilsin? Bir dilde yeni sözcükler ve yeni terimler üretmek mümkünken neden yabancı dilden alınan bir kelimenin aslı aynen kullanıma sokulsun? Dil yaşayan bir organizmadır, devingendir, değişime açıktır ve başka dillerden yeni sözcükler hatta deyimler alarak gelişimini sürdürür. Ama kendisine birinci dereceden öncelik vermezse, kendi kurallarını unutur ve yabancı sözcüklerin istilasına uğrayarak kolayca yozlaşabilir. Yozlaşmış bir dille özgün düşüncelerin üretilemeyeceği açıktır.

     

    Burada Türk psikiyatri yazınında önemli yeri olan ve atıf göstergelerine indekslerine) girmiş bulunan dört derginin son sayılarının yazıları hızlı bir şekilde gözden geçirilerek ilk bakışta göze çarpan dil ve anlatım hatalarına dikkat çekilecektir. Amacım elbette ki hata avcılığı yapmak değildir. Benimkiler de dahil her yazıda istenirse hatalar bulunabilir. Ancak göze çarpan belli anlatım yanlışlıklarını vurgulayarak olayın ciddiyetine parmak basmak istiyorum.

     

    Türk Psikiyatri Dergisi’nde panik bozukluğunun anlatıldığı yazıda “PB alt tiplerinin belirlenmesinde biyolojik parametrelerin kullanıldığı çalışmalarda, kardiyorespiratuar ve gastrointestinal, respiratuar ve respiratuar olmayan, respiratuar ve bilişsel alt tipleri birbirinden ayırt edecek özellikler saptanmıştır. Alt tiplemeyi vücut bölgesine göre topografik olarak sefalo-vertiginöz, serviko-respiratuar, torako-kardiyak ve abdomino-dijestif olarak sınıflandıran çalışmalar bulunmaktadır. Massana ve arkadaşları yaptıkları çalışmada PB hastalarını kardiyorespiratuar ve psödonörolojik belirtilere göre iki gruba ayırmışlar, laktat ile yapılan kışkırtma testi sonunda kardiyorespiratuar belirtileri olan grupta taşikardi ve terleme olduğunu, psödonörolojik belirtileri olan grupta ise bradikardi ve yaygın terleme olduğunu tespit etmişlerdir.” Deniyor Yazı tıp eğitimi almış ve uzman olan bir kesime hitap etmekle birlikte ancak dikkatlice okunduğunda iyi anlamanın mümkün olabileceği şekilde metin içerisinde bolca tıbbi teknik terim kullanılmıştır. Aynı yazının devamında solunumsal alt tip, solunum sistemine ait gibi Türkçe karşılıkların da kullanıldığı görülmektedir. Metinde Türkçe karşılıklara ne kadar fazla yer verilirse anlamanın o kadar kolaylaşacağı açıktır. Aynı yazının devamında hem Türkçe hem de İngilizce kelimeler birlikte kullanılmıştır: “Sonuç olarak konu ile ilgili yapılan çalışmalara göz atıldığında genellikle panik semptomları solunumsal, nokturnal, korkusuz, bilişsel, vestibüler şeklinde beş grupta yer alıyor görünmektedir.” Yazıda yine “total skor” ve “kriter” gibi Türkçeleri de olan İngilizce sözcükler bolca tercih edilmiştir. Yazıda geçen şu cümle ise anlamayı zorlaştıracak şekilde çeviri hatası içermektedir: “PB’nda alt tiplerin belirlenmesinin hastalığın şiddet ve gidişi, psikiyatrik ve fiziksel hastalıklarla eş tanısı, ayrıca tedaviye yanıt gibi birçok hastalık etkenini etkileyeceği düşünülmektedir.” Burada “hastalık etkeni” olasılıkla “hastalıkla ilgili etmenler” anlamında kullanılan bir İngilizce ifadenin karşılığıdır. Hastalık etkeni ile hastalıkla ilgili etmenler doğaldır ki farklı anlamlar taşır ve cümle bu haliyle farklı anlamaya neden olabilme özelliği göstermektedir.

     

    Derginin aynı sayısında bir makalenin başlığı “İlk Epizod Major Depresyon ve Yineleyici Major Depresyon Grupları Arasında Yönetici İşlev Farklılıkları” iken diğer bir makalenin başlığı “Asperger Bozukluğu Olgularında Yürütücü İşlevler ve Dikkatin Değerlendirilmesi” şeklindedir. Başlıklardan birinde “cognitive functioning” karşılığı “yönetici işlev geçiyor,” iken diğerinde niye “yürütücü işlev” olarak geçiyor anlamak zor. Bir derginin aynı terimleri kullanmak gibi bir dil politikası olması gerekmez mi?

