• avatar

    Altay Dillerinde Sayılar: bir sayısı (I)
    Daha béğeni yapılmamış.

    tarafından 24 Temmuz 2013 gününde yazıldı, 2494 kéz okundu.
    Bu yazıdaki görüş ve tümceleriñ sorumluluğu, yazarıñ kendisinde olup, burada yér almasıyla Türkçesi Varken Topluluğu'nuñ Türkçecilik açısından çoksesli bir yérlik olması amaçlanmıştır.

    Bilindiği gibi Türkçe, Moğolca, Mançu-Tuñuzca, Korece ma Japoncanıñ köken olarak tek bir dile dayandığı kuramıñ adı Altay Dil Kuramıdır, Korece ile Japoncanıñ ayrı tutulduğu duruma da Klasik Altay Dil Kuramı dénir. Buna göre, tüm bu diller Ana Altayca adındaki bir dilden ayrışıp gelişmiştir.

    Ancak bu kuramıñ benimsenmesi bu deñli kolay olmamıştır. Nétekim, kurama bugün bile karşıt olan Türklük bilimcileri bulunmaktadır. Bunlarıñ yanında, eldeki vérilerle bu kuramıñ doğruluğunuñ ya da yañlışlığınıñ kanıtlanamayacağını savunan yansız Türklük bilimciler de vardır. Kuramıñ doğruluğuna güvenenler kendi içinde de ayrılık gösterir. Örneğin ayrı ayrı Koreceniñ veya Japoncanıñ Altay dili olmadığını tartışmış olanlar varlıklarını sürdürmektedir.

    Savunucularıñ eñ dayanaklı kanıtı, Altay dilleriniñ tümünde ünlü uyumunuñ (eñ azından eski bir dönemde) bulunması veya sözcük diziminiñ “yüklem soñda” olması değildir. Daha çok; Çuvaşça dışındaki Türk dilleri ile Çuvaşça ma diğer Altay dilleri arasındaki r/z ve l-lç/ş karşıtlığıdır. Daha ayrıntılı söylemek gerekirse, diğer Altay dilleriyle geçmişiñ herhangi bir döneminde étkileşmemiş olan Çuvaşçanıñ /r/ ma /l, / sesleri yérine Geñel Türkçede /z/ ma /ş/ bulunurken, diğer Altay dillerinde, tıpkı Çuvaşçada olduğu gibi /r/ (Japoncada /r, t, l/, Korecede /r, l/) sesiniñ denk gelmesi durumudur. Bu karşıtlık, Ana Altayca için soñ derece önemlidir. Öte yandan, bu görüş içinde /r/’niñ mi yoksa /z/’niñ mi birincil olduğu tartışması Türklük bilimciler arasında çok kızışmış durumdadır ma bu konuda soñ söz daha söylenememiştir.

    Karşıtlarınıñ ise eñ büyük çürütü, Altay dillerinde ana kavramlarıñ ortak olmaması sorunudur. Bu ana kavramlar arasında ilk béş sayı (1, 2, 3, 4, 5), ana organ adları (el/kol, ayak/bacak, baş/yüz, göz, ağız gibi), ilk basamaktan kandaş adları (ana, oğul, kardeş, baba gibi) gibi sözcükler sayılmaktadır. Clauson; tuttuğu sayımlamada Türkçe ile Moğolca, Moğolca ile Mançu-Tuñuzca ma Türkçe ile Mançu-Tuñuzca veya tümü için ortak tek bir ana kavramıñ bile olmadığını savunmuştur. Ancak alıntı olup olmadığından pék emin olmadığımız sözcükleri de alıntı saymış, daha da kötüsü yalñızca añlamlara bakıp bir dizin oluşturmuştur.

    Yalñızca añlamlara bakıp dizin oluşturmak, yañlış olduğu gibi, añlamsızdır da. Çünkü ağızlar arasında bile aynı sözcük çok başka añlamlara gelebilmektedir (örneğin bir ağızda çav sözcüğü “haber” añlamına gelirken diğer bir ağızda aynı sözcük, “erkeklik organı” démektir). Bu nédenle, ana kavram da olsa, kimi sözcükler añlam kaymasına uğradığı için yérlerine yitirilen añlama gelebilecek başka sözcükler yéğlenebilir. Bunuñ örneklerini başka dil öbeklerinde de sıkça görmek olanaklıdır. Ancak çoktan uzun olmuş bir yazınıñ diğer dil öbeklerinden örnek getirmesi okuyucuyu sıkacak, yazarı da yoracaktır. Bu nédenle yalñızca Altay dillerine odaklanalım.

