• avatar

    8. yılımız kutlu olsun: 28 Ağustos 2007-2015
    Daha béğeni yapılmamış.

    tarafından 28 Ağustos 2015 gününde yazıldı, 1275 kéz okundu.
    Bu yazıdaki görüş ve tümceleriñ sorumluluğu, yazarıñ kendisinde olup, burada yér almasıyla Türkçesi Varken Topluluğu'nuñ Türkçecilik açısından çoksesli bir yérlik olması amaçlanmıştır.

    Bugün Türkçesi Varken Topluluğu‘nun (turkcesivarken.com’un) kuruluşunun 8. yılı doldu. Özleştirme akımının bayrağını 8 yıldır taşıyor olmaktan dolayı onur duymaktayız. Bugünlere nasıl geldiğimizi bilmek isteyenler için öykümüzü yazdım;

    ***

    Gün içinde sürekli öksürünce babam da sağlık ocağına götürdü. Ankara’nıñ o soğuk kış günlerinde soğuk kapmamak olanaksız gibidir. Bécerebilene sévi olsun. Babam koltukta oturmuş sıramızın gelmesini beklerken, ben de bekleme odasında yérimde duramıyor, çévremi inceliyordum. Çok değişik gelmişti sağlık ocağı. Dérken bir çerçeveniñ önünde durdum. İçinde insan organlarını gösteren bir şema vardı. Çok ilgimi çektiği için öylece bakakaldım. Ancak üzerinde yazılı açıklamalardan kimilerini añlıyor, kimilerini de hiç añlamıyordum. Añlamadıklarım çok olunca sinirlenmeye başladım. “Bu organlar bizim içimizde yok mu, var! Öyleyse niye bazıları Türkçe de bazıları da yabancı? Niye hepsine Türkçe ad koymamışlar?” diye mırıldandım.

    İşte benim öyküm böyle başlıyor; 9 yaşındayken babamıñ götürdüğü sağlık ocağındaki tablonuñ önünde kendime sorduğum sorularıñ yanıtlarını aramak için yola çıktım. Bu öykümü yıllar soñra yaptığım bir bilinçaltı yolculuğunda ortaya çıkarttım. Çünkü o döneme değin hep bana sorulan; “dil ile ilgili ne zaman çalışmaya başladın” sorusuna “küçüklüğümden beri dile ilgiliyim, ancak nedenini bilmiyorum” dérdim. Artık soran olursa bu öykümü añlatıyorum.

    Aradan uzunca yıllar géçti. Lise 1’deki dönemlerimde bu konu bende yéñiden gündeme geldi. Edebiyat hocamız şunu démişti; “Türkçede iki ünsüz yanyana bulunmaz”. Ben dersi eksik dinlemişim; işin özü sözcük başında iki ünsüz yanyana bulunmaz. Bu yanlış añlama yüzünden düşünceye daldım; “Türkçede Türkçe kökenli sözcük kalmıyor” diye kendimi için için yédim. “Türkçede birinci seslem dışında /o/ ile /ö/ sesleri de olmaz” kuralını öğrenince başımdan aşağı kaynar sular dökülmüştü. Gün boyu Türkçe kökenli sözcükler bulmaya, bulunca da çok sévinmeye başladığım o günlerimi şimdi anımsayınca yüzümde bir gülümseme oluşuyor.

    Dil duyarlılığımıñ yéñiden tavan yaptığı o günlerde yazım kurallarına, dildeki yanlışlara çok ilgi göstermeye başladım. Özellikle lise 2. sınıfta iyice sivrilmeye, yér yér arkadaşlarımı yanlış yazdıklarında uyarmaya, buna ilgi vérmezlerse de kızmaya başladım. Bir arkadaşımla da yazım kurallarını hiçe sayıyor diye küstük. Biraz tartışma yaşayınca soñraki günler de hiç konuşturmadık birbirimizi. Bir keresinde de İngilizce dersinde sert çıkışıp, “dilimize sürekli İngilizce sözcükleriñ girdiğini, yakında bu dersi añlamakta çok da güçlük çekmeyeceğimizi” söyleyip soñrasında hocamızı “genç kuşağa yabancı dil öğrettiği” için hainlik sıfatı eklemiştim.

    Yabancı sözcükleriñ durumunu biliyor ancak elimden de çok da bir neñ gelmediği için bocalıyordum. “Büyüklerimiz bu durumu görmüyor mu, neden kimse el atmıyor?” diye yakınıp duruyordum sürekli. Lise dönemim géñel olarak yakınmayla géçip, bu işleri yapacak “büyükleri” yérmekle géçti.