     

    “İki Uçlu Olgular ve Çocuklarında Bağlanma Biçiminin Mizaç, Kişilik ve Klinik Özellikler ile İlişkisi: Kontrollu Bir Çalışma” başlıklı yazıda “Bağlanma biçimi yaşamın erken dönemlerinde belirlenen ve süreklilik gösterdiği düşünülen, kişinin diğer insanlarla ilişki kurma örüntüsünü şekillendiren bir görüngüdür” deniyor. Bu cümleyi nasıl anlamalıyız? Bağlanma biçimi var, yaşamın erken dönemlerinde belirleniyor, süreklilik gösterdiği düşünülüyor, diğer insanlarla ilişki kurma örüntüsünü şekillendiriyor ve biz buna “görüngü” diyoruz. Olasılıkla “fenomen” karşılığında kullanılmış olan bu sözcük doğal olarak çeviri kurallarına uygundur. Cümleyi okuyup bitirirken “görüngü” yerine “olgu” ya da “oluşum” denseydi daha kolay çağrışım yapacaktı ve hızlı bir kavrayışa neden olacaktı. Burada belirtmek istediğim şey “fenomen” terimine bir karşılık bulmak değil, kurulan cümlenin anlaşılması için “doğrudan çeviri” yöntemi yerine “anlaşılır çeviri” yapılmasının gerekliliğidir.

     

    Bir sonraki cümlede de “görüngüsel yansımalar” dan bahsediliyor. “Her bir bağlanma biçiminin klinik görünümleri farklı farklıdır, ileriye ve geriye dönük görüngüsel yansımaları vardır.” “Görüngüsel yansımalar” benim zihnimde bir çağrışım yapmıyor. Bir sonraki cümlede “ailesel kırılmalar”dan bahsediliyor: “Ebeveynlik işlevinin kalitesi, bir ilişkinin diğerini nasıl etkilediği, anne dışındaki önemli kişilerin yeri, ailesel kırılmaların etkisi önemli değişkenlerdir”. Ailesel kırılma Türkçede aşina olduğumuz bir kavram mı? Bunun yerine aile içindeki önemli sorunları yansıtacak başka bir ifade bulunamaz mıydı?

     

    Şu cümledeki “dizin” sözcüğünden ne anlamalıyız? “Bu noktada annenin ve çocuğun mizacının, çocuğun bağlanma biçiminin belirleyicilerinden olduğu ileri sürülebilir. Dizinde bağıntılar gösteren çalışmalarla, göstermeyenler bir aradadır.” Acaba “literatür/yazın” karşılığında mı kullanıldı?

     

    Aynı sayıda birkaç makalede “comorbidity” karşılığnda “eştanı” geçmektedir. Bu sözcük daha önce “ektanı” olarak karşılanmış olmasına rağmen belki kullanım kolaylığı belki ilk olarak bu şekilde çevrilmiş olmasının verdiği kolay öğrenme belki de dilin yapısına uygunluğundan “eştanı” olarak birçok yazıda kolayca kullanıldığı görülmektedir. Tam karşılığı “ek hastalanma” olabilecek olan “comorbid” de “ektanı” sözcüğü zihinsel yapılanmaya pek oturmuyor. Çünkü “tanı” diagnosis” karşılığı olarak yerleşmiş durumda. Anlaşılan o ki “eştanı” çok uygun düşmemekle birlikte söyleyiş kolaylığı ve çabuk çağrışım yapması nedeniyle daha sık kullanılıyor. Her sözcüğün çok mantıklı/tutarlı kökenleri olması da gerekmiyor. Eştanı sıkça kullanılıyorsa “ektanı” yerine kabul edilebilir gibi görünüyor.

     

    Klinik Psikofarmakoloji Bülteni’nin son sayısında başyazı ile birlikte sadece üç yazının Türkçe olduğu görülmektedir. “Editörden” yazısında “advers ilaç reaksiyonları”, “rasyonel farmakoterapi”, “inhibisyon”, “eliminasyon”, “fonksiyon”, “ekstrasellüler”, “regüle”, “sellüler”, “upregülasyon”, “downregülasyon”, “kompanse etmek”, “ekspresyon”, “sensitizasyon”, “stimülatör”, “impulsif ”, “agresyon” gibi İngilizce kelimeler bazen yazıldıkları gibi bazen de okundukları gibi geçmişlerdir. Şu cümle de karışıklığa iyi bir örnektir: “Emosyonel, kognitif ve motor fonksiyonlar, sirkadiyen ve nöroendokrin ritimler, rafe çekirdeğinde serotoninerjik sistem tarafından modüle edilir.” Aynı yazıda özgün Türkçe ile yazılmış olan şu cümle daha anlaşılırdır: “Güvenilir biyogöstergelerin katkısıyla bir anlamda ‘konfeksiyon’ reçetesinin yerini ‘kişisel terzi’ reçeteleri alacaktır.”