    Bugünden örnek vérerek başlayayım. Ana bir kavram olan “anne”, bugünkü Türkiye Türkçesinde géñellikle ağızlarda ana biçiminde bulunmakta; batı yörelerde ma yazılı dilde daha çok anne biçimi kullanılmaktadır. Ancak, Arapça olan vâlide sözcüğünüñ de kullanılması, böyle bir kavramıñ yérini başka bir sözcüğe néce bıraktığını gösterir. Nétekim, daha az düzeyde ana bir kavram sayılabilecek baba sözcüğü de Arapçadan geçmedir, eskiden āpa (bugün déyimlerde kalan biçimiyle aba) ya da ata kullanılırdı.

    Türk dillerinde ortak olmadığı bélirtilen kavramlar arasında sayı kavramları da yér alır. Gerçekten de Altay dillerinde sayılara karşılık gelen sözcükler, parça parça birkaçı dışında bir ortaklık barındırmıyor gibi görünmektedir. Üç dilde birden (Moğolca, Mançu-Tuñuzca ile Türkçede) ortak görünen yalñızca “4” sayısı vardır. Ancak, bu durum daha soñuçlanmış değildir; çünkü bu vérilen bilgi, yalñızca sayılara karşılık gelen sözcükleriñ ortak olmadığını söyler, oysa o sözcükleriñ herbiri diğer dillerde de kaymış añlamlara sâhip olabilir ma demin gösterdiğimiz örnekte olduğu gibi yérlerine başka sözcükler (belki bu kéz tümüyle) geçmiş olabilir. Örneğin, Türkçede “bir” añlamındaki bir sözcüğü, Moğolcadaki “her, herbiri; tümü” añlamına gelen büri sözcüğüyle karşılaştırılabilir. Görüldüğü gibi añlamları çok yakın, nétekim Moğollar “bir” için bugün nigen sözcüğünü kullanmaktadır.

    Bu yazıda, yalñızca “bir sayısını” tartışacağız. Önce Türkçedeki bı̇̄r “1” sayısını Moğolcada, Mançu-Tuñuzcada, Korecede ma Japoncada arayacağız. Ardından bu yazınıñ diğer bölümlerini oluşturan yazılarda sırasıyla Moğolcaki nigen “bir” sayısını, Mançu-Tuñuzcadaki umūn “bir” sayısını, Korecedeki hana “bir” sayısını ve soñ olarak Japoncadaki hitotsu “bir” sözcüğünü diğer dillerde arayacağız. Şimdiden söyleyeyim, Japonca hito(tsu) ile Türkçe bir sözcükleri tümüyle denk sözcüklerdir! Birazdan bunuñ köken açıklamasını da yapacağım.

    Türk dilleriniñ tümünde “bir sayısı” kavramı aynı sözcükle karşılanır: bı̇̄r. Tek ayrım, her Türk diliniñ kendine özgü ses değişimlerine göre sözcüğüñ biçim değiştirmiş olmasıdır. Tüm eski ağızlarda bu sözcük (Orhun ağzı, Eski Uygur ağızları, Karahanlı Türkçesi, …) b- ile başlar, çağdaş dilleriñ bir bölümünde ilk ses p- olmuştur. Eski ağızlardan yalñızca Karahanlı Türkçesinde /i/ uzundur, çağdaş dillerde ise yalñızca Yakutçada uzunluk korunmuştur. Soñdaki /r/ sesi Halaçça ve kimi Türkiye Türkçesi ağızları dışında hep korunmuştur. Çuvaşçada /r/ ikizdir çünkü Türkçede sayı adları, işlevine göre vurgu alır (ikki, yeddi, sekkiz, dokkuz gibi). Çuvaşçada pi̯rre̯, Azerbaycan Türkçesinde birədi “birlikte”, Tatar Türkçesinde pi̯rəy “herhangi bir”, Hakas Türkçesinde pray “tümü” ve Yakutçada da bı̇̄r “bir” biçimleriniñ bulunması nédeniyle, Çuvaş Türkçesi dâhil tüm Türkçeleriñ atası olan dilde, kısaca İlk Türkçede bu sözcük, *bı̇̄re̯ olarak tasarlanmalıdır (soñdaki /e/ sesi vurgusuzdur).

    Moğolcaya baktığımız zaman “bir sayısı” kavramı başka sözcükle ifâde édiliyor. Ancak Türkçedeki démin söylediğim birtakım biçimleriñ añlamlarına bakınca “herbir, herhangi bir, tümü” gibi anlamlar yakalayabiliriz. Dahası, Türkiye Türkçesinde bile birey birey (Eski Türkçede biregü) ma bir bir ikilemelerinde “her; değme bir” añlamları olduğu görülür. O yüzden sayıları karşılaştırırken yalñızca “bir” añlamındaki sözcüklere değil, ayrıca Moğolcada “her, herbir, tümü” añlamdaki sözcüklere de bakmamız gerekir!

    Gerçekten de Halha Moğolcasında bür “her; tümü” añlamında bir sözcük bulunur. Bu sözcüğü Orta Moğolcada buri ma Yazılı Moğolcada büri olarak buluruz. Bu da bize sözcüğüñ Eski Moğolcada *büri olması gerektiğini söyler. Moğolcada dudak ünsüzlerinden (/b, m, p/) soñra yuvarlaklaşma çok sık déñ gelinen bir durumdur (özellikle akıcı ünsüzler, /r/ ma /l/ varsa). Burada da görüldüğü gibi /ü/ sesi, bir dudak ünsüzü olan /b/’den soñra gelmiştir, dahası soñrasında /r/ vardır. Bu yüzden sözcük İlk ya da erken Ana Moğolcada *bı̇̄ri olarak tasarlanmalıdır (bu biçimiñ uzun ünlülü olup olmadığını bilemeyiz ancak öyle varsayarak yazımı sürdüreceğim). Türkçedeki sözcükleriñ Moğolca déñtaşları için soñda ek bir ünlü bulunması çok sık bir durumdur. Bu durum, Moğolca ile Türkçe sözcüğüñ önceden bu sese sahip olduğunu düşündürür. Ancak bunuñ gerçekten böyle olduğunu anca Türkçedeki biçimlerden añlayabiliriz, yoksa ünlü türemesi olması da olanaklıdır. Yukarıda İlk Türkçe biçimiñ *bı̇̄re̯ olması gerektiğini, yalñızca Türkçedeki biçimlere bakarak söylediğimiz için Moğolcadaki soñ ses /i/ niñ birincil olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Dahası, İlk Türkçe soñ ses -e/-a iken Moğolcada buna déñ gelen ses -i olduğundan bu déñlik oldukça güçlüdür.

    Ana/İlk Moğolca *bı̇̄ri ile İlk Türkçe *bı̇̄re̯ sözcükleriniñ tüm kurallar kapsamında tutarlı bir déñlik oluşturması Türkçe ile Moğolca sözcükleriñ éş kökten geldiğini güvence altına almaz. Bunuñ için daha çoğu gerekir, çünkü Altay Dil Kuramı, yalñızca Moğolca ile Türkçeniñ kandaşlığını değil, Mançu-Tuñuzcanıñ da kandaşlığını öne sürmektedir. Japonca ve Korece de dahil édilirse zaten bu déñlik tadından yénmez oluvérir!

    Mançu-Tuñuzcada da “bir sayısı” yukarıda da söylediğimiz gibi çok başka bir sözcükle ifâde édilir: umūn. Bu nédenle başka bir añlamı gözetmeliyiz. Né yazık ki, böyle bir sözcüğe aday hiçbir sözcük bulabilmiş değilim. Mançu-Tuñuzca yazılı bélgeler açısından oldukça kısıtlı bir varlığa sahiptir, eñ érken örnekler de 17. yüzyıl gibi çok yakın bir târihe aittir. Yiñe de bu hevesimizi kırmasın çünkü eğer Japonca ile Korecede böyle bir sözcük bulursak, Mançu-Tuñuzcada bulmaktan daha değerli bir kanıt elde éderiz. Né de olsa, kurama karşı çıkıldığında Japonca ile Korece kuramıñ eñ zayıf halkaları sayılmaktalar. Eñ zayıf halkası, güçlü bir déñlik vérdiğinde istatistiksel olarak da daha olanaksız bir durumuñ kanıtı olacağı için bilimciler bu durumları oldukça kandırıcı bulurlar.

    Korecede “bir sayısı” kavramı háná diye bir sözcükle ifâde édildiği için başka sözcüklere bakacağız. Ben ararken sözlüklerde önce “ilk, birinci, her” gibi añlamları aratıyorum. Gerçekten de bu işe yaradı, daha ayrıntılı aramaya gerek kalmadan bir sözcük bulabildim: piroso “ilk”. Bu sözcük gerçekten de çok ilintili görünmektedir çünkü ilk üç ses tam olarak uyum göstermektedir. Ancak, tabî ki sesler uydu diye sözcükler déñtaş ilân édilemezler!

    Korece bir sözcüğüñ Türkçe ve Moğolca bir sözcüğe déñtaş olup olmadığını añlamak için ilk yapılması gereken sınama, geñel ses denkliklerini sağlayıp sağlamadığıdır. Çünkü alıntı olmayan sözcüklerde sesler diliñ kendi gelişimine maruz kaldığı için eñ geñel eşleşmeleri sağlar. Örneğin, Oğuz Türkçesindeki Arapça sözcüklerde söz başındaki /t-/ sesi korunurken Türkçe olan sözcüklerde söz başı /t-/ çoğu zaman /d-/ olur. Bu bize Arapça sözcükleriñ Oğuz Türkçesindeki bu gelişimden soñra dile girdiğini añlatır. Oysa İki dil arasında kandaşlık varsa, söz konusu sözcük iki diliñ de öz sözcüğü olacağından tüm sesçil gelişmeleri yaşamış olmalıdır ve kurallılığı bozmaktan geri kalmalıdır. Kısaca sözcük, iki dil arasındaki eñ ana ses gelişimlerini aksatmadan yaşamış olmalıdır.

    Korece ile Türkçe arasında kurallı birçok ses denkliği bulunur. Bulduğumuz sözcüğe uygun olarak, Türkçe söz başı *b- yérine Korecede *p- bulunması beklenir. Ayrıca /r/ sesiniñ konumuna göre ya /r/ olarak korunması ya da /l/ olması yéterince geñel geçerdir. İlk hece ünlülerinde /i/ Korecede korunur. Bu bilgiler, bulduğumuz sözcüğüñ uygun biçimde ma añlamda olduğunu gösterir. Sözcüğüñ soñundaki +so eki ise Korecede bir yapım ekidir. Orta Korecede aynı sözcük pirıso olarak geçer. Bu nédenle Ana Korece biçimiñ *pı̇̄ri olması gerekir. Bunuñ da Türkçe ile Moğolcadaki biçimlerle né déñli uyumlu olduğunu görebiliyoruz.

    Japoncada Tokyo dilinde “bir” añlamındaki sayı adı hitótsu dur. Orta Japoncada aynı sözcük fító biçiminde olup Eski Japoncada pyito biçiminden gelir. Japonca içinde gerçekleşen p- > f- > h- ses evrimi, Altaycadan Türkçeyede gerçekleşmiştir (h-‘li biçimler Halaç Türkçesinde korunur). Ancak bu dönüşümüñ ana nédeni Eski Japoncadaki /p/ sesi ile birlikte bir /y/ sesi olmasıdır. Bu da Ana Japoncadaki biçimde uzun bir /i/ sesi olduğunu gösterir. Söz başındaki /p/ sesiniñ tıpkı Korecede olduğu gibi /b/ sesinden geldiğini biliyoruz. Nétekim, Japonca ile Korece, Ana Altay dilinden diğer dillere göre daha önce ayrılmış olmalıdır. Kısacası, Japonca ile Korece birbirine diğerlerinden daha çok beñzemelidir. Démek ki Japoncadaki “bir” sayısı, Türkçedeki “bir” sayısını ifâde éden sözcükle bir ma éş imiş!

    Toparlarsak, aşağıdaki dizini elde éderiz:

    altay dillerinde sayılarKaynakça.
    (yakında eklenecektir)

    Değerleme:

yukarı çık