• avatar

    Aydın Kime Denir?
    Daha béğeni yapılmamış.

    tarafından 26 Mart 2014 gününde yazıldı, 1782 kéz okundu.
    Bu yazıdaki görüş ve tümceleriñ sorumluluğu, yazarıñ kendisinde olup, burada yér almasıyla Türkçesi Varken Topluluğu'nuñ Türkçecilik açısından çoksesli bir yérlik olması amaçlanmıştır.

    İlkin “aydın”1 kavramının içlemini oluşturan – sözlüklerden derlediğim – nitelikleri ya da özellikleri sıralayayım: açık-düşüncelilik, anlık düşkünlüğü, anlığın yaratıcı kullanımını gerektiren etkinlik göstermeklik, bilgililik, bilimsel yeryüzü görüşü iyeliği, çağın gereksinimlerini benimsemiş olmaklık, çağının ekinini edinmiş bulunma durumu, davranış ile düşünce tutarlığı; deneyimden ya da duygudan çok, anlıkça geliştirilip büyük ölçüde yönlendirilmiş olmaklık; eğitilmiş anlağın varlığı, ekinlilik, gelişkin değerlendirme yetisi var olmaklık, görgülülük, ileri-düşüncelilik; inceleme, kurgu ile ölçünme düşkünlükleri; incelemeden, sıkı düşünmeden tat alan uslu bir kişi olmaklık; işinin anlık kullanmayı gerektirmekliği, kendisi aydınlanmış olduğu için çevresini aydınlatacak yeterlikte bulunmaklık, okumuşluk.

    Şimdi, bir aydının yukarıdaki ayırtları kendisinde taşıması kuşkusuz gerekir. Ayrıca bütün bu özgülükleri barındırma kolay bir nen değildir. Ben burada aydın kavramının içlemine giren; ancak, çoğun göz ardı edilen, böylece beni öteden beri düşündüren başka “öznitelikler”e değinmek istiyorum. Gelgelelim önce şu açıklamalarda bulunmalıyım:

    Aydın olmak için yükseköğrenim görmek gerekmez. Dahası, değmehangi bir bitirme belgesi almış bulunmak gerekmiyor. Belirli bir dildeki okuryazarlık yeterdir. (Yad dil[ler] öğrenme kişinin çevrenini genişletse de başkoşul sayılmaz. Üstelik bir koşul olarak görülemez. Gerçekte aydına anadili elverir, elvermeli.). Doğallıkla bilimci sanının – bir öğretim üyesi olmaklığın – bu bağlamda hiçbir gereği yoktur. Demek kişi “özöğrenimli” bir aydın da olabilir. (Ancak, okuma ile – yetenek varsa – yazma aydınlık için çok gereklidir.). Aydınlara özgü uğraşılar bulun(a)maz. (Dilcilik, yazarlık ile yazıncılık aydınlar için ülküsel uğraşılar olmakla birlikte, değme kişice edinilemez. Birey hangi işi yapıyor olursa olsun; tözlüyse, aydınlığa erişebilir ya da çoktan erişmiş bulunabilir. [İşsizlik bile aydın olmaya, öyle kalmaya bir engel değil.]). Yarı aydın diye biri var ol(a)maz. Kişi aydındır ya da değildir. Düzme/sözde aydın2 (buna yermeli olarak aydın bozuntusu ya da taslağı denebilir) olunabilir; o ayrı. Düzme/sözde aydını gerçek aydından ayırmayı bilmek gerek. Aydınlık bağlamında eşey önem taşımaz: Aydın erkek de olabilir, kadın da…

    Aydın dilseverdir. Demek dilsevmez, giderek dilekıyar bir aydın tasarımlanamaz. Bu, ülkemizdeki aydınların özleştirmecilik gütmeleri gerektiği anlamına gelir. Şu var ki, özleştirmecilik gütmek – bir başına − yetmemekte; anadilinin, demek Türkçenin özünü kavrayıp Türkçeye özen göstermek gerekmekte. Çabucak söyleyeyim: Öz Türkçeye gönül verip Türkçenin üstüne titremeklik, yukarıda sözünü ettiğim “töz”ün yanında, iğneyle kuyu kazmayı gerektirir. Çok az kişide o töz, dayanç vardır. Türkçenin düpedüz öksüz bırakıldığı yurdumuzda dilseverlik kimseye özdeksel – özellikle akçasal – kazanç sağla(ya)maz. Bunlardan ötürü, Türkçeyi sevip onunla ilgilenen kişiler ufacık bir azınlığı oluşturmaktadırlar. Söz konusu azınlık, aydın kesimin büsbütün kendisidir. He, aydınların toplumumuzda bu denli azrak olmaları apacı bir gerçek. Ancak, gerçekleri yadsımak yerine, varlayıp onlara göre davranmalıyız. Aydın kesimin Türkey’de niçin bu ölçüde etkisiz, güçsüz olduğunu kavramak için, önce çok az aydınımızın bulunduğunu3 görmek gerekir.