     

    Aynı dergide başka bir yazının başlığında “naturalistik çalışma” geçmektedir. Türkçesi artık iyice kullanıma girmiş olan “nature” karşılığı neden “doğa” olarak düşünülüp “doğal izlem çalışması” denmemiş olmasını anlamak zor görünüyor.

     

    Ketiyapin tedavisi sırasında görülen priapizmle ilgili yazıda geçen “Bu dokudaki a-1 adrenerjik blokaj ise, lokal adrenerjik aktivitenin lokal parasempatik aktiviteye oranla azalmasıyla sonuçlanır ve venöz drenajı kesintiye uğratır” cümlenin anlatmak istediğini kavramak için yeniden okuma gereksinimi duyuyor insan.

     

    Nöropsikiyatri Arşivi Dergisi’nin son sayısında yardımcı üreme teknikleri ile ilgili yazıda “Gen imprintasyonu fetal büyüme, plasenta gelişimi, davranış ve beyin gelişimini etkiler. Sıçanların in vitro kültürüne FCS (fetal calf serum) ilave edilmesi ile blastokist morfolojilerinin normal olduğu ancak annelerine implante edildikten sonra embriyoların yaşayamadıkları belirtilmiş” bu cümleleri anlayabilmek için dönüp tekrar okuma gereği duydum.

     

    Aynı şekilde şu cümleleri anlamakta da zorlandım: “Bunun yanı sıra in vitro serum içeriğinin fetal gelişime etkisi insan çalışmalarında en sık bilinen fenotipik özelliği ‘büyük döllenmiş ürün’ (neonatal solunum sıkıntısı, büyük iç organ, iskelet anomalileri ve ani ölüm) dür.”, “IVF için gonadotropin hormon ile folikül stimülasyonu sonrası 3 gebeliği olan bir hastada en büyük çocukta Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) ve disleksi tanısı 7 yaşında konulmuştur.”

     

    Başağrısı ile ilgili yazıdaki şu bölümü de anlamak için tekrar okuma gereği duydum: “Trigeminal otonomik sefaljiler, mutlak olarak tek taraflı ve ağrının ipsilateralinde konjunktival injeksiyon ve lakrimasyon gibi bir takım otonomik bulguların eşlik ettiği şiddetli başağrılarıdır. Küme başağrısı, paroksismal hemicrania (PH) ve SUNCT (short-lasting unilateral headache attacks with conjunctival injection and tearing) ataklar ile seyrederken; hemicrania continua (HC) kesintisiz kronik bir başağrısı zemininde ortaya çıkan şiddetli ataklar ile karakterizedir.”

     

    Derginin bu sayısındaki yazılarda “komorbid”, “epizot” ve “kriter” sözcükleri bolca kullanılmaktadır. Aynı sözcüklerin hem Türkçelerinin hem de İngilizcelerinin aynı dergide sıkça kullanılmış olması derginin bir dil politikasının olmadığını düşündürtüyor.

     

    Anadolu Psikiyatri Dergisi’nde özkıyımla ilgili yazıda geçen şu cümleyi “Özkıyım görüngüsel bir oluşumdur” anlamak için felsefe sözlüğüne gereksinim duydum ve köken İngilizce metnin aslını merak ettim. Yine aynı yazıda geçen “Düşük ödüle bağımlılık ve yüksek yenilik arayışı özkıyım davranışı ile ilişkili mizaç boyutları olarak gösterilmiştir” cümlesini okurken çeviriyi de aynı zamanda zihnimden “ödüle bağımlılığın düşük şiddette ve yenilik arayışının da yüksek düzeyde olması” şeklinde yeniden yapma gereği hissettim.