    Liseden soñra bir işe girdiğimden, kendime bir bilgisayar almış da géñelağ üzerinden birçok kaynağa ulaşır olmuştum. 2005’li yıllarda yazışmalıklar (forumlar) çok gözde idi. Düşünceler burada paylaşılıyor, dileyen dilediği fotoğrafı burada gösteriyor, buralarda yéñi yéñi çıkan görüntüleri yorumluyorlardı. Ben de dil üzerine çalışan yazışmalıkları elimden geldiğince izliyor, okuyor, yorumlarda bulunuyordum. Kimileyin çok güzel yazılan paylaşımlar görüyor, gidip elime bir çay alıyor da zevk duyarak okuyordum. Böylesi bir dönemde bu işi tekeline alan kişiler de ortaya çıktı. Kendileriniñ dédiğiniñ üzerine söz söyletmeyen, eleştirilere bir türlü gelemeyen kişilerce birçok yazışmalıkta engellendim.

    “Büyüklerimizi” beklemekle géçen günlerim, bir gün “ben de artık büyüğüm” diyerek soñ buldu. 2006 güzünde “Türkçesi Varken” adında HTML altyapılı bir tasarımla ücretsiz hizmet véren bir sunucu üzerinden ilk çalışmalarıma başladım. Bu sıra İbrahim ile tanışsam da, bir süre soñra beni yalñız bıraktı. İlk alan adımız turkcesivarken.info idi ancak bunu hiç kullanamadım. Ardınca turkcesivarken.awardspace.com alanadı ile birkaç yazı yazdım. Soñrasında daha kısa olan turkcesivarken.tr.cx üzerine géçtim. İçerik eklemek, güncel tutmak güç idi. Yéñi tanıştığım, kendini “SanalBaba” olarak tanıtan, o günlerde dil üzerine yoğunlaşan yazışmalıklarda tanıtan biri olan Yiğit Tulga ile tanıştım. Çalışmalarıma arka çıkacağını, akça (para) konusunda yardımcı olacağını söylese de, soñraki günler aramızda bir añlaşmazlık çıktı da yollarımızı ayırdık.

    Aradan aylar géçti. Yiğit Tulga ile yéñiden görüşmeye başlamış, “neler yapabiliriz” diye konuşuyorduk. O sıra akça da biriktirdiğimden kendi yazışmalığımızı kurubileceğimizi, buradan düşüncelerimizi herkese ulaştırabileceğimizi söyledim. Yanımda olduğunu belirtip, beni Oktay Doğangün ile tanıştırdı. Böylece yéñiden güç bulan ben, 28 Ağustos 2007’de turkcesivarken.com alan adı ile sunucusunu alıp yazışmalığı kurdum.

    Bir yandan dil ile ilgili bétikler okuyarak kendimi geliştirmeye çalışıyor, bir yandan da yéñi oluşumuzuñ gelişmesi için çırpınıyordum. O günler bize çok ağır eleştiriler geldiğini iyice anımsıyorum. Bize “faşist” diyen de oldu, “dil ırkçısı” diye itham éden de… Yine de kuruluşumuzun 4. ayında TRT 2’de tanıtımımız yapıldı. Soñraki yıllarda dergilerde, çavlıklarda adımızdan söz éttirdik. Bir dönemler bizi yérenler, artık övüyordu. Üçüncü yılımızda yazılarımızı kaynak gösterenlere de denk gelmeye başladık.

    2008’li yıllarda kurumsallaşmak konusunda yalñızca yazıda déğil, yaptığımız toplantılarda da bunu dile getiriyor, üstünde durmaya çalışıyorduk. 2009’da ilk ciddi adımımızı attık da tüzüğümüzü yazıvérdik. Ancak kol çekmeye (imza atmaya) yéterli kişi bulamadık. Klavye şövelyesi çıkıvéren yüzlerce kişiyi tanıma fırsatı yakaladım. Aynı yılıñ güzünde ben Azerbaycan’a, Oktay da İtalya’ya géçince kurumsallaşma işi askıya alındı. Çalışmalarımıza bu kéz géñel ağ üzerinde iyiden iyiye yüklenmeye başladık.

    Bakü’de yaptıklarımızı, oradaki örgütlenmemizi añlatmayacağım. Onlar bambaşka bir yazınıñ konusu, hem yazmaya kalksam ayrı bir bétik olur. Eñ azından bir bölümünü “Göktürkçe Öğreniyorum”da yazmıştım. Sözüñ özü, Bakü’deki 5. yılımıñ soñlarına doğru, Türkiye’ye géri geleceğimden, gelmeden önce kişilerle görüşüyor, ortak yapılacak çalışmalardan söz édiyorduk. Böylece İstanbul’a geldiğim ilk gün, doğrudan bir toplantı düzenledik. 2014 Eylülünde yaptığımız bu toplantıda, Mustafa Bağcı ve kardeşim Cafer dışında kimse elini cebine atmaya, yér tutulmasına, oraya eşya alınmasına yürek édemedi. Böylece bir soñuç alınamadı. Soñraki aylarda yéñi kişilerle, yéñi tanışlarla bu iş üzerinde durduk. Böylece 6 Ocak 2015’te Şirinevler’deki şimdiki yérimizi tuttuk. Toplantı için gün belirledik. Öncesinde konuşup sözleştiğimiz, özellikle Facebook’ta dil üzerine yazılarla kendini iyice tanıtmış biriniñ şu sözleri ibret alınacak türdendir; “Yarın yağmur yağmazsa gelirim”. Bu sözü ilerleyen günlerde birçok kéz yineledik; söyleşilerimizde vurgu yaptık. “Mevsimlik dilciler” diye bir durumuñ olduğunuñ ayrımına vardık.