    Başkaca aydın doğrucu, güzelsever, iyicil, ülkücü, yetkinci olma, kalma baskısındadır. Eşdeyişle en doğru, güzel, iyi olan neyse onun ardında bulunmalıdır.4 Aydının güzelduyusu, ödev ile sorum duyguları, özyapısı, varsıl gönlü bunu gerektirir. Aydın güzelsiz, kötü, yanlış nenlerden tiksinir. Yalnızca kendisi için değil, bütün kişiler için gönenç diler. Demek kişicidir. Salt kendisinin ya da kimi bireylerin kalkınmasını değil, toplumun bir bütün olarak gelişmesini ister. Toplumcudur anlayacağınız. Sözcüğün gerçek anlamında solcudur: Gelişimden ya da ilerlemeden yanadır. Barışçıldır. Kişi ülevleri5 konusunda pek titizdir. Dahası, ülevlerin kişilere özgülenemeyeceğine, demek yılkıların6 birtakım ülevleri – başta olabildiğince acısız birer biçimde yaşama ülevleri – var olduğuna, var olması gerektiğine inanır. (Buysa − uygulamada − etyemez, giderek yılkıtüketmez7 olması demektir.). Acıma, daha doğrusu sevecenlik, “bulunmazsa olmaz”ıdır. Çevrecilik gütmeksizin yaşayamaz. Tüketkenliğe karşıdır. En olumsuz durumlar, koşullar içinde dahi yaratmayı bilir. Tanıtlı bilimleri, usu kılavuz edinmiştir: Boş inançları yoktur. İyimser ya da kötümser değil, gerçekçidir ib.

    Belki buracıkta “Aydın olmak ne güçmüş!” diye düşündünüz. Öyledir: Aydınlık çetin bir konum. Özellikle aydın karşıtçılığının egemen olduğu toplumumuzda; kutçadan8 sağaltmanlığa, türeden9 yurtyönetimine önemli alanlarda bilmesinlercilik güdülen ülkemizde alabildiğine güçtür. Bu nedenle, aydının “kuralsızlık” batağına gömülekalmaması için, önlemli, sakıntılı bir yoldamda davranması gerekir. Peki, böyle bir ekinsel-toplumsal ortamda bencileyin kimi nenler yazıp bunları yayımlamak, “görmezler bölüğünde gözgü satmak”10 değil midir? He, büyük ölçüde… Yazık ki!.. (Örneğin bu denemenin aydınların ufak bir bölümü dışında kimsece okun[a]mayacağı, birilerince okunsa dahi handiyse hiç anlaşıl[a]mayacağı gerçeği anımsana.). Gene de, aydın aydındır. Demek aydınlıktan geç(e)mez. Seçkincilik tarağında bezi bulunmasa da, özel olduğunu bilir. Güçlük çekmeyi baştan göze almıştır. Acı çekmeyi de… Uygarlığı kuranların ya da yaşamı güzelleştirenlerin – gerçekte – aydınlar oldukları bilgisiyle avunabilir. Aydınlık – son çözümlemede – bilgisizliğe, bilinçsizliğe; saygısızlığa, sevgisizliğe… yeğlenir, yeğlenmelidir. Kim bilir, karanlığın egemenliği – bu uzak bir gelecekte de olsa – kırılıp aydınlara – Türkey’de bile − yaraştıkları değer verilecektir.

    Kısacası, aydın Kafkaca yaşantılar geçirmekten bıkıp usanmış, Godo’yu beklemez olmuş bulunsa da11, “onlar”ın yağızyer12 durumuna getirdikleri yeryüzünü hepimiz için bir ongunel13 yapmaya çalışan, Sisifos’un çağcıl ile/ya da çağdaş biçimi sayılması gereken kişiye denir.

    2014 Akarayı14

    Seyhan

    KAYNAKÇA

    1. Büyük Fransızca-Türkçe Sözlük, Milliyet Yayınları, 1. baskı, 1990, İstanbul.

    2. Küçük Osmanlıca-Türkçe Sözlük, Mustafa Nihat Özön, İnkılap Kitabevi, 10. baskı, 2010, İstanbul.

    3. The New International Webster’s Student Dictionary of the English Language, Trident Press International, 7. baskı, 1997, Birleşik Amerika.

    4. The Penguin English Dictionary, Penguin Books, 2. baskı, 2003, Slovakya.

    _________________________________________

    1 1. Öz Türkçe aydın (<Ay+-dın [Ay ışığıyla parlayan, Ay’ın ışıttığı]) sözcüğünün Osmanlıcada iki karşılığı var: entelektüel ile münevver. Entelektüel, Fransızcadaki Latince intellectus (anla[şıl]mış) sözcüğünden kökenlenmiş/türetilmiş – eril − intellectuel ya da – dişil − intellectuelle sözcüğünün bozulmuş biçimidir. Arapçadaki dişili münevvere olan − eril − münevverse nur (ışık)kökünün türevi olup gerçekte – aydın sözcüğünde olduğu gibi − “aydınlatılmış, ışıklı, parlak” anlamlarına gelen bir önaddır; sürevle bir ad olarak aydın anlamında kullanılmaya başlamıştır. (Türkçede güzelim aydın sözcüğü bulunmasaydı, entelektüel ile münevver sözcüklerinin ad anlamları için – önadın ada dönüşmesiyle – “anlıksal” ya da – düzce – “düşünce kişisi” denebilirdi.)

    2 2. Türk yozdilindeki (entelektüelden kısaltılmış) “entel” sözcüğü bu bakımdan ilginçtir. Entel, “söz üreten kimse, yeni-kipçe aydın” biçiminde tanımlanmış. Aydın kuşkusuz yalnızca söz üretmez. Başkaca aydınlığın kipçesi mipçesi yoktur, bulunamaz. Bence entel, düzme/sözde aydın anlamına gelmiyorsa, toplumumuzdaki aydın karşıtçılığını yansıtan bir sözcüktür. Bilgisiz, bilinçsiz yurttaşların aydınlardan bir tür öç almalarıdır. Gelgelelim neyin öcünü?..

    3 3. Genelde dili, özelde Türkçeyi hiç mi hiç önemsemeyen; üstüne üstlük değme konuda yorum yapabilen, yapan; uzgörüm (Os. televizyon) izlencelerinde konuşaduran, demek “iletkecil” (Os. medyatik) kimseleri birer aydın saymamak gerek: Aydın, dilsever olduğu gibi, bilgisel ereyinin ayrımındadır. Bilecen bilecen konuş(a)maz anlayacağınız.

    4 4. Başka bir yazımda (Türkçesi Varken… ağ bölgesindeki Tahsin Yücel’in Dili ile Yazıncılığı-adlı bucak yazısına bk.) “Türk aydınının ağlatısal yalnızlığı”ndan söz açmıştım. Oysa yalnızlık – ister ağlatısal olsun, ister başka-türlü bulunsun; Türk ya da değil, değme kişi için – korkunç bir güzelsizliktir, kötülüktür, yanlışlıktır. Bundan dolayı, yalnız bir aydının – ne yapıp ederek – yalnızlıktan kurtulması gerekir. Yoksa bir özçelişki varlığını sürdüregidecektir.

    5 5. Ülev: Os. hak.

    6 6. Yılkı: Os. hayvan.

    7 7. Os. vegan (yılkılardan elde edilmiş hiçbir ürünü – giysi, yiyecek-içecek ib.ni – tüketmeyen; dahası, yılkıların çalıştırılmasına, dövüştürülmesine, sergilenmesine, yarıştırılmasına… karşı olan [kimse])

    8 8. Kutça: Os. din.

    9 9. Türe: Os. hukuk.

    10 10. Os. körler mahallesinde ayna satmak.

    11 11. Şundan ötürü: Godo hiç gelmeyecektir. Dahası, Godo diye biri – düzce, kesinlikle – “yok”tur.

    12 12. Os. cehennem.

    13 13. Os. cennet.

    14 14. Akaray: Os. mart.

    Değerleme:

yukarı çık