     

    Alkol kullanım bozukluklarında uyku örüntüsünün incelendiği yazıda “… tipik olarak uykuya dalma süreleri uzamakta, uyku etkinliği düşmekte, uyku süresi kısalmakta ve yavaş dalga uykusu azalmaktadır” denilmektedir. Uyku etkinliğinin düşmesinin ne anlama geldiğini anlayamadığım için özette karşılığına bakma gereğini duydum. Karşılık olarak da “decreased sleep efficiency” olduğunu gördüm Ayrıca yavaş dalga uykusunun azalmasının da “reduced amounts of slow wave sleep” olduğunu ve “yavaş dalga uyku miktarında azalma” şeklinde anlamam gerektiğini öğrendim. Türkçe özeti okurken böylesine anlama zorluğu yaşamak herhalde istenen bir durum olmasa gerektir. Bunun için yazarlar bir konuyu ele alırken gösterdikleri titizliği aynı şekilde konuyu anlatırken kullandıkları terimler ve tam bir anlaşılırlık açısından da göstermelidirler. Aynı yazıda “uykuya başlama ve sürdürmenin zorluğu”ndan bahsediliyor. Türkçe kullanımda ben hiç kimsenin “uykuya dalma” karşılığı olarak “uykuya başlama” dan bahsettiğini duymadım. Olasılıkla yazarlar da duymamışlardır. Çeviri olarak yazılmış olan bu kısmın düzgün bir Türkçe ile yazılmayı hak ettiğine inanıyorum.

     

    Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğunun gözden geçirildiği yazının daha girişinde “… DEHB çocukluk çağının en sık nöropsikiyatrik bozukluklarından biridir ve dünyada yaygınlığı %8.0-12.0 arasında değişmektedir” denilmektedir. Cümlede “.. en sık nöropsikiyatrik bozukluklardan ..” yerine “çocukluk çağında en sık görülen nöropsikiyatrik bozukluklardan biridir” dense idi cümlenin akışı daha iyi olacak ve okur makalenin girişinde böylesi bir zihinsel zorlanma ile karşılaşmamış olacaktı.

     

    Bu yazıda anlamayı zorlaştıran sözcük kullanımı ya da cümle kurulumlarına seçenek getirmeyi amaçlamadım. Sadece okuduklarımızı anlama ve kavramamızı zorlaştıran bilimsel yazı dilinin yanlış kullanımına günümüzde en güncel (popüler) bilim dergilerinde bile hala sıkça rastlanıyor olmasına dikkat çekmek istedim. Dil bizim, anlatım bizim. Anlaşılmayı istemek ya da bilginin yerine ulaşıp yeni bilgilerin üretilmesine katkı sağlamayı istemek de bizim ereğimiz olmalı. Yaşayan bir organ olan dil elbette yeni sözcükler üretecek, başka dillerden yeni sözcükler alacak, onları kendi hamurunda yoğurup kullanıma sunarak kendisini geliştirecektir. Burada önemsememiz gereken şey dilin ve anlatımın anlaşılmasını sağlamak için özen göstermemizdir. Amacımız sadece yazı yazıp yayın yapmak değil edindiğimiz bilgileri, kendi bulgularımızı ve çıkarımlarımızı meslektaşlarımızla anlaşılır bir şekilde paylaşmak olmalıdır. Paylaşımın en önemli aracı olan dilin en uygun biçimde kullanılması bu hedefe varılması için önkoşuldur. Yazılı metinlerde kullanılan dili okumanın verdiği zevki engelleyici “kırışıklıklar” dan arındırmak yazar/lara ve dergi yayın yönetmenlerine düşen önemli bir görevdir.

     

    Aldığımız eğitim sisteminde anadilimiz olan Türkçeyi kullanma konusunda zorluklarımızın olduğu belli oluyor. Bilimsel dergilerin yayın kurullarında İngilizce düzeltmen bulundurdukları gibi bir de Türkçe düzeltmen bulundurmalarının faydalı olacağı açıktır. Dergi yayın yönetmenlerinin dil kullanımı konusunda özen göstermeleri gerekmektedir. Eğer bu özen gösterilmezse dergilerin sadece yayın yapan, belki kaynak gösterilebilen (çünkü kaynak göstermek için yazıyı çok da anlamaya gerek duyulmamaktadır) ama yayınları okun(a)mayan birer kağıt çöplüğü durumuna düşme olasılığı vardır. Türkiye’de İngilizce yayın yapan dergi de çıkarılabilir ama ister İngilizce isterse Türkçe olsun kullanılan dil anlaşılır, kurallarına uygun ve düzgün olmak zorundadır. Yazarların ve yayın yönetmenlerinin daha dikkatli olması dileğiyle.

     

     

    Saygılarımla.

     

     

     

    Kaynaklar

    Turk Psikiyatri Derg, 2010, 21:4.

    Klinik Psikofarmakoloji Bülteni, 2010, 20:4.

    Nöropsikiyatri Arşivi Dergisi, 2010, 47:4.

    Anadolu Psikiyatri Dergisi, 2010, 11:4.

     

    Prof. Dr. Mustafa Yıldız,

    Psikiyatri AD., Kocaeli Üniv. Tıp Fak., Kocaeli.

    Değerleme:

yukarı çık