    İlk tüzüğümüz, kısaltma sorunu -TDD kısaltması başka bir dernekçe kullanıldığı için- dernekler müdürlüğünce elimize géri vérildi. Bir süre “kısaltma ne olsun” diye düşünsek de içimize sinen bir kısaltma bulamadık. Buyüzden yéñiden bir araya gelip kısaltma olmaksızın tüzüğümüze kol çektik. İnceleme soñucu tüzüğümüzde aykırı yazılar bulunduğu gerekçesiyle onay çıkmadı. Bu kéz 3. kéz tüzük doldurmak durumunda kaldık. Dernekler müdürlüğünüñ yérliğindeki örnek tüzüğü bilgisayara indirip, yalñıca eñ üstte adımızı yazıp sunduk. Resmiyet kazanma aşamasınıñ çok da uzamaması için diretmedik. “İlerleyen günlerde asıl istediğimiz tüzüğü yazar, yine sunarız” diye yargıya varıp bu adımı aşmak istedik. Böylece 2 Şubat 2015’te onay çıktı. Artık Türk Dili Derneği adıyla kurumsal bir kimlik kazandık.

    Toplantımızda bir “kuruluş bildirisi” üzerinde durduk. Ortaklaşa bir metin hazırladık ve bu konuda ivedi davranmadık. Bildirimizi Yıldız Teknik Üniversitesi’nde okuma yargısına vardık. Milli Mefkure Birliği ve BOSGEM ile ortaklaşa yürüttüğümüz çalışma soñucu YTÜ’de Göktürkçe kursları düzenleme olanağına ulaştık. 28 Şubat’ta da açılış töreni yapılacaktı. Biz de bu açılış töreninde kuruluş bildirimizi okumanıñ uygun olduğunu düşünerek bu yönde adım attık. Yıldız Teknik Üniversitesi’ndeki Göktürkçe konferansınun sonunda kardeşim Cafer’in, başkan yardımcısı sıfatıyla bildiriyi okunmasından dolayı da “Yıldız Bildirisi” adını vérdik.

    TÜRK DİLİ DÉRNEĞİ

    [YILDIZ BİLDİRİSİ]

    Elinden ne geliyorsa, önce onunla işe başla. – Gaspıralı

    Türkçe, yüzyıllardan béri türlü odaklarca gérek düzenli olarak gérek de bireysel olarak yıpratılmaktadır. Sürekli yérilmekte, aşağılanmaya çalışılmaktadır; ancak Türkçe, yapılan onca saldırıya karşın toplumda mayalanan ozanlarıyla, érmişleriyle, düşünürleriyle karşı durup Türkçemizi bu güne taşımışlardır. Günümüzde bireysel olarak yapılan bu özvériniñ bir ileri aşamaya geçmesi, örgütlü bir yapılanmaya gitmesi gérekmektedir.

    Türkçesi Varken Topluluğu 2007 yılında işte bu géreksinimden ötürü kurulmuştur. Dilbilimsel çalışmalara yoğunluk véren, Türkçeniñ varsıllığını bozmayı değil, özleştirme çalışmalarıyla daha da pékiştirmeyi savunan, Türkler arasında ortak bir dil için çalışmalar yürüten, eskin damgalarımız üzerine ilgi uyandıran yapılanmamız, 2015 yılında dérnekleşme süreciniñ soñuna gelmiş, Türk Dili Dérneği adıyla 2 Şubat 2015’te kurumsallaşmıştır.

    Diller, bélirli odaklarıñ déğil, onu konuşanlarıñ elinde gelişir. Bu soñ derece önemli görevi, kurumlarıñ üzerine almaktan kaçınmasından dolayı Türk Dili Dérneği’niñ kurulması kaçınılmaz olmuştur.

    Türk Dili Dérneği’niñ amacı; târihî ve çağdaş Türk dil ve ağızlarını korumak, yaşatmak, dilbilimsel ölçütler ışığında araştırmak ve araştırma ortamına katkıda bulunmaktır.

    Bu amaçlar doğrultusuda Türkçeye göñül véren, Türkçeniñ gelişmesi için tér dökmek isteyen herkesi aramızda görmek bize kıvanç vérecektir.

    28 Şubat 2015

    Bir daha bir çocuk bir çerçeveniñ önüne géçip de “Neden bunuñ Türkçeleri yok” démesin diye, bir daha bir yéñiyétme “Büyüklerimiz ne zaman ilgilenecekler” diye kaygılanmasın diye Türk Dili Derneği bu sorumluluğu omuzlarına almıştır.

    Türk Dili Derneği, Türk diline uğurlar getirsin.

    Gökbey Uluç

    Değerleme:

yukarı